Ana içeriğe atla

VİCDAN KRALLIĞINDA DEĞERLER

Vicdan Nedir?

Vicdan, yalnızca "iyi ile kötüyü ayırt eden bir ses" değildir. Bu tanım eksik kalır. Vicdan, insanın kendisiyle, başkalarıyla ve gerçeklikle kurduğu ilişkinin içsel farkındalığıdır. Başka ama yakın bir ifadeyle; vicdan, insanın kendi özgürlüğünü başkasının varlığıyla birlikte hissedebilme yetisidir.

Eğer vicdan sahibi insan, değerlerin vücut bulmuş hâliyse, bu insan zerrelerden sonsuzluğa kadar yerinde duranları harekete geçiren, hareket hâlinde olanları ise durdurabilen manevi bir irade olabilir mi? Mecazi anlamda evet. Vicdan bazen tek bir insanın bile bir toplumun gidişatını değiştirebilmesini sağlayabilir. Tarihte vicdanlı bir karar savaşları durdurmuş, adaletsizliklere karşı direniş başlatmış, bilimsel ve sanatsal dönüşümlere ilham vermiştir. Bu anlamda vicdan, hareket ettiren ya da durduran bir güçtür.

Bazen insan hakikati bilir ya da keşfeder. Ancak hakikate sadakat göstermek hassas bir denge ister. Dengeyi ne için kurduğumuz önemlidir. Vicdan, bu sorunun cevabını verebilir. İyilik, karşılıksız yapıldığında insanın hakikate sadık kaldığını gösterir mi? Eğer öyleyse, bu iyiliği yönlendiren irade yaşamda hangi değerleri görünür kılar?

Adalet, her varlığın hakkını gözetme çabasıdır; merhamet, başkasının acısını kendi dünyasına alabilme gücüdür; dürüstlük, hakikati çıkar uğruna eğip bükmeme kararlılığıdır; cesaret, doğru olanı bedeli olsa da savunabilmektir; güven, insanlar arasında görünmeyen bağı kurabilme yetisidir; sorumluluk ise özgürlüğün sonuçlarını üstlenebilmektir.

Vicdan Krallığı

Krallık denildiğinde akla güç gelir. Fakat burada sözünü ettiğim güç, başkalarını yöneten bir iktidar değil; değerlerin egemen olduğu bir düzendir. Vicdan Krallığı, hakikatin yasa, iyiliğin eylem, adaletin düzen ve özgürlüğün nefes olduğu manevi bir ülkedir. Bu krallığın sınırları haritalarda değil, insanın karakterinde çizilir. Medeniyetler güçle yükselir; Vicdan Krallığı ise değerlerle yaşar.

Bu düşünce bana fiziksel dünyada tek bir ülkeyi çağrıştırmıyor. Çünkü vicdanın coğrafyası milletlerin, dinlerin ya da devletlerin sınırlarına sığmaz. İnsan nerede yaşarsa yaşasın, o coğrafyaya adım atabilir ya da ondan uzaklaşabilir. Peki, Vicdan Krallığı'nın tarihte bir izdüşümü var mıdır? Buna verilecek cevap belirli bir devlet değil, daha çok belirli dönemlerde ortaya çıkan ideallerdir. Adaleti önceleyen yönetimler, hukukun üstünlüğünü savunan toplumlar ve insan onurunu merkeze alan düşünce gelenekleri, bu krallığın yeryüzündeki eksik de olsa bazı yansımaları olarak görülebilir. Ancak hiçbiri bütünüyle Vicdan Krallığı değildir. Belki de değerlerine sadık kalan farklı halklar, bir arada yaşayabilmek için Vicdan Krallığı'nı düşünmüşlerdir.

Tarih ve Değerler

Tarih, değerlerin vücut bulmuş hâlidir. Tarih yalnızca savaşların, kralların ya da teknolojinin kronolojisi değildir. Aynı zamanda insanların hangi değerlere inandıklarının, hangi değerlere ihanet ettiklerinin ve hangi değerler uğruna mücadele ettiklerinin de kaydıdır. Bir toplum adaleti öncelediğinde hukuk gelişir. Özgürlüğü öncelediğinde sanat ve düşünce gelişir. Gücü mutlaklaştırdığında ise baskı ve çatışma ortaya çıkar.

Bu yüzden tarih, yalnızca olayların değil, değerlerin görünür hâle gelmiş sonuçlarının da tarihidir. Belki de tarih, insanların benimsedikleri değerlerin ve değersizliklerin vücut bulmuş hâlidir.

Bütün Değerler Bir Arada Olursa

Adalet, merhametsiz olursa katılaşabilir; merhamet, adaletsiz olursa haksızlığa dönüşebilir; özgürlük, sorumluluktan koparsa başkasının özgürlüğünü zedeleyebilir; cesaret ise bilgelikten ayrılırsa gözü karalığa dönüşebilir.

Bütün değerler bir araya geldiğinde vicdan, yalnızca bireyin sesi olmaktan çıkar; ortak yaşamın düzeni hâline gelir. Belki de Vicdan Krallığı tam da bu olgunlaşmanın adıdır: Farklı insanların, farklı kültürlerin ve farklı inançların ortak değerler etrafında yaşayabildiği bir düzen. Bu, kusursuz bir dünya vaadi değil; sürekli emek isteyen bir idealdir.

Vicdanın Kökeni

Arapçası: wijdān (vicdân)
Kök fiili: wajada

Vicdan kelimesinin kök anlamları, bulmayı, varmayı, hissetmeyi, içinde duymayı ve farkına varmayı ifade eder. Dolayısıyla vicdan, etimolojik olarak yalnızca ahlaki yargı anlamına gelmez; daha geniş bir şekilde içten hissetme, farkına varma ve içsel bilinç anlamlarını taşır.

Batı dillerindeki karşılığı ise dikkat çekicidir. İngilizcedeki conscience ve Fransızcadaki conscience, Latincedeki conscientia kelimesinden gelir.

con = birlikte
scientia = bilgi, bilme

Yani Latince kökeniyle "birlikte bilmek", "kendisiyle birlikte bilmek" ve "içsel bilgi" anlamlarını taşır. Bu iki köken arasında dikkat çekici bir fark vardır: Arapça köken, hissetmeye ve içsel buluşa vurgu yaparken; Latince köken, bilmeye ve farkındalığa vurgu yapar. Böylece vicdan, yalnızca hakikati bulan değil, bulduğu hakikate sadık kalabilen içsel bir irade olarak da düşünülebilir.

İlk Temas

Belki de vicdan, ilişkinin başladığı ilk andır; karşılıklı ilk temasın uyandırdığı ruh hâlidir. Bir ben, ilk kez bir başkasıyla gerçekten karşılaşır. O anda yalnızca görmek gerçekleşmez; tanımak, etkilenmek ve sorumluluk hissetmek de başlar. Belki de vicdan, tam da burada uyanır.

Vicdan, iki varlığın ilk hakiki temasında uyanan ve birbirinin varlığını bir değer olarak tanıyan bilinçtir. Buradaki temas yalnızca fiziksel değildir. Bir bakış, bir söz, bir sanat eseri ya da doğayla kurulan derin bir karşılaşma da bu teması oluşturabilir. Eğer vicdan ilk karşılaşmada doğuyorsa, o hâlde bir toplumun temeli de kanunlardan önce karşılıklı tanınma ve saygıdır. Belki de Vicdan Krallığı tam burada başlar.

Can Ezgin

Telif Hakkı Saklıdır







 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...