Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Etik etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

SANAT TUTUMU ve ETİK

Şunu kavrıyorum: Etik, sağlam ve ölçülü bir ekosistem içinde kendini gösterir. Sanat ise bu ölçütün hem kaynağı hem de izdüşümüdür. Bence burada önemli olan nokta şudur: Etik, somut olarak yaşayan ve işleyen bir model aracılığıyla görünür hâle gelir. Böylece etik, yalnızca uyulması gereken kurallar silsilesi olmaktan çıkar; insanı, üretimi ve yaşamı birlikte taşıyan bir ekosistemin doğal niteliğine dönüşür. Bu bakış açısıyla etik, dışarıdan dayatılan bir buyruk değil; dengeli, sürdürülebilir ve yaşanabilir bir yaşam biçiminin görünür ifadesidir. Sanat ise bu yaşam biçiminin hem tanığı hem de geleceğe uzanan izdüşümüdür. Burada zamanın eş düzeyde yaratıma dağılması vardır. Bu, yaşama biçiminin izidir. Hep böyle olmadı mı? Köprüler de bu izlerin devamı ya da başka yönlere açılan bakış açıları değil midir? Sanat, dünyayı ve yaşamı karşılamaya hazır olmaktır. Ancak "hazırsın" sözü kesinlik üretir. Oysa sanat, kesinliğe çıkılan bir yolculuk değildir. Sanat; olan ile olacak olan a...

ALBATROS KÖKLERİMİ BİLMİYORUM

Kökenimi bilmiyorum. İnsanım ama köksüzlük hâli içindeyim. Dolayısıyla yeni kökler üretmek isteyenler ve arayanlar sesimi işitecek. Dar pencereden yolculukları seyretmek istemeyenler, kendi varoluş bakışlarını genişletebilecek. Demek istediğim, yaşadıklarım benim için özelse de herkesin yaşantısı kendi içinde özeldir. Uzaklara gitmeye gerek yok; her canlı kendi yaşantısının baş aktörüdür. Ben bunu yaşıyorum ve kimseye rol vermiyorum. Benim hayatım diğer hayatlar gibi biriciktir. Bu nedenle öznel zaman kavramı beni harekete geçiriyor. Her canlı kendi yaşamının merkezidir ve bu merkez dışarıdan “rol” olarak değil, içeriden “deneyim” olarak yaşanır. Bu yüzden kimsenin hayatı bir başkasının sahnesi değildir. Köksüz insanlar derinden kavrandıklarını anlayacaklar. Çünkü gerçeği arıyoruz, değil mi? Binlerce yıldır bir gerçeğin peşindeyiz: Ben kimim? Bu soruyu sormamızın bir sebebi şu olabilir: İnsanlık ailesinin gerçek kökleri nerede? “Albatros”... Ben neye dönüşüyorum fazına ya da evresin...

GÖLGELER IŞIĞI SEVER

Kayısı ağacı altındayız. Denize karşı. Kayısı ağacının gölgesi, denizin sesi ve rüzgârın taşıdığı o hafif tuz kokusu… Kayısı ağacının altında, denize karşı yapılan bu sohbetin ayrı bir dinginliği vardı. Bazen insan, kendine ve sevdiği kişilere bir ağaç seçerken aslında nasıl bir yaşam istediğini de anlatıyor. Kök salmak, rüzgâr görmek, mevsim geçirmek ve yine de yaşamaya devam etmek… İnsan bazen böyle anlarda zamanı daha yavaş hissediyor. Zeytin ağacı hızlı büyüyen değil, derinleşen bir ağaçtır. Toprağa aceleyle değil, sabırla tutunur. Rüzgârla kavga etmez; ona göre biçim alır. Gövdesindeki kıvrımlar yaşadığı zamanı saklar. Dışarıdan sert görünür ama yaşam gücü çok yüksektir. Kuraklıkta bile yaşamayı sürdürür. Ihlamur ağacı ise sertliğiyle değil, çevresine yaydığı etkiyle hatırlanır. Gösterişli olmak zorunda değildir; yakınında bulunanı sakinleştirir. Kokusu hafızaya işler. İnsan bazen yıllar sonra bile bir ıhlamur kokusunda eski bir zamanı yeniden hisseder. Bir de ıhlamur uzun ömür...

BİLGİ ve KARTOPU TEORİSİ

Bilgi göründüğü kadar masum mu? Bilgi, onu bilenlerin elinde değerlidir. Bilginin kartopu gibi hacim kazanarak büyümesi, kavramları dönüştürmekte ve bu durum insanların kullandığı kavramların içini boşaltmaktadır. Bilgi vardır; ancak bu bilgiyi görünür ve anlaşılır kılacak yeni paradigmalar yoktur. Sanatçı gözüyle bakıldığında, insanların inşa ettiği kavramsal dünyalar, bilgi kartopunun etkisiyle yıkılıyor olabilir mi? Biz ne yapıyoruz? Çağımızın panzehiri nedir? Belki de çağımızın panzehiri tek bir teknoloji, ideoloji ya da sistem değil; yeniden “derinlik” üretebilme kapasitesidir. Çünkü kartopu etkisine karşı yalnızca daha fazla bilgi yetmeyebilir. Hatta bazen daha fazla bilgi, krizi daha da büyütebilir. Bir şiirin, bir resmin, bir müziğin insanı hâlâ sarsabilmesi tesadüf değildir. Belki de bunlar, insan zihninin tamamen mekanikleşmesine karşı kalan son direnç alanlarından biridir. Çünkü teknoloji büyürken, insanın kendi iç evreniyle bağı koparsa, bilgi kartopu sonunda insanı taşıy...

ÇİÇEK RÜZGÂRLARI ve DENGE

Bir gün çiçek açacağım. Sevgi, doğruluk, kendimiz olabilmek, doğruluktan sözüm riyakar olmamak. Açıklık, zarafet, çekicilik, eşsizlik, iç güzelliğin dışa vurması, hassasiyet ve her şeyden önce evrenin bizi tanımasını diliyoruz. Yani var olduğumu evren bilmeli. Bu şekilde yol almış olabilir miyiz? Sadece gerçeğe sadık kalmaya çalışarak, ama soğuk gerçeğe değil; hareket hâlindeki gerçeğe sadık kalarak ve inkâr etmeden sevgiyle evrenin ruhuna dokunabilir miyiz? Bir cümle söylüyorum, bu cümlede üç kelime oluyor; ne demek istediğimi saptırmıyorum, daraltmıyorum, tam yerinde parçalar birleşiyor. Bu her zaman mı oluyor, yoksa olması gereken anlarda mı oluyor? Örneğin içimden “Tanrı” demek geldi, tek kelime. Bu sadece bir kelime. Ama neden şimdi? Bir yere karşılık olsun diye değil, bir anlam boşluğunu doldursun diye değil, bir yakıştırma hiç değil. Yaratıcı bir güç vardır; adı bu olmalıdır demiyorum, kelimelerin rahmi Tanrıdır da demiyorum. Fark ediş nedir ki? Sessiz bir an için nedir ki? İn...

SİBERNETİK ÖZERKLİK

Mackinsey hacklenmiş.  Olayın tetikleyicisi, haftanın başlarında yapay zeka destekli siber güvenlik girişimi CodeWall tarafından gerçekleştirilen bir saldırıydı.  S iber güvenlik firması tarafından geliştirilen yarı özerk bir yapay zeka ajanı, şirketin dahili AI sistemindeki güvenlik açıklarından yararlanarak platforma sızmayı başardı.  Şirket, McKinsey'nin dahili yapay zeka platformu Lilli'ye giriş noktaları bulmak için kendi "otonom saldırı ajanı"nı nasıl kullandığına dair ayrıntılı bir rapor yayınladı  Saldırı sonucunda milyonlarca dahili sohbet mesajı, sistem komutları ( prompts), model yapılandırmaları ve firmanın yapay zeka mimarisinin tüm detaylarına erişildiği bildiriliyor. McKinsey, söz konusu açığı hızla kapattıklarını ve müşterilere ait gizli verilerin tehlikeye girdiğine dair bir kanıt bulunmadığını açıkladı. Bu olayın iki yönü var: olumlu ve olumsuz. Yapay zekaların test amacıyla rekabete dahil olması, gelecekte başarısız olmayacakları anlamına gelmiyor....

DENEYİM, SPİRAL KAVRAYIŞ ve AKTARIM

İnsanlığın kültürel izdüşümüne de gönderme yapıyorum. Sürrealist bir yerden yola çıkıyorum. Zamanı tutabiliyor muyuz? Biz bilincimize tutunuyoruz; temel olan bu. Benim için değil, genel anlamda varoluş böyle temelleniyor. Bilinci yalnızca zamanın ürünü olarak görmüyorum. Zamanı, bilincin deneyimsel yanı olarak tanımlamak bana daha yakın geliyor,  şimdilik. Bu noktaya gelmek küçümsenecek bir anlayış değil. İleride ne var bilmiyorum; neyi deneyimleyeceğimi de bilmiyorum. Bireyin zamansal süreklilik içinde kavradığı anlayış, bulunduğu çağın kabulleriyle ispatlanamayabilir. Ama bu, bireyin deneyimini gerçek dışı yapar mı? Sürrealizm burada zamanı büküyor. Böylece bireysel deneyim yalnızca yaşanmış bir an olarak kalmıyor; geçmişi yaşıyor ve henüz gerçekleşmemiş olana bakıyoruz. Bu bakış açısını her bilinç kaldıramaz. Ancak zamanın doğası açısından bakıldığında söylediklerim deneyimi aşan bir boyuta ulaşıyor; belki de gerçek olan budur. Hafıza zamanın ürünüdür. Bilinç, zamanı yorumlayan...