Ana içeriğe atla

NÜFUS, ÜRETİM ve EKONOMİ

Biçimsel üretimden öze doğru, üretim koşullarına evrilme; kaosun öncülüğünde devrimlerin temelinde yer alıyor. Dünya “yeni” demeyelim bambaşka, aklımızın da ötesinde bir yapıya doğru ilerlerken; üretim ilişkilerinin ve biçiminin, biçimsellikten çok öze kaydığı bir evreye giriyor. Bu değişim, toplumsal anlamda devrimlerle desteklenecek.

Ancak bu evrilme, en başta lokal düzeyde gerçekleşeceği için, gündelik yaşamımızda etkilerini gözlemlememiz oldukça zor olacak. Devrimlerin gerçekleşmesi adına finansal anlamda ekonomi, bugün olduğu gibi daraldıkça daralacak ve finansal rüzgârlar çok sert esecek. Fırtınaların ardından, küresel ölçekte finansal depremler yaşanacak.

Sonuç olarak dünya; yeni yapılanmalara dönük, özellikle yeni üretim anlayışını destekleyecek hukuki düzenlemelere yön verecek. Bu değişimlerin birinci evresi olan lokal üretim, yeni yeni algılanmaya başlanıyor. Kavramsal düzeyde düşündüğümüzde en azından bizim gibi toplumlarda henüz değil.

İkinci ayak olan kaos ise ekonomik ve toplumsal krizlerle derinlemesine yaşanmakta. Özellikle 1999 yılından 2018 yılına kadar geçen süre içinde devam eden bu sürecin, daha da uzayacağı ve derinleşeceği görüşündeyim. Çünkü ekonomik krizlerin, inişli çıkışlı grafikler eşliğinde ilerlediğine şahitlik ediyoruz.

Genel anlamda, yani yukarıdan aşağıya tüm toplumsal sınıfları etkisi altına alabilmesi için; grafiksel yapının merkezden, dairesel olarak, halka şeklinde dışarıya doğru genişlemesi gerekiyor. O zaman dünya tarihi “yeni” demeyelim bambaşka, aklımızın da ötesinde; üretim ilişkileri içinde farklı bir uzay-zaman düzlemine doğru ivme kazanacak.

Can Ezgin

Telif  Hakkı Saklıdır 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...