Ana içeriğe atla

ZAMANSIZ SANAT ATÖLYESİ ve TERASTA Kİ KEDİ

Hayalimde bir terasta var... Sanat dünyama ışık katabilecek, geniş, alabildiğine büyük bir teras. Biz orta kattayız. Üst katımız ise boş. Evin şu sıra tadilatı var; bitince kiraya verecekler. Uygun bir kiraya verilirse, orası benim için bambaşka bir anlam taşıyor. Ev dubleks ve terası var. Şu anda tutmak için ekonomik gücüm yok ama hayal ettiğimde orası sessiz bir çarşının içinde, sanat için ayrılmış özel bir üretim yeri oluyor.

Evim hemen altında; üst kat ise tamamen sanat için kullanılabilir. Büyük tuvallerin çalışıldığı, eserlerin saklandığı, taslakların geliştirildiği, görüşmelerin yapılabileceği sanat atölyesi… Uzun soluklu çalışmaların, özellikle "Sanat Renkleri" gibi sosyal ve kültürel düşüncelerin gelişeceği bir sanatla iç içe bir dünya.

Böyle bir yer beni daha özerk kılardı. Seri çalışmalarımı eşgüdümlü şekilde sürdürebilir, düşüncelerimi daha özgür bir ortamda geliştirebilirdim. Çünkü sanat bazen sadece bir masa ve tuval değil; kendi zamanını oluşturabileceğin bir alana ihtiyaç duyar.

Büyük tuvaller yapmak isterdim. Çünkü büyük eserler sadece boyut olarak büyümez; düşüncenin ve duygunun taşıyabileceği alanı da genişletir. Ülkemizde sanat için yapılacak çok şey var. Sanat oluşumları çoğu zaman belirli şehirlerde ve merkezlerde yoğunlaşıyor. Oysa sanatın, farklı yerlerde ve insanların günlük hayatının içinde de var olması gerektiğine inanıyorum.

Hayalim şu: Eğer eserlerim değer görür ve takdir edilirse, kendi çabasıyla yaşayan bir insanın gündelik hayatın içinde insanlarla sanat arasında bir bağ kurabileceğini göstermeyi isterim. Belki bir gün bu ilçede insanlar, “Burada bir sanatsal süreç var.” diyecek ve sanatın dilini merak etmeye başlayacaklar.

Bu bir başarı göstergesiyse, ben sevdiklerimle ve sanata gönül veren insanlarla vakit geçirmek isterim. Katılımcı olurum; sanatın ışığını büyütmeye çalışırım. Belki atölyemde sanata ilgi duyan, resim yapmayı öğrenmek isteyen birkaç öğrencim olur.

Ama eserlerimin önce kendi sessizliğini korumasını isterim. Çünkü onlar birer çiçek. Bir çiçek açmak için zamana ihtiyaç duyar. Eğer bu çiçeklerin kokusu zamanla bu sokağı saracaksa, vakti geldiğinde buna engel olamam.

Büyük tuval çalışmaları da böyle gelişir. Önce taslak çalışmalar yapılır. Bu taslaklar saklanır, üzerinde düşünülür ve ileride büyük eserlerin temelini oluşturur. Birisi büyük ölçülü bir çalışma istediğinde, sıfırdan başlamak yerine daha önce olgunlaşmış fikirlerden hareket edilir. Çünkü bazı eserler günlerce, aylarca zihinde yaşar.

Eğer üst katı tutabilirsem, bu eserlerin gerçekleşmesi için gerekli alanım olurdu. Terasına bir kış bahçesi, küçük bir dinlenme alanı yapardım. Birde kedim olurdu. Çünkü sanat sadece üretmek değil; yaşamak, düşünmek ve sessizlik arasında bakmaktır. Evet, gerçekten nasıl oldu ben de bilmiyorum. Ama oldu ve oluyor. Hayallerimin tuval üzerinde gerçeğe dönüşmesi bana yetiyor. Mutluluğumu içimde tarif edemiyorum. Ve bunu paylaşmak istiyorum.

Sanat kalıplara sıkıştığında insanlar çoğu zaman şartlanmış beklentiler içinde kalıyorlar. Oysa sanat özgürlüktür. Saçmalık, sanatın en yakın dostudur. Çünkü hayat, mantığın sınırlarını sürekli zorlar. Sanatçı da bu sınırların ötesine bakmaya çalışan kişidir.

Bazen mantıksız görünen şey, sanatın içinde kendi yolunu açar. Çünkü sanat, görünmeyen bağlantıları ortaya çıkarır. Sanata duyduğum sevginin bana geri dönmesi, sanatın başka bir şey olduğunu gösteriyor. Bu, insanın insanla kurduğu özel bir andır.

Ben sanatı sevdim. Çünkü sanat beni ön yargısız karşıladı. Düşlerimi içine aldı ve bana hayatın farklı yüzlerini gösterdi. Teknik açıdan öğrenmem gereken birçok şey olduğu hâlde, teknik bilen insanların eserlerimde bir şey görmesi bana güç verdi. Bazıları gördüklerine inanamadı. Bu benim önümde bir engel olmadı. Çünkü çevremde sanata uzak duran insanlar da vardı. Beni ilgilendiren şey, onların da sanatla tanışabilme ihtimaliydi.

Sanat, insanı insana gösteren bir bakış açısıdır. Ben bu eylemin içindeyim. Zamanla, evrenle, dünyayla ve insanın ulaşamayacağı kadar büyük soyut kavramlarla sanat aracılığıyla temas kurmaya çalışıyorum.

Ön yargısız bir dünya…

Evrenin hikâyesi zaten olduğu gibi ortada.

Küçük bir odadaki objelere ve eşyalara farklı açılardan baktığımda, zihnimde başka dünyalar ve uzamlar keşfediyorum. Hikâyeler kuruyorum. Çünkü evrenin içinde sