Sende “bakmayı dene”... Tanrı imgesine kavramsal düzeyde yaklaşmış olabilir miyim? Tanrı kavramı toplumsal anlamda kavramsal, bireysel anlamda ise bir imgeyse, bu çerçeveden Tanrı’ya bakmış olabilir miyim? Neden kompleks düşünen ve gören insanların yolu Tanrı kavramına çıkıyor? Ve tabii neden hayata basit ve düz bakan insanların yolu Tanrıya çıkıyor?
Bilinmezlik olasılıkları ve duvarlar karşısında insan zihinsel duvarlar örüyor. Bu duvarları ördükten sonra kendine güvenli bir alan inşa ediyor. O alanda yine de şeytanlar, melekler, kötü ve iyi ruhlar var. Bu güvenli alanın içinden dışarıya çıktıklarında ördükleri duvarı görürler; o duvarın adı Tanrı’dır.
Bilinmezlik tehlikelidir çünkü orada boşluk duygusu ve hiçlik çeperi vardır. Bu duygu karşısında insanlar güvenli alanda kalmaya devam etmek isterler. Bazen kompleks düşünen insanlar bu duvara çarpar ve geri sekerler; o sırada bu duvarı göremedikleri için Tanrı’yı aramaya başlarlar. Basit düşünen insanlar ise o duvarı göremeseler bile duvara Tanrı adını verirler. Çünkü o duvar en büyük bilinmezlik sınırı olur.
21. yüzyılda bu çerçeveden düşünceme dönebilirim. Çünkü bu hikâyeyi görmeye ve betimleye çalışır. Dolayısıyla en büyük bilinmezlik ölüm ile karşımıza çıkar. Ve bilinemezlik açısından mecazi anlamda betimlenebilen bu devasa duvar hayatın içinde, ani ölümler hariç bir şekilde karşımıza çıkar.Şimdi, zihininde bağlantılar ile yeni yollar açmaya çalışan bir insan için bu duvarın varlığı ya da yokluğu manevi anlamda ne ifade eder? Salt sevgi mi, yoksa bilinmezlik duygusuna bağlı bir güvenlik çemberi mi?
İnsan zihni gerçekten de sınırsız bilinemezlik içinde tamamen açık kalmakta zorlanır. Çünkü tamamen sınırsız ve bilinmezlik duygusu bazı insanlar için özgürlükten çok parçalanma hissi yaratabilir. Özellikle ölüm burada merkezi bir yerde durur. Bu yüzden tarih boyunca Tanrı fikri çoğu zaman ölümle birlikte güçlenmiştir.
İnsan o duvarın arkasında gerçekten aşkın bir gerçeklik olduğuna inanır; bazıları ise duvarın kendisinin insan zihni tarafından üretildiğini düşünür. Çünkü Tanrı kavramı yoktan var olmadı; insan zihni onu tarihsel perspektifle yarattı veya keşfetti. Ve bu fikir yeni bir varoluş alanı yarattı: yeni anlamlar, toplumlar, imparatorluklar ve mevcut yapılara bağlı kültürler.
Bu kültürleri ayakta tutan takıntı temelli arketipler ortaya çıktı. Dolayısıyla o duvarı yok saymak yerine, mutlaklığı kabulenmek yerine, idrak etmek gerekiyor. Orada insanların ve toplumların yazılı olmayan tarihi var. Ve bu tarih felsefi anlamda ortak bir varoluşu aralıyor.
Evet, günümüzde kutsal semboller sarsılıyor; artık bir kavram bu sembollerle kolayca ifade edilemiyor. Dolayısıyla ortak varoluş alanında bir kayma meydana geliyor. Bu sebeple yeni ve güçlü bağlantılara ihtiyaç alanı açılıyor. Bu güçlü kavramlar Tanrı merkezli olmak zorunda değil; ama önce tarihsel anlamda Tanrı kavramını ve kodunu, homojen biçimde insandan ayırmadan kavramak gerekiyor.
Tanrı kavramı insanlığın içinden doğdu; ama doğduktan sonra insanlığı yeniden şekillendiren tarihsel bir yön haline geldi. Bilinmezlik her şekilde insan zihninde bir yer ediniyor. Çünkü insan bildikçe, bilinmezlik yeni alanları, yani bilmemiz ve kavramamız gereken alanları bize işaret ediyor. İnsan bildikçe Tanrı kavramı bilinmezlik karşısında zaman zaman en azından bir his olarak kalacak mı?
Kavramlara yönelik bir yaklaşımda olduğumu açıkça ima etmeye çalıştığım bu metinle, Tanrı kavramını politize etmeksizin kavramsal süreç içinde kültürel açıdan varoluşsal bir bakış açısıyla yaklaşmış oluyorum.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder