İlşkiler bağlamanda ileri genel süreçleri iç ve dış yönleriyle takip ediyorum. Diyaloglarımda, somut ve soyut kavramların sentezlendiği tuvalin yüzeyi arzu ettiklerim ya da beklentilerimden ibaret değil. Diyaloglarımız, kelimeler aracılığıyla hayatın tuvalinde yer alıyor; yani ilişkiler içinde şekilleniyor. Burada tuval soyut bir alan değil, hayatın dinamiklerinin kendisidir.
Diyaloglar esnasında yapılabilen yönlendirmeler hiç bir ölçekte keyfi olmadığı gibi riskleri minimize etmek içindir. Çünkü bu genel yaklaşımlar insanlar için şu anlama gelir: hukuk düzeyinde ilişkiler kurabilmek. Taşlar yerinden oynayacaksa bunu zaten doğal afetler ve savaşlar fazlasıyla yapıyor. Büyük sorunların içine keyfi riskler inşa edilmemelidir. Bu nedenle egonun telkinleri yerine, sürdürülebilir ilişkilerin sağlıklı yönelimlerine enerjimiz ayırmalıyız.
Hukuk bu nedenle önemlidir; çünkü kişilerin özgürlük ve enerji alanlarını korurken verimliliği de sağlar. Günümüzde vurgulamak istediğim şey şudur: Her şey sanıldığı kadar para değildir. Günümüzün daha önemli olan şeyi kültürel etkileşim ve toplumsal enerjidir; kişisel ve zihinsel enerji kapsamında sevgi paralelinde, insanın kendini eğitebilmesi ve değer üretebilmesi gibi.
Ekomik zorluklar içinde olan kimseler zengin olmak isteyebilirler, zamansız maddi zenginliğin aslında bir gereğinden fazla enerji birikimi olduğunu gözden kaçırıyor.
Bu nedenle bir şeye başlarken “çok para önemli değildir” diyebilir miyiz? Bu yüzden hukuk önemlidir. Bu noktada sosyoekonomik ilişkiler ve kültürel normlar da dikkate alınmalıdır. Çünkü insanlar aidiyet yapıları içinde ilişkisel hukuku örf ve adetler yoluyla ya içselleştirir ya da sorgular.
Hukuk kavramı genel bir çatıyı temsil ederken, aynı zamanda temel yapıyı oluşturur. Bizler çoğunlukla bu temel yapı sürekli gözden kaçırıyoruz.
Çağımızın en büyük çatışması, olacaklar ile bilgi ve güç kontrolü arasında dönmektedir. Hukuk konusuna tekrar değinmek isterim: Üst hukuk, iç ve dış hukuk arasındaki köklü bağları görmezden gelindiği anda kopar.
Günümüzde olan şey şudur: Ortada bilgi vardır bu bilginin bağlandığı somut çıkarımlar ve bir trafik akışı oluşmaktadır. Bunların ölçümlenebilmesi mümkündür. Bu altyapıyı bizlere ve kurumlara teknoloji sağlamaktadır.
Belki de anahtar kavram zamandır. Çünkü bu zincir içinde, ilişkiler bazında zaman farklı bir olgu yaratır. Hukuk ve zaman…
Buradan hareketle zamanı yenilikçi teknolojik araç ve gereçler çerçevesinde yeniden tanımlamamız gerekir. Eğer zamanı yeni ilişkiler ağı üzerinden tanımlayabilirsek kilidi açabiliriz. Ancak burada görünen tehlike, ilişkiler ağı üzerinden zamanı kontrol etme arzusudur.
İlişkiler ağı içinde tanımlanan zaman kavramını bildiğimiz hukukla varlık alanında dengeli bir şekilde yorumlayamayacağımız açıktır. Çünkü gelecekte teknolojilerin daha gelişmiş ve anlamlı bir düzeye ulaşması gerekmektedir. Belki de insanlık olarak bu sınıra doğru ilerliyoruz.
Bu düşüncelerim gerçekleşirse, ilişkiler üzerinden güncellenen, ilerleyen ve daha verimli bir hukuk toplumuyla karşılaşmamız an meselesi olabilir. Bunun bir şartı vardır: İnsanlık, insanlığını kaybetmeden önce harekete geçebilecek midir?
Yaşama entegre bir hukuk; ilişkiler üzerinden güncellenen, enerji dengesi üzerine kurulu, rasyonel süreçlerle indirgenen irrasyonel yapılar arasında köprü olmaya aday hukusal bir yapıyı düşünecek miyiz?
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder