Ana içeriğe atla

Kayıtlar

MİMAR SİNAN ve LALENİN DÖNÜŞÜMÜ

Mimar Sinan bir belgeselini izledim. Sina'ın hayatını ve eserlerine doğru ilerlediği süreci izlerken bugünün dünyasında eksik olan bir parçayı gördüm: kişinin kendi gelişim sürecini takip etmesi ve kendisini pratikte sınaması. Mimar Sinan kendisini böyle bir sürecin içinde bulmuş. Bilgi ve becerilerini pratikte sınayabileceği, aynı zamanda yeni bilgi ve beceriler kazanabileceği bir ortamda yetişmiş. Kendini deniyor, kendini gözlemliyor ve hayatın içinde yapmak istediklerine doğru ilerleyen bir sürecin parçası oluyor. Mimar Sinan'ın hikâyesini benim açımdan özetleyen şey bu. Buradan günümüze döndüğümüzde ise sanki önemli bir eksik halka görüyorum. İnsanların eğitiminden söz ediyorum. İbn-i Sina'dan, Leonardo da Vinci'den, Mimar Sinan'dan yola çıkarak baktığımda, bireyin kendi gelişim sürecine gerçek hayatın içinde katılması aslında başlı başına bir uğraş. Fakat toplumun bunu bir eğitim biçimi olarak yeterince kabul etmediğini düşünüyorum. Burada ciddi bir eksiklik va...
En son yayınlar

DOLANIKLIK ve ZAMAN KADRAJI

Bu konudaki bilgisizliğim ve acemiliğimin bana getirdiği mahkûmiyet duygusunu hissettim. Bilseydim, kendi başıma yapardım. Evet, filozof olmak ya da kültürlü olmak bir şey ifade ediyor; ama bir yere kadar. O nedenle filozofların çağı da trajikomik bir biçimde, bu çağda her şey gibi değersizleştiriliyor. Ama filozof, doğayı ve zamanı yalnızca gözlemleyen değil, ruhu aracılığıyla konuşan insandı.  Şimdi zamanın ruhu da bir tür kuantum dalgalanması yaşıyor. Belki de sonunda onu anlayan bir ruh tarafından ödüllendiriliyor. Zaman insanı değiştirebilir, beden insanı terk edebilir, dünya unutabilir; ama bir ruh başka bir ruhta gerçekten karşılık bulmuşsa, yaşanmışlık tamamen kaybolmaz. İnsan kendi zamanından bir parçayı başka insanların zamanına bırakabilir. Hayat bu açıdan bakınca bize nasıl görünüyor? Bir gün birinin seni gerçekten görmesi; düşünceni, çelişkini, kusurunu, acını, neyi aradığını… Ve bütün bunlara rağmen değil, bütün bunlarla birlikte seni anlayabilmesi. O zaman insan...

SURET ve GERÇEKLİĞİN İÇ HAREKETİ

İnsan bir suretin içinde, benzer suretlerle diğer sureti bir şekilde yok ediyor. Ama biz varlığın ilk suretine bakarken aynı sanıyoruz. Dolayısıyla nesneler zamanı, hafızayı ve bunlara bağlı olan ilişkileri manipüle ediyor. Her şey, bir monolit ile uyanan merakla; suretin içinde benzeyen ve sürekli konuştuğumuz ruh hâlimizi, monolit ile görünür kılıyor. Bunlar felsefi açıdan insanın anlayışı ve kavrayışı ile ilişkilendiriliyor. Varlık, suretler aracılığı ile sarmal şekilde bir üst Tin'e ulaşıyor. Gladyatör II filminde bu, çok bilinçli olmasa bile bir şekilde senaryo bağlamında anlaşılır olmuş. Roma'daki merkezde duran iktidar yozlaşmış. Tin bu toplumsal düzende çarpışık. Ama bir Lucius var. Böylece Tin'in kendine ait, evrensel ölçekte özerk bir alanı olduğunu keşfetmiş oluyoruz. Çünkü Lucius rüyalarında önemli imgeler, yani onu uyaranlarla karşılaşıyor. Lucius henüz bilinçli olarak kavramadan önce, rüyalar aracılığıyla bazı imgelerle karşılaşıyor. Bu imgeler ona bir şey s...

