Ana içeriğe atla

ÇİÇEK RÜZGÂRLARI ve DENGE

Bir gün çiçek açacağım. Sevgi, doğruluk, kendimiz olabilmek, doğruluktan sözüm riyakar olmamak. Açıklık, zarafet, çekicilik, eşsizlik, iç güzelliğin dışa vurması, hassasiyet ve her şeyden önce evrenin bizi tanımasını diliyoruz. Yani var olduğumu evren bilmeli. Bu şekilde yol almış olabilir miyiz? Sadece gerçeğe sadık kalmaya çalışarak, ama soğuk gerçeğe değil; hareket hâlindeki gerçeğe sadık kalarak ve inkâr etmeden sevgiyle evrenin ruhuna dokunabilir miyiz?

Bir cümle söylüyorum, bu cümlede üç kelime oluyor; ne demek istediğimi saptırmıyorum, daraltmıyorum, tam yerinde parçalar birleşiyor. Bu her zaman mı oluyor, yoksa olması gereken anlarda mı oluyor? Örneğin içimden “Tanrı” demek geldi, tek kelime. Bu sadece bir kelime. Ama neden şimdi? Bir yere karşılık olsun diye değil, bir anlam boşluğunu doldursun diye değil, bir yakıştırma hiç değil. Yaratıcı bir güç vardır; adı bu olmalıdır demiyorum, kelimelerin rahmi Tanrıdır da demiyorum.

Fark ediş nedir ki? Sessiz bir an için nedir ki? İnsanın benciliği ortada, Doğadan uzaklaşan insan Tanrıdan uzaktır. Tanrı olsaydı insan bu haliyle fark edebilir miydi? Sorulması gereken soru bu olabilir mi? Bencil insan Tanrıyı fark eder mi, yoksa onu müttefiki mi görürdü? İnsan önce kendini bilmeli, uygarlığın gücünü mutlaklaştırmamalı.

Sınırları koruduğunda, sınırlarını genişletmişken korumaya çalıştığında; sınırlar aşılınca amacı sınırları dengede tutabilmek ve alanları birleştirmekse burada mutlaklıktan söz edemeyiz, tamamlanmadan söz edebiliriz. Mutlaklık iddiası, sınırları korumak ve büyütmek için öne sürülüyordu. Şimdi zihinsel sınırlar ve kozmosun sınırları, mikro sınırlar geçildi. Evren sonsuz, insan sonlu; uygarlıklar ise sürekli gelişime, bağlama ve ilişki düzeyine açık.

Çelişki, insanın dar bakış açısıyla kendini merkezde tutmaya çalışmasından kaynaklanıyor. İnsan kendini merkez gibi gördünde ve öne sürdüğünde çelişki doğar; merkez yerine ilişkiyi koyduğunda mutlaklık çözülür ve süreç başlar. Gerçekliği ifade eden temsili görseller mi, yoksa gerçekliği olduğu gibi bir ana sıkıştıran görseller mi? İki tür bakış açısı, uygarlıkların düşünsel çekirdeğini yaratıyor.

Uygarlıkların zihinsel çekirdeği, gerçekliği ya anlam üreten bir temsil alanı olarak görmesinden ya da onu tekil bir an içinde sabitlemesinden doğar. Gerçeklik artık sadece “ne olduğu” değil, nasıl temsil edildiği üzerinden şekilleniyor. Gerçeklik sabit değil ama keyfi de değil; temsil ile sabitleme arasında sürekli oluşan bir alan.

Denge nasıl gelecek? Denge, iki ucu ortadan kaldırmakla değil, iki ucu aynı anda taşıyabilmekle gelir. 

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ'NDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ: DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Dünya bazen karmaşık bir labirent gibi hissettirir. Ülkeler ve insanlar, çıkar çatışmalarının ve tarihsel yaraların ortasında savrulurken, sanki görünmez bir güç bu karmaşayı daha da derinleştirir. Bugün dünya, yeni bir Bermuda Şeytan Üçgeni'nin kıskacında. Bu üçgenin köşeleri; Avrupa'da Ukrayna Savaşı, Ortadoğu'da bitmek bilmeyen çatışmalar ve Asya'da Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimle şekilleniyor. Bir yanda toprağın, diğer yanda inancın, öte yanda ise kimliğin savaşı... Hepsi bu üçgenin içine çekiliyor.  Tarihsel Arka Plan: İmparatorlukların Çöküşü ve Modern Bermuda Bu çatışmaların köklerini, imparatorlukların çöküşünde buluyoruz. Avrupa’da çatışma kökenleri, Osmanlı, Avusturya-Macaristan ve Rus İmparatorluklarının yıkılışıyla şekillendi. SSCB'nin dağılması, Ukrayna krizine zemin hazırlayan sınır ve kimlik sorunlarını derinleştirdi. Ortadoğu ise kolonyal mirasın yükü altında kaldı. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve Batılı güçlerin müdahaleleri, etnik v...