Şunu kavrıyorum: Etik, sağlam ve ölçülü bir ekosistem içinde kendini gösterir. Sanat ise bu ölçütün hem kaynağı hem de izdüşümüdür.
Bence burada önemli olan nokta şudur: Etik, somut olarak yaşayan ve işleyen bir model aracılığıyla görünür hâle gelir. Böylece etik, yalnızca uyulması gereken kurallar silsilesi olmaktan çıkar; insanı, üretimi ve yaşamı birlikte taşıyan bir ekosistemin doğal niteliğine dönüşür. Bu bakış açısıyla etik, dışarıdan dayatılan bir buyruk değil; dengeli, sürdürülebilir ve yaşanabilir bir yaşam biçiminin görünür ifadesidir. Sanat ise bu yaşam biçiminin hem tanığı hem de geleceğe uzanan izdüşümüdür.
Burada zamanın eş düzeyde yaratıma dağılması vardır. Bu, yaşama biçiminin izidir. Hep böyle olmadı mı? Köprüler de bu izlerin devamı ya da başka yönlere açılan bakış açıları değil midir?
Sanat, dünyayı ve yaşamı karşılamaya hazır olmaktır. Ancak "hazırsın" sözü kesinlik üretir. Oysa sanat, kesinliğe çıkılan bir yolculuk değildir. Sanat; olan ile olacak olan arasındaki oluşa doğru çıkılan sarmal bir yolculuktur.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder