Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle.
Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur.
Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmadığın bir toplumda… Böyle bir dünyada algımız benmerkezci olur muydu? Muhtemelen hayır. Çünkü kabul görme kaygısı, insanı sürekli kendine doğru büküyor. Bugünün dünyasında yaşam koşullarını dostluklarla ve seviyeli ilişkilerle taşımamız gerekiyordu; ama bunu başaramadık.
En karanlık günlerde, elektriğin olmadığı zamanlarda, senin resmini yapacağımı hayal ediyorum. Ruhunu aydınlatmak için. Duvarlara, yollara… Çünkü ateş her yeri sarabilir. Yangın bazen dışarıdan gelmez; içeriden başlar. Herkesin kendi gücüne güvenmek zorunda kalacağı bir zaman yaklaşıyor. Büyük bir savaş çıkarsa, insanın tek sığınağı yine kendisi olacak.
Böyle bir savaşta insanlığın ne kadar büyük değer kayıpları yaşayacağını tahmin edebiliyorum. Sevdiklerimi birkaç yıl içinde kaybedebilirim. Varlık bana çıplak yüzünü gösterecek. Buna hazır olduğumu sanıyorum. Soğuk ve barınaksız günler görebilirim. Yıldızlı geceler tek tesellim olur. Çağlar birbirine karışır. Bu çatışmalar dışarıdan bakıldığında bir güç paylaşımı gibi görünür; ama gerçekte öyle değildir. Çünkü savaş sınır tanımaz.
Dünya içerden alev alabilir. Ormanda bir ağaç yanmaya başlamıştır; kimse söndürmez. Hatta bazıları üzerine benzin döker. Bunun yaşanacağını bilmek ağır bir yüktür. Sebepleri üzerine düşünmek ise bazen insanı aşar. Ama şunu biliyorum: Savaş kapıda değil; içimizdedir.
Bu yüzden hâlâ bilgiye, doğruluğa ve gerçeği eğip bükmeden seçebilme cesaretine ihtiyacımız var. Değerlere açık olmaya, şeffaflığa ve iç dengemizi korumaya… Sadece kendi açımızdan değil, karşımızdaki insan için de en iyisini talep edebilmeye. Bu talebi yaratıcı bir biçimde dile getirebilmeye. Güven iklimini açıkça kurmaya ve onu koruyacak davranışları geliştirmeye…
Belki de insanı insan yapan, tam olarak budur.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder