Ana içeriğe atla

HİÇLİĞİN ALFABESİ

Test etmiyorum. Böyle bir niyetim olmaz. Kendimi bu noktada kimseye ifade edemiyorum. İnsanları sınamam, tabii ki hiç kimseyi. Sahiplenme duygusunu ikinci plana alırım. Daha çok gelişim süreçlerine odaklanıyorum. Örneğin tanıdıklarıma, eşime, dostlarıma ve çevreme böyle bakmaya çalışıyorum. Dolayısıyla pozitif gelişimleri anlamaya yöneliyorum.

İnsanlar bir şeyi test ettiklerinde kendilerinden emin olurlar ama akışa büyük oranda kendilerini veremezler. Sabit yargılara karşı cevaplar aramaya başlarlar. Ben bu süreçlere böyle dikkat etmeye çalışırım. Mesela biriyle ilk konuşmaya başladığınızda zamanla birçok süreç kendi içinde evrildi. Ama şimdi sıralamam istense not almadığım için muhtemelen konuştuklarımızı hatırlayamam.

Ben karşılıklı ve tamamlayıcı diyalogdan yanayım. Bazen fikirleri canlı tutmak için beyin fırtınası yaparız. Günün sonunda birbirimize yeni yollar göstermeyi biliriz. İnsanların çoğu insanlara odaklanırken ben çağa, uygarlığa, geçmiş ve geleceğe odaklanıyorum. Bu yüzden birçok insan hâlâ geleceğin hangi yönde evrildiğini bilmiyor olabilir.

Bağlantısallık önemli. Peki neden önemli? Çünkü enerji bu koridor üzerinden akar. Her şey enerjiyse burada durup düşünmek gerekir. Biz evreni enerji temelinden neden bilgi ve bağlantı temeline kaydırdık? Bu soruyu sormalıyız. Çünkü evren mikro düzeyde enerjileri kaos ve entropi ile dengeliyor. Bu süreçte yeni bağlar kuruluyor. Neden? Çünkü mevcut enerjinin tekrar akması gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için bağlantı kurulmalı ve bilginin işlenmesi gerekir.

Çağımıza bakalım. Toplumsal olarak dengeler yeniden kurulmak isteniyor. Bu durum bazı yerlerde hafif bir kıpırtı yaratırken bazı yerlerde büyük yıkımlara neden oluyor. Şu an bir dağılma sürecindeyiz. Peki toparlanma ne zaman olacak? Bu çekim nerede başlayacak? Tarihteki devrimlere bakarsak çağımızın çekim unsurlarını daha iyi anlayabiliriz.

Çerçeve aradığımı düşünmüyorum. İnsan, olabileceğini düşündüğü kurgular üzerinden gerçeğe yöneliyor. Oysa gerçek her zaman farklı olabilir. Bu kapıyı aralık bırakmalıyız. Açıkça söyleyebilirim ki insan, gerçeği tam anlamıyla kavrayabilmek için sürekli modeller kurmuştur. Bu süreçte uygarlıklar ortaya çıkmıştır. Sonrasında bu modeller üzerinden uygarlık iddiaları gelişmiştir.

Bugün geldiğimiz nokta, bu uygarlık modellerinin beklenmedik şekilde gerçeği şekillendirdiği bir ilerleme olabilir. İnsanlık yeni anlayışlar geliştirmek zorunda çünkü zor günler bizi bekliyor. Eski paradigmalarla toplumlar sadece değerlerini savunabilir, ilerleyemez.

Günün sonunda hepimiz kaybedeceğiz. Entropi devam ediyor. Evren bir gün genişlemeyi durduracak, yıldızlar sönecek. Hiçbir şey uzak değil. Eğer uzak olsaydı, bugün bunları düşünemezdik. Ama insan ve teknoloji; hayal gücümüzün değil, evrenin hayal gücünü zorlayabilecek bir potansiyele sahip.

Bu gerçekleri hep beraber, insanlık olarak fark edecek miyiz? İnsan burada devreye girebilir; sonluyu sonsuza bağlamak için. Sonsuzluktan geliyorum; sonu bildiğim kadar sonsuzluğu tanıyorum. Sonlu olan her şeyde sonsuzluk var mıdır? Sonsuz olan en sonunda tek bir kavrama mı indirgenir?  

Sonsuz evrende her şey sonluysa burada bir çelişki var. Günün sonunda sonsuzluğa denk gelecek tek bir kavram kalacak. Evren sonlu olabilir; bu, bizim bildiğimiz evrenin sonudur. Yıldızlar sönecek. Geride sadece bir kavram kalacak.

Biz insanlar bu kısmı hep atlıyoruz. Ama bu kavram doğru anlaşılırsa, diğer kavramların çekim noktası, yani doğum yeri olur. Ve ne yaşıyorsan, o kavramın içinden yaratılmıştır.

Bildiğimiz evrende enerji biter ve geriye tek kavram olarak “hiçlik” kalır. Evren bir döngü içinde takılı kalır. Galaksiler olmadığında, entropi maksimum düzeye ulaştığında ve karanlık çöktüğünde geriye ne kalacak?

Kuantum dalgalanmaları devam ederse bu bir olaydır. Bu dalgalanmalar ileride tekrar bir varlık alanı yaratabilir. Bu iddialı bir düşünce. Ancak “biz uygarlık olarak evrenler yaratabiliriz” demektense, buna sebep olabiliriz demek daha doğru olur.

Bu nasıl olacak?

Uygarlıkların gelişimine baktığımda güçlü referans ağları görüyorum. İnsanlık bu süreci en başından beri taşıyor. Belki de bu çağda artık bunu fark etmiş olacağız.

İnsan düşünen bir canlı olmasaydı, uygar insan ne olurdu ya da olur muydu?

Düşünme sayesinde kuantum dünyasını keşfettik.

Paradokstan söz edelim: Bir insan tek başına mı kuantum bilgisayarı buldu? Hayır. Kuantum bilgisayar, kolektif bir bilimsel inşa sürecidir. Bu süreç, Richard Feynman ile 1980’lerde fikir temeli olarak başladı; David Deutsch ile teorik çerçeve kazandı. Daha sonra IBM, Google, üniversiteler ve onlarca araştırma grubuyla devam etti.

Kuantum bilgisayarları belirli problemleri çözmek için tasarlıyoruz. Paradoks burada ortaya çıkıyor: Bir konu hakkında ve birçok farklı konuda, olasılıklar arasında kuantum bilgisayarlardan problemlere ve sorulara cevap üretmesini mi arzu edeceğiz?

Molekül ve ilaç simülasyonu, Kimyasal reaksiyon hesaplama, Optimizasyon problemleri, Kriptografi (şifreleme/çözme), Büyük veri modelleme (bazı özel türler)

Bu alanlar ileride daha da çoğalabilir.

Dolayısıyla kuantum bilgisayarlar, insanın tanımladığı problemleri çözmek için kullanılan araçlardır. Paradoksal açıdan bakıldığında “arzu gerçekleştiren sistemler” gibi algılansalar da, gerçekte insanlığın hesaplama sınırlarını genişleten teknolojilerdir. Kişisel arzuların öncelikli olmadığı, evrensel bağlantılarla genişleyen yeni bir problem çözme matrisi oluşmalıdır.

Bu süreç, bilimsel bir araştırma ve mühendislik sürecidir. 1980’lerde teorik fikirlerle başladığı tarihten itibaren 2000’lerde deneysel sistemlere geçildi ve bugün hâlâ gelişim aşamasındadır.

Kuantum bilgisayarlar fiziksel olarak kuantum yasalarına dayanan sistemler midir?

Evet, kuantum bilgisayarlar gerçekten fiziksel kuantum sistemleridir. Tam olarak şu prensipleri kullanır: Süperpozisyon (aynı anda birden fazla durum), Dolanıklık (entanglement), Kuantum girişim (interference)

Yani bu sadece bir benzetme değildir; fiziksel olarak kuantum yasalarına göre çalışan cihazlardır.

Artık düşünce daha derin bir gerçeklikle temas kuruyor: Eskiden makro dünya, sonra atom, şimdi ise kuantum düzey…

İnsan aklı, doğanın derin bölgelerine erişim sağladı. İnsanlık, soranlar ve sormayanlar diye ikiye ayrılır. Bu, yeni çağın alfabesidir.  

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır 






 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ'NDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ: DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Dünya bazen karmaşık bir labirent gibi hissettirir. Ülkeler ve insanlar, çıkar çatışmalarının ve tarihsel yaraların ortasında savrulurken, sanki görünmez bir güç bu karmaşayı daha da derinleştirir. Bugün dünya, yeni bir Bermuda Şeytan Üçgeni'nin kıskacında. Bu üçgenin köşeleri; Avrupa'da Ukrayna Savaşı, Ortadoğu'da bitmek bilmeyen çatışmalar ve Asya'da Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimle şekilleniyor. Bir yanda toprağın, diğer yanda inancın, öte yanda ise kimliğin savaşı... Hepsi bu üçgenin içine çekiliyor.  Tarihsel Arka Plan: İmparatorlukların Çöküşü ve Modern Bermuda Bu çatışmaların köklerini, imparatorlukların çöküşünde buluyoruz. Avrupa’da çatışma kökenleri, Osmanlı, Avusturya-Macaristan ve Rus İmparatorluklarının yıkılışıyla şekillendi. SSCB'nin dağılması, Ukrayna krizine zemin hazırlayan sınır ve kimlik sorunlarını derinleştirdi. Ortadoğu ise kolonyal mirasın yükü altında kaldı. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve Batılı güçlerin müdahaleleri, etnik v...