Felsefenin Tesellisi içinde, “aşağı inmem için yukarıda olmam gerekiyor.” Yukarıda olmak nedir?
Felsefede durum ve konum ilişkisine göre, felsefi anlamda yukarıda mı sayılıyorum? O hâlde felsefi bakış açım ve anlayışıma göre, Yüzeyselliği derinlikten ayırt edebilme anlamında daha derin bir bakış düzeyinde mi konumlanıyorum?
Eğer yukarıda olduğumu kesinlikle kavramış bir düşünür olsam, orada sadece kendimi bulacağımı bilirim. Ve o an geldiğinde, kimseye duyurmadan yukarıda olduğumu bilirim. Ama aşağıya, yani dönen çarklara bakmaya da devam ederim ve bakmak için cesaretim olur. Artık zihnimiz, tutulan çarkların hızından ve ruhundan beslenmiyordur.
İyi ve köklü bir düşünür, çevresinde parlatılacak aynalar aramaz; kitaplar gibi kadim dostlar edinir.
Bilgi sorgulara açıktır. Çünkü bilgi hayalleri yönlendirir. Dolayısıyla bilgi, bilgiyle karşılaşır. Bilgili insanlar o an hiçbir şey bilmediklerini kavrar.
Sokrates örneği gerçekten güzel ve eşsiz bir örnektir. Çevresinde çarkın dişlisi olanlar üzerinden şunu gördü: Bildiğini iddia edenler, sahip oldukları kadar biliyorlardı. Ve bu bilgi çıkarcı, kör bir bilgiydi. Sonra, bildiğini düşündüğü şeylerin ruhunu diri tutmadığını fark etti. Dolayısıyla bilgi bu olamazdı. Ruhunu diri tutacak bilgilere açtı. “Bildiğim şey hiçbir şey bilmediğimdir” dedi. Bu söz, felsefenin kutsal kasesini kırdı.
Felsefenin kutsal kasesi kırıldı, bilgi özgür kaldı. Bugün bilgiye dönelim; orada neler oluyor?
Bu bilgiye maruz kalanlar için paylaşılanlar bilinen bilgi miydi? Kısmen evet, kısmen hayır.
İnsanların geneli zihnen tükeniyor. Ezilmelerinin ve tükenmelerinin ana sebebi, başka dünyaların, olasılıkların ve bilimsel yöntemlerin, binlerce yıl süren kapalı zamanlar içinde ellerinden alınmış olmasıydı.
Felsefenin Tesellisi burada dikkat çekiyor: Ellerine verilen oyuncakları bir şey sanmaları. Aslında bu oyuncaklara yükledikleri anlamlar ve çıkarımlar, onların sürekli bir yön tayini içinde olduklarını ve bu arayışı hiç bırakamayacaklarını açıkça gösteriyor.
Bazı kişiler bu oyuncakların neden ellerine verildiğini görüyor. O oyuncakların sistem açısından hangi maksatla verildiğini biliyor. Bilmeyenler ise ezilenler oluyor.
İnsanlar binayı görüyor. O binanın içine girenler “Bunu ben de yapabilirim” demeye başlıyor. O binanın tarihsel sürecini ve ilişki ağını bilmiyorlar.
Bakış açısı bile biyolojik zaman döngülerine, nesnel ve ruhsal olgulara, kendi içinde süregelen fiziksel koşullara bağlı süreçlerdir.
Biz binayı görmekle yetinenlerden miyiz, yoksa daha iyisi yapılabilir miyiz?
İnsanların ruhsal ve ekonomik açmazları, gelecek nesillere açılacak olasılık pencereleriyle giderilmeye çalışılmalıdır. Bu mümkün olabilir mi?
Felsefe dostları bilir… Yaşamın kaynağı insanın zihnidir… Tıpkı derin okyanusların dibinde hayatın kendi kendini organize etmesi gibi.”
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder