Derin düşünce, dostlarla amaçsız yürüyüşe çıkmaktır. Bir filozof böyle söylemişti… Dostlarla arayışa çıkabilmek.
Üç beş aydan beri zamanın farklı yapılarını tecrübe ediyorum. 0:59. dakika gibi bir zaman anomalisinden sonra hayata bakışım değişti. Lokal zaman ile öznel zaman arasında tutarlı sorgulamalar yaparken bir anda zaman genişlemesine dair metafizik çıkarımlar yaptım. 0:59 dakikalık bir zaman kaybı beni olumlu anlamda etkiledi. Şu günlerde ise zamanın nasıl daralabildiğini tecrübe ediyorum. Ama ben zamanı genişletebilirsem, sanatıma yüzümü ve ruhumu dönebilirim.
Bu süreçte sosyolojik olarak ne kadar sığ olduğumuzu da gördüm. Bu sosyal yapıyı aşamazsam sanatımdan kopacağımı düşünüyorum. Feodal ilişkiler modern maskeler takıyor; bu ilişkilerde zaman daralıyor ve satın alınabilir bir emtiaya dönüşüyor. Ben şimdi neye dönüşüyorum ve bunu yeni yeni fark etmeye başlıyorum.
Yürüyüş bitmedi…
Duygu ve düşüncelerin zamanla çözüldüğünü; insanların feodal yargılarla hareket ederken modern hayatın konforlarına düşkün olduklarını görüyorum. Bu konfor alanlarını kendi istekleri ve gelecek kaygılarına göre dizayn ediyorlar. Bunu yaparken de iki yüzlü davranıyorlar. Bu tablo benim nazarımda bir zaman sıkışması olarak beliriyor. Aslında bu durum, sınıfsal bir pres anlamına da gelebilir. Zaman burada sıkışıyor ve yıkım kaçınılmaz hâle geliyor.
Hâlbuki sanat, bize alternatif bir bakıştan ikinci bir yol olabileceğini gösteren en önemli eylemdir.
Bu nedenle konfor alanımı daraltıyorum. İnsanlara, konfor anlamında sahip olabilecekleri konfor alanlarını veririm; çünkü onların istedikleri budur. Bilmiyorlar ki konfor alanı acıyı dindirmez, onu uzatır. Arınmak gibi bir istekleri de yok. Bu nedenle kendi konfor alanımı daraltacağım. Sade bir hayat… Bu alternatif senaryo aslında bir kriz senaryosudur. Doğrusu, ben konfor alanlarında da üretken olabilirim. Ama konu bu kadar basit değil.
Sığ ilişkiler benim duyumsama alanımı çökertiyor. Örneğin tabiat olaylarına bakarken bir ahenk göremiyorum. Çünkü feodal ilişkilerden doğan mobil yapı, bu evrensel ve özgür alanı kirletiyor. Toprağa körü körüne bağlı feodal kalıntılardan söz ediyorum.
Geleceğimi bireysel kaygılarıma teslim edemem. Sanatımın ışığı için kimseye teslim olmam. Onların doğrularını biliyorum. O doğruların arasında arka kapıdan sıvışmak da var.
Bu sebepten dolayı zor zamanlardan geçiyoruz. Konfor var ama ilişkiler feodal. Sanat var; fakat elitize edilmiş. İnsanlar bu çerçevede iletişime ve anlayışa kapalı. Oysa sanat bir toplumun can damarıdır.
Bir taraf günlük güneşlik; diğer taraf acı otlarla çevrili, bakımsız bir bahçe. Bir tarafta ise ışığın varlığı var: Karanlığın içini aydınlatabilen bir ışık. Bu ışık, her iki yana da seslenebilecek bir varoluş aşaması ve zamanıdır.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder