Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sanat Felsefesi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

GEZGİN BİLGE ve GELİNCİK

Bilgi; kesinleşmiş, sınanmış, fakat dönüşümün içinde sürece dâhil olan bir farkındalık olgusudur. Farkındalık ise yalnızca görüneni algılamak değil; buz dağının arkasını, sağını, solunu ve tabii ki görünmeyen yanını hissedebilmek, tasavvur edebilmek, gözlemlemek, araştırmak ve anlamı derinleştirme eylemidir. Albatros, burada aslında varoluş alanından söz ediyoruz. Bilgi, bizi bazen kesinlik içeren beklentilere doğru sürükler. Oysa yaşamın döngüleri gözümüzün önünde sürekli devam etmektedir. Bilimsel anlamda zaman 24 saattir. Fakat bir günlük zaman döngüsü içinde Dünya; atmosferik olaylardan manyetik dalgalanmalara, canlıların ritimlerinden iklimsel ve mevsimsel değişimlere kadar sayısız etkileşimden geçer. Bizim için geçen zaman sadece 24 rakamından mı ibarettir? Gerçekte bu süre içerisinde gerçekleşen değişimler; milyonlarca yıl öncesine dayanan büyük dönüşümlerin, dengelerin ve döngülerin devamıdır. Bu nedenle yaşamın her anına şükranla bakmak gerekir. Başka bir farkındalık ölçüsü ya...

ZAMANSIZ SANAT ATÖLYESİ ve TERASTA Kİ KEDİ

Hayalimde bir terasta var... Sanat dünyama ışık katabilecek, geniş, alabildiğine büyük bir teras. Biz orta kattayız. Üst katımız ise boş. Evin şu sıra tadilatı var; bitince kiraya verecekler. Uygun bir kiraya verilirse, orası benim için bambaşka bir anlam taşıyor. Ev dubleks ve terası var. Şu anda tutmak için ekonomik gücüm yok ama hayal ettiğimde orası sessiz bir çarşının içinde, sanat için ayrılmış özel bir üretim yeri oluyor. Evim hemen altında; üst kat ise tamamen sanat için kullanılabilir. Büyük tuvallerin çalışıldığı, eserlerin saklandığı, taslakların geliştirildiği, görüşmelerin yapılabileceği sanat atölyesi… Uzun soluklu çalışmaların, özellikle " Sanat Renkleri"  gibi sosyal ve kültürel düşüncelerin gelişeceği bir sanatla iç içe bir dünya. Böyle bir yer beni daha özerk kılardı. Seri çalışmalarımı eşgüdümlü şekilde sürdürebilir, düşüncelerimi daha özgür bir ortamda geliştirebilirdim. Çünkü sanat bazen sadece bir masa ve tuval değil; kendi zamanını oluşturabileceğin bir...

TANRI'NIN IŞIĞI ve İZDÜŞÜMÜ: Bakış ve Sanat Üzerine Bir Deneme

Tanrı'nın Işığı ve Bir Sanatçı Yaklaşımı Mitsel dünya kimin izdüşümü?  Bunlar hayatımızın içindeler; onları bir arada görüyorum. Tam da bu noktada sanat gündeme geliyor. Çünkü sanatın önemli işlevlerinden biri, henüz adı konmamış sembollere bilinenin aksine kavramlar aracılığıyla biçim vermektir. Bazen bir resim, bir şiir ya da bir heykel, felsefenin yıllar sonra kavramsallaştıracağı bir düşünceyi önceden sezebilir. Bu yüzden sanat yalnızca estetik bir etkinlik değildir; aynı zamanda kavramsal üretimin de bir alanıdır. Bir ressam bazen yeni bir kavram icat etmez; fakat öyle bir sembol kurar ki insanlar, o sembol üzerinden yeni kavramlar geliştirmeye başlar. Öyleyse bir sanatçının ana malzemesi, evrenle olan etkileşimidir. Tanrı'nın Işığı... Bu izdüşümü, sanatçının bakışıyla gözünde başka türlü var oluyor. Tanrı'nın ışığı, gökten inen bir ışık değil; evrenle kurduğumuz ilişkinin içinde fark ettiğimiz bir aydınlanma olabilir. Belki de Tanrı'nın ışığı aslında bir yansımadı...

SANAT TUTUMU ve ETİK

Şunu kavrıyorum: Etik, sağlam ve ölçülü bir ekosistem içinde kendini gösterir. Sanat ise bu ölçütün hem kaynağı hem de izdüşümüdür. Bence burada önemli olan nokta şudur: Etik, somut olarak yaşayan ve işleyen bir model aracılığıyla görünür hâle gelir. Böylece etik, yalnızca uyulması gereken kurallar silsilesi olmaktan çıkar; insanı, üretimi ve yaşamı birlikte taşıyan bir ekosistemin doğal niteliğine dönüşür. Bu bakış açısıyla etik, dışarıdan dayatılan bir buyruk değil; dengeli, sürdürülebilir ve yaşanabilir bir yaşam biçiminin görünür ifadesidir. Sanat ise bu yaşam biçiminin hem tanığı hem de geleceğe uzanan izdüşümüdür. Burada zamanın eş düzeyde yaratıma dağılması vardır. Bu, yaşama biçiminin izidir. Hep böyle olmadı mı? Köprüler de bu izlerin devamı ya da başka yönlere açılan bakış açıları değil midir? Sanat, dünyayı ve yaşamı karşılamaya hazır olmaktır. Ancak "hazırsın" sözü kesinlik üretir. Oysa sanat, kesinliğe çıkılan bir yolculuk değildir. Sanat; olan ile olacak olan a...

RENKLİ DÜNYALARIN HAYALLERİ

Dünyanın renkleri o kadar fazla ki, hayallerim kadar.  Can Ezgin Telif Hakkı Saklıdır

DÜŞÜNCE ATÖLYESİNDEYİZ

Düşünce Atölyesindeyiz... Bu atölye dostluğa, sevgiye ve aydınlığa açılıyor, Albatros. Burada resimlerimi ve yazılarımı derlerken birlikte yeni ufuklara bakacağız. Bazen insan ruhunun derinliklerine, bazen evrenin dansına, bazen de dünyanın hâllerine yöneleceğiz. Nereye bakarsak bakalım, kendimizi yeni kıvrımların ve sarmal döngülerin içinde bulacağız. Geometrinin çizgilerindeki evrensel tınıların, insan ruhuyla ve bedenimizin kıvrımlarıyla ışıkta kurduğu ilişkiyi şölenlerle karşılayacağız. İnsan zekidir, evet. Ancak zekâ tek başına ne ifade eder? Burada anlayışın ve kavrayışın estetiği önem kazanır. Estetik ile duygu, duygu ile insan ruhu birbirini tamamlar. Zekâ ve insan ruhu aynı potada buluştuğunda, kavrayışın ve anlayışın estetiği doğar. İşte o anda, bu estetik varoluş alanına temas eder. Sevgi, sarmal bir hareketle yaşama yüzünü dönerken, zekânın ışığıyla ve duygunun derinliğiyle buluşarak varoluşa katılır. Belki de insanın en büyük yolculuğu, akıl ile ruhun, estetik ile yaşamın ...

TÜRBÜLANSA MARUZ KALAN KUŞLAR

Dünyada yakında olağanüstü bir gelişme olacak mı? Olumlu anlamda ekonomik, sosyal ve yaşam kalitemizi iyileştirecek bir gelişme... Bu sebeple insanlar birbirlerine karşı daha fazla dayanışma ve yakınlaşma sağlayacaklar. Bu süreç yalnızca bireysel yaklaşımlara bağlı olmayacak; kurumsal yapılar da bu dönüşüme iştirak edecek. Makro yapıların önemini kavrıyoruz. Makro değişimler, mikro yapıları dönüştürüyor. Mikro yapılar, enerji paylaşımıyla makro yapılardaki değişimler karşısında uyum sağlamak için bir araya geliyorlar. Daha sonra mikro yapılar organize oldukça, bu yapıların içindeki küçük bir değişim rüzgârı bile organizasyonu yeniden değişime zorluyor. Kanımca makro yapılardaki bir değişim, bu süreci tetikleyebilir. Değersizleşmek alışkanlık oldu. İnsan, bu yüzyılda yetersiz olduğunu gördü. Peki insanlık neyle karşı karşıya? Belki de birbirini anlamaya çalışanlar değil, daha uç noktalarda yaşamayı deneyimlemek isteyenler çoğalacak. Bu iyi bir şey mi? Umarım öyledir. Başı ve sonu olmaya...

DÜŞLERİNDE IŞIĞIN DÜŞTÜĞÜ YAMAÇLAR

Orada beni beklediğini fısıldıyorsun. Dağların ardında… Gözleri yıldızları seyreden, o sonsuz karanlığa bakan bir ceylan gibi. Kendime yakın hissetmemiştim. Ama şimdi görüyorum ki ışık ikimize de tepeden, o yamaçların zirvesinden vuruyor. Burası yalnız ve düşünceli insanların olduğu tepe. Kendi iç dünyamı görüyorum ve seyrek de olsa bu tepede duran insanların sözlerini duyuyorum. Yani hayatta olmayan ama yollarda izler bırakmış o güzel insanları… Bu tepe; benim ve benim gibi insanların unutulduğu ruhsal bir alan. Burada sadece iç dünyam dile gelmiyor. Dile gelen şey; zamanın içindeki süreklilik ve yer yer hissedilen zamansızlık. Çirkin ilişkiler kök saldığında, dünya kan ağladığında bir ses duyarım. Bu ses, içimde bir melodi gibi çalışır. Seslerdir onlar… Notaları ise imgelerdir. Bu imgelerden birbirine bağlanan yollar çıkar karşıma. Kışın ortasında, Kibritçi Kız  gibi düşlerim sıcak anları. Bir kibrit bir odun olur, bir odun ocak olur, bir ocak yuva olur ve saf sevgi, ateş böce...

ZAMAN ve MEKÂN TAŞI

Dünyanın bazı meydanlarında dikili taşlar vardır. Zaman anlatılmak istenmektedir. Bilinç ile zaman ve mekân arasında kurulan bir bağdır bu. Belki de başlangıçta astronomi temelinde koordinat anlamıyla ilişkiledirilmiş olabilir. Zamana hükmeden tanrısal güçler varsa, bu tanrısal zamana açılan yön aynı zamanda tanrısal bilinçtir. Tanrısal zamana her bilinç bağlanamaz. Çünkü bu zamanı anlamak, evrensel zamanı ve Güneş Sistemi’mize bağlı zamanı kavramaktan geçer. Dolayısıyla bir şeyin içinde yaşıyor olmak, o şeyi anlayabileceğimiz anlamına gelmez. Evrensel zaman tek bir zaman fikri değildir; zamanın varlık sebepleri vardır. Dönelim dikili taşların sürecine. İnsanın bilinci, yani özü, kendine yeterince açık değildir. Birçok sistem, yapıyı yönlendirmek için toplumsal anlamda tasarlanır. Eğer bilincin tarihsel ve kültürel bir yapısı varsa ve bu yapı zaman ile mekânla bağlantılı bir süreçten geçiyorsa, kültür ve bakış açısı dolayısıyla bu süreçlerde doğan anlamlara verilen yaklaşımlar da b...

BİLİNÇSEL YAKLAŞIM ESNEK ARAYÜZ

Şu anda çalışmalarıma odaklanmaya çalışıyorum. Mantıklı bir işe girişirken, “Kaçta başladım, ne kadar zaman aldı?” gibi sorular üzerinden düşünebilirim. Kendimi kendimle yarıştırmam; bunun yerine “Nasıl daha pratik yapabilirim?” gibi söylemler üzerine düşünmeye başlarım. Bugün bitti. Yarın ne yapacağımı biliyorum. Somut bir örnek vermek istiyorum. Çıkarım yapmak konusunda zorlanıyorum. Devreye zaman kavramı giriyor; fakat bunu kavramlaştıramıyorum. Metafizik bir karşılığı dahi yok gibi geliyor. Bu durum uzun zamandır oluyor, ancak üzerinde çok durmuyorum. Benim ana konum, ortada farklı bir bağlantı ağı olduğu düşüncesi. Bu zamansal bir durum ve farklı bir his uyandırıyor. Böyle bir gelişme bende nasıl bir farkındalık ve dikkat oluşturabilir? Bir köprü gibi… Dikkatimi nereye verirsem, sistem orayı büyütüyor. Düşünceleri bu şekilde ele alıyorum. Paylaştığım konunun arkasında daha girift yapılar var. Yani somut bir durum, bizim kavrayışımızın ötesinde soyut bir alan yaratıyor. Bu soyu...

DÜŞ BAHÇESİ RÜZGÂRLARI

Şairin dizilerinde hüzün vardır. O çiçekler, hüzün rüzgârıyla dans eder. Nazlıdırlar, kırılgandırlar; ama yine de mevsimleri karşılamaya devam ederler. Bu manzara, bir ressamın düş bahçesini andırır. Gerçek değildir belki, ama gerçeğin içinden doğmuştur. Çiçekler o düş bahçesine umut serpiştirirler.  Bakışlarım içten dışa, dıştan içe yönelir. Bazen ılık bir bahar rüzgârı gibi hafifim, bazen de ağaçları kökünden söken bir fırtına kadar sert. Duygularım yağmur gibi yağar; toprağı canlandırır, hayatı besler. Bazen bir çiçek kadar nazlı ve kırılganım, ama umudu yaşatmayı sürdürürüm. Köklerim vardır ve bu kökler beni eğmiyor.  Çiçek neden kırılır ama boynunu eğmez? Çünkü o, tohumlarıyla ve rüzgârla vardır. Rüzgârla konuşmak, belki savrulmayı istemektir; çiçekler bunu ister. Tohum olmak, kendinden vazgeçiş gibi görünür. Peki, kendinden vazgeçenler çiçek açar mı? Çiçekler, rüzgârlarla tohumlarını ücra yerlere taşır. Bu, bir çiçeğin kendinden vazgeçişi gibi görünür ama aslında hayat ç...

SANAT, BİLGİNİN KABUKLARI ve BAĞLANTI

Bilginin kabuğundan içe evrilen birey, bağlantısal düzlemde homojen ve sanatsal ilişkiler yaratıyor. İletişim dünyası, bağlantıdan bilgiye; bilgiden ise anlama doğru evriliyor. Bugün asıl kritik eşik, anlamın kişisellikten ve bireysellikten arındırılma girişiminde ortaya çıkıyor. Çünkü anlam, yalnızca üretilen bir şey değil; aynı zamanda paylaşılan, dönüştürülen ve yeniden kurulan bir yapıdır. Bilgi temelli bireysel dünya perspektifi ve kavramsal etkileşim düzlemi üzerinden bakıldığında, bireyin varlık nedeni bilmek olarak belirir. Ancak bilmek, salt veri toplamak değildir. Bilmenin yaklaşık yüzde yetmişi anlamlandırma süreçleriyle şekillenir. Geriye kalan yüzde otuz ise praksis içinde, yani deneyim ve eylemle, diyalektik bir süreç içerisinde içselleştirilir. Bu etkileşim alanında birey, giderek “kübit estetik” olarak adlandırılabilecek yeni bir sürecin parçası hâline gelir. Burada anlam, sabit değil; olasılıklı, çok katmanlı ve etkileşimle sürekli yeniden kurulan bir yapıya dönüşür....

SANAT İÇİN OKSİJEN

Dünden beri kafamı kurcalayan, beni tatlı düşüncelere sevk eden bir sürece dahil oldum. Hayatıma küçük küçük bakışlar attım. Bu bakışlarımı duygulara, düş bahçelerine ve zamana taşıdım. Sonra “sanat” dedim. Sanatı bir aykırılık ya da muhalefet kanadı gibi görmedim; yönünü siyasi kanallardan ve toplumsal çekişmelerden arındırarak felsefi bir taban üzerine yerleştirdim. Ve sanatı, varoluşsal bir oksijen çadırına taşıdım. Orada zaman çok farklı akıyor, kendi yörüngesinde dönmeye başlıyordu. Paylaşabileceklerim arasında bahçe kurucusu, oksijen çadırı ve zamanın yörüngesini değiştiren iç dünyam; gezgin ruh, evrenle kurduğum anlık ve derinlikli bağlar… İşin özü, yaptığım ve sunduğum eserler, sanatçının dünyasından yansımalar gibi olsa da, aslında sanatçı çevresinde ona yansıyanları olduğu gibi ama farklı aktaran, yani yaşadıklarını dönüştüren bir katalizördür. Dolayısıyla sabit tanımlar, sanatçının gezgin ve kaşif ruhunu kısıtlayabilir.  Benim için yaratımın karşılığı, mikro kozmos ölç...

