Ana içeriğe atla

BİLİNÇSEL YAKLAŞIM ESNEK ARAYÜZ

Şu anda çalışmalarıma odaklanmaya çalışıyorum. Mantıklı bir işe girişirken, “Kaçta başladım, ne kadar zaman aldı?” gibi sorular üzerinden düşünebilirim. Kendimi kendimle yarıştırmam; bunun yerine “Nasıl daha pratik yapabilirim?” gibi söylemler üzerine düşünmeye başlarım.

Bugün bitti. Yarın ne yapacağımı biliyorum.

Somut bir örnek vermek istiyorum. Çıkarım yapmak konusunda zorlanıyorum. Devreye zaman kavramı giriyor; fakat bunu kavramlaştıramıyorum. Metafizik bir karşılığı dahi yok gibi geliyor. Bu durum uzun zamandır oluyor, ancak üzerinde çok durmuyorum.

Benim ana konum, ortada farklı bir bağlantı ağı olduğu düşüncesi. Bu zamansal bir durum ve farklı bir his uyandırıyor. Böyle bir gelişme bende nasıl bir farkındalık ve dikkat oluşturabilir? Bir köprü gibi…

Dikkatimi nereye verirsem, sistem orayı büyütüyor. Düşünceleri bu şekilde ele alıyorum. Paylaştığım konunun arkasında daha girift yapılar var. Yani somut bir durum, bizim kavrayışımızın ötesinde soyut bir alan yaratıyor. Bu soyut alana “zamansal” demek istiyorum.

Burada kavramsal tanımların ya da sözel akışların bana göstereceği imgeleri, ben farkında olmadan zihinsel olarak önceden düşünüyor gibiyim. Ancak bu sürekli bir durum değil. Çünkü bir filozofun işi hayret etmektir.

Zaman benim için evrensel anlamda bir muamma. Zamanlama ise önem verdiğim bir husus. Zamanlama, bilinçsel bir süreç gibi görünüyor. Zaman ise genel anlamda esnek bir arayüz gibi.

Belki de olaylar arasında, yani hayatın göreceli zamanında, bireyin bilinci bir tür kodlama yapıyor.

Gerçek bir filozofun bilinci nasıldır? Özellikle çağımızdaki bir filozofun bilincini düşündüğümüzde… Yaşananları sıradanlıktan çıkarıp, muamma olan zamansal olgulara makul bir şekilde yaklaşmaya çalışıyoruz. Peki bir filozof, muamma ile başlayan zamansal olgulara sıradan ve makul mü yaklaşır?

Filozof kesinleştirmez. Anlamı bir fanus içine almaz. Her şeye açıklama ve tanım getirirken, bunu ihtiyaca veya çıkarlara göre politize etmez. Varlığı soğuk, tepkisiz ve tutarsız bir şekilde küçük ve dar bir alana sıkıştırmaz.

Anlam bizi her zaman karar vermeye zorlamaz. Anlamsızlık da bizi anlamaya zorlamaz. Bazen bir anlam, başka bir anlamsızlığı güçlendirebilir; aynı şekilde anlamsızlık da başka bir anlamı yaklaşımsal açıdan güçlendirebilir.

Dolayısıyla karar, bağlantıların esnetilmediği noktada insanın zorunlu olarak durduğu yerdir. Bu nedenle filozof, sürece ve oluşa odaklıdır. Zaman mefhumu ile kurulan ara bağlantı da bu şekilde anlaşılabilir.

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır   

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...