İnsan bir suretin içinde, benzer suretlerle diğer sureti bir şekilde yok ediyor. Ama biz varlığın ilk suretine bakarken aynı sanıyoruz. Dolayısıyla nesneler zamanı, hafızayı ve bunlara bağlı olan ilişkileri manipüle ediyor. Her şey, bir monolit ile uyanan merakla; suretin içinde benzeyen ve sürekli konuştuğumuz ruh hâlimizi, monolit ile görünür kılıyor. Bunlar felsefi açıdan insanın anlayışı ve kavrayışı ile ilişkilendiriliyor. Varlık, suretler aracılığı ile sarmal şekilde bir üst Tin'e ulaşıyor. Gladyatör II filminde bu, çok bilinçli olmasa bile bir şekilde senaryo bağlamında anlaşılır olmuş. Roma'daki merkezde duran iktidar yozlaşmış. Tin bu toplumsal düzende çarpışık. Ama bir Lucius var. Böylece Tin'in kendine ait, evrensel ölçekte özerk bir alanı olduğunu keşfetmiş oluyoruz. Çünkü Lucius rüyalarında önemli imgeler, yani onu uyaranlarla karşılaşıyor. Lucius henüz bilinçli olarak kavramadan önce, rüyalar aracılığıyla bazı imgelerle karşılaşıyor. Bu imgeler ona bir şey s...
Albatros’un kanatları olmasaydı nasıl uçardı? Kanatları olsaydı, yön duygusu olmasaydı nasıl gideceği yere gidebilirdi? Buradaki mesele Albatros’un kanatlarının varlığı ya da yokluğu, yön duygusunun ne olduğu, nasıl çalıştığı değil. Odağımız kişi ve kurumlar değil. Bunun nedeni, odağımızı kişi ve kurumlara yönelttiğimizde düşünce alanımızı daraltmamız. Enerjimiz, olması gereken ölçekte ve biçimde dağılmıyor. Çevremizde daha fazla kirlenen enerji seviyeleri artıyor. Negatif duygular tutumlarımızı şekillendiriyor, yüklerimiz bizi aşağıya çekiyor. Bu sebeple bilgiyi, kavramları ve insancıl anlamda sanatı iç dünyamızın odağına çekiyoruz. Kendimizi bilmek, sorulara eğilmekle mümkün olabiliyor. Herkesin mutabık kaldığı, bilimden ve sanattan uzak cevaplar bizleri var olan pozitif enerjiden mahrum bırakıyor. İnsan sürekli tatmin araçlarına odaklanıyor. Enerji ve tatmin bize kendimizi iyi hissettiriyor. Ancak mevcut pozitif enerjilere bilimle ve sanatla anlam katabildiğimizde, negatif enerjiyi ...