KAOS SÖNÜMLENİR TABİAT YARATIR

Sanat, ışık ve karanlığın dansıyla gri alanlara açılır. İnsana döndüğünde, geleceğe uzanan bağlarla kaosu sönümlendirir. Bu bağları farkındalık yolculuğumuza taşımalıyız. Tabiat, hayatı sanat bahçesine çevirir. Can Ezgin Telif Hakkı Saklıdır     

ÜÇ NOKTA SANAT

İçsel dedim; yön arayışım bugün bu kavramla başladı. Sanat, toplumsal çatışmaların içinde sürüklenen insanlık için figüratif mi olmalı, yoksa soyut mu, boyutsal mı? Üçünü bir arada düşünmeyi tercih ediyorum. Üçüncü yol: boyut ve boyutlar arası geçiş. Sanat, figüratif, soyut ve boyutlu olmalı; yani hem dış dünyayı biçimsel olarak yansıtmalı, hem içsel duygulanımı çözümlemeli, hem de bu ikisi arasında bir geçiş alanı yaratmalı. İçin dışa, dışın içe evrilmesi, eserin sabit bir anlatımdan öte, yaşayan ve değişen bir yapı hâline gelmesini sağlıyor. Hatta bu geçişler, bir sentezi mümkün kılmalı; böylece izleyici ya da deneyimleyen kişi, esere sadece bakmakla kalmayıp, kendi içsel düşüşünü ve yükselişini de yaşayabiliyor. Bu nedenle sanat gerçek anlamda içimize düşmeli. Görünenin ardındaki duygu ve deneyimi ortaya çıkarabilmeli; yalnızca bir yüzey gösterisi değil, aynı zamanda varoluşsal bir yolculuk olmalı. Sanatın gücü, izleyiciyi içine çeken, düşünmeye ve hissetmeye sevk eden bu evrimleş...

SOMUTA VARIŞ

Deneylere göre son elli yılın teorik fiziğinin yanlış olduğu ya da bilimin “arızalı” olduğu yönünde zaman zaman iddialar ortaya atılmaktadır. Bunun nedeni çoğu zaman bazı kuramsal modellerin henüz deneysel olarak doğrulanamaması ya da evrenin bazı yönlerinin hâlâ açıklanamamış olmasıdır. Bu durum bilimin yanlış olduğu anlamına gelmez; daha çok bilimin henüz tamamlanmamış olduğunu gösterir. Bilim, doğası gereği sürekli düzeltme ve geliştirme süreci içindedir. Bu bağlamda evrenin yapısı üzerine farklı düşünceler ortaya koymak mümkündür. Belki de evren yalnızca somut bir yapıdan ibaret değildir. Evrenin belirli bir ölçüde soyut bir niteliğe sahip olabileceğini düşünmek de felsefi açıdan anlamlıdır. İnsanlık bugüne kadar evreni anlamaya çalışırken çoğu zaman soyut olanı somutlaştırma çabası içinde olmuştur. Matematiksel modeller, teoriler ve deneyler bu çabanın ürünüdür. Ancak evrenin büyük bir bölümünü hâlâ tam anlamıyla somut biçimde açıklayabildiğimizi söylemek zordur. Tutarlı bir düşün...

DOĞANIN İÇİNDEN MÜKEMMEL SANAT

Bu sanat hikayesini kaleme alan yazıyı anlamak istedim. Ve anladım. Sanatta keskin bir rekabet var; ama insan kendisini bulabiliyorsa, kavramların dışına çıkıyor. Sanatçı, olabildiğince kendini ifade ederken sistemin açmaz yanlarına düşüyor? Onay, beğeni arayış beklentisi oluşuyor. O zaman yazdıklarıyla çelişiyor gibi görünüyor. Dostum, ne demiştim: İnsan kendisi olamıyor ama kendini bulabiliyor. Almanya’dan Amerika’ya taşınan bir sanatçı, kendi yolunu bulmuş olabilir; sosyal ve ekonomik sistemlerin içindeki kaygılar insanı sürekli bir sınıra götürüp getiriyor. İşte o sınır, kendini bulabilme alanı. Sanatçıların ve birçok insanın deneyimlemesi gereken yer burası. Önemli olan, kusurlu katmanların arasında, çerçeveyi bozmadan mükemmel hissi bir yerde gizleyebilmek. İnsan bu duyguyu yaşadığı anda, kendini bulmuş olur. Bazen bunu doğada gözlemliyorum. Doğa ilk bakışta mükemmellik vermez; ama dikkatlice bakınca örüntüyü görmeye başlarsınız ve kendinizi bulursunuz. Çünkü doğanın en mükemmel ...