ALBATROS’UN KANATLARI ve SENTEZ ZEKÂ

Albatros’un kanatları olmasaydı nasıl uçardı? Kanatları olsaydı, yön duygusu olmasaydı nasıl gideceği yere gidebilirdi? Buradaki mesele Albatros’un kanatlarının varlığı ya da yokluğu, yön duygusunun ne olduğu, nasıl çalıştığı değil. Odağımız kişi ve kurumlar değil. Bunun nedeni, odağımızı kişi ve kurumlara yönelttiğimizde düşünce alanımızı daraltmamız. Enerjimiz, olması gereken ölçekte ve biçimde dağılmıyor. Çevremizde daha fazla kirlenen enerji seviyeleri artıyor. Negatif duygular tutumlarımızı şekillendiriyor, yüklerimiz bizi aşağıya çekiyor. Bu sebeple bilgiyi, kavramları ve insancıl anlamda sanatı iç dünyamızın odağına çekiyoruz. Kendimizi bilmek, sorulara eğilmekle mümkün olabiliyor. Herkesin mutabık kaldığı, bilimden ve sanattan uzak cevaplar bizleri var olan pozitif enerjiden mahrum bırakıyor. İnsan sürekli tatmin araçlarına odaklanıyor. Enerji ve tatmin bize kendimizi iyi hissettiriyor. Ancak mevcut pozitif enerjilere bilimle ve sanatla anlam katabildiğimizde, negatif enerjiyi ...

IŞIĞIN KOZMİK YOLCULUĞU ve MADDEYLE ETKİLEŞİMİ - II

Elmasları düşünelim. Grafit de karbondur; ancak atomların dizilişi farklıdır. Bu nedenle grafit yumuşaktır ve elektriği iletirken, elmas olağanüstü sertliği ve ışıkla kurduğu farklı ilişkiyle öne çıkar. Yani mesele yalnızca "hangi madde?" sorusu değildir; aynı zamanda maddenin nasıl organize olduğu sorusudur. Geleceğin uzay araçlarında da mesele yalnızca daha fazla enerji üretmek değil, maddenin yapısını olağanüstü şekilde düzenleyerek ışıkla etkileşimini değiştirmek olabilir mi? Elmasın karbonu farklı bir yapıya dönüştürmesi gibi, insanlık da bir gün maddeyi öyle bir düzenleyebilir ki ışıkla kurduğu etkileşimden yeni teknolojiler ortaya çıkabilir. Belki geleceğin uzay araçları yalnızca motor gücüyle değil, malzemenin kendisinin ışıkla kurduğu etkileşimle ilerleyecektir. Henüz "elmas gibi ışıkla itilen bir uzay gemisi" diye bir teknoloji yok. Ancak düşünce olarak burada önemli bir noktaya ulaşıyoruz: Medeniyetlerin büyük sıçramaları bazen yeni bir enerji kaynağı bu...

IŞIĞIN KOZMİK YOLCULUĞU ve DÖNÜŞÜ - I

Perseverance gezgininin Jezero Krateri'nde incelediği bir kaya üzerinde, yüzeye çok yakın bir bölgede makromoleküler organik karbon tespit edildi. Bu bulgu, Mars'ın geçmişte yaşamı destekleyebilecek kimyasal koşullara sahip olduğuna dair kanıtların giderek arttığını gösteriyor. Mars üzerine düşünürken aklıma Güneş Sistemi'nin sınırları geldi. Plüton'un ötesindeki karanlık bölgelerde henüz keşfedilmemiş büyük gök cisimleri olabilir mi? Bu, ilk bakışta bir varsayım gibi görünse de bilim dünyasında tamamen yabancı bir fikir değildir. Gökbilimciler uzun zamandır Kuiper Kuşağı'nın ötesinde, bazı gök cisimlerinin sıra dışı yörüngelerini açıklayabilecek büyük bir gezegenin varlığını araştırıyorlar. Halk arasında "Dokuzuncu Gezegen" olarak bilinen bu hipotez henüz doğrulanmış değildir; ancak evrende bilmediğimiz yapıların olabileceğini gösteren önemli bir araştırma alanıdır. Buradan hareketle farklı bir olasılık düşünelim. Jüpiter büyüklüğünde, ancak kütlesi çok d...