Ana içeriğe atla

DÜŞLERİNDE IŞIĞIN DÜŞTÜĞÜ YAMAÇLAR

Orada beni beklediğini fısıldıyorsun. Dağların ardında… Gözleri yıldızları seyreden, o sonsuz karanlığa bakan bir ceylan gibi. Kendime yakın hissetmemiştim. Ama şimdi görüyorum ki ışık ikimize de tepeden, o yamaçların zirvesinden vuruyor.

Burası yalnız ve düşünceli insanların olduğu tepe. Kendi iç dünyamı görüyorum ve seyrek de olsa bu tepede duran insanların sözlerini duyuyorum. Yani hayatta olmayan ama yollarda izler bırakmış o güzel insanları… Bu tepe; benim ve benim gibi insanların unutulduğu ruhsal bir alan. Burada sadece iç dünyam dile gelmiyor. Dile gelen şey; zamanın içindeki süreklilik ve yer yer hissedilen zamansızlık.

Çirkin ilişkiler kök saldığında, dünya kan ağladığında bir ses duyarım. Bu ses, içimde bir melodi gibi çalışır. Seslerdir onlar… Notaları ise imgelerdir. Bu imgelerden birbirine bağlanan yollar çıkar karşıma.

Kışın ortasında, Kibritçi Kız gibi düşlerim sıcak anları. Bir kibrit bir odun olur, bir odun ocak olur, bir ocak yuva olur ve saf sevgi, ateş böcekleri gibi kibritin ucunda yanmaya başlar. Sonra kibritler biter. Günler geçer. Karlar eridiğinde fark edilen şey, Kibritçi Kız’ın yüreği olur. O karların altındayken aslında bedeni donmamıştır. İnsanlar bu olguyla yüzleşir. Sonunda güneş, Kibritçi Kız’ı görür.

Burada insanların özünde eşsiz bir potansiyel vardır. Kendi özünden gelen sevgi ve onun kâinatla olan bağı sayesinde dönüştürücü bir güç taşır insan. O nedenle sanatı yaşıyorum. Çünkü yaşarken dönüşüyorum.

Sabit bakış bizi bu özden uzaklaştırıyor. Dönüşmeyince de kâinatın içinde önemsizleşiyoruz. Ve hep şu ikilemin içinde kalıyoruz: Kendimize biz mi kötülük yapıyoruz, yoksa bize mi kötülük yapıyorlar? Biz, başkasını değil; kendimizi yaşamaya geldik. Hayat bize her şeyi eksiksiz vermek zorunda değil. Ama kendimize dönük yazgımız, bizi biz yapıyor.

Bu yazgının içinde gereksiz hiçbir şey yoktur. Ya da gerekli olan bir şey mutlaka vardır. Ama şu bir gerçek: İnsanlar, insanlarla uzanır birbirine. Her insan benden ve bizden bir parçadır. 

Bile bile ateşe düşenlerden kim olmak ister? Ama insanlar çoğu zaman bilmeden yazgılarına katlanır. Sonra, yaşarken öğrenmenin ve bilmenin tadını çıkarırlar. En büyük mutluluk, kendimizi herhangi bir kalıba sıkıştırmadan, özümüzden yaşayarak öğrenmektir.

Peki öz nedir? Ben burada düşüncedeki öz kavramından söz ediyorum. Bu öz, insanda nasıl var olur?

Örneğin herkes bir Sokrates olamaz. Ama Sokrates, ahlaki ve düşünsel anlamda özüne göre yaşadı. Ve mutluydu. Çünkü evrensel ölçekte hangi konuda kendisi olduğunu fark etmiş bir insandı. Baruch Spinoza da benzer şekilde, kendi özünü doğadan ayrı tutmadan yaşadı.

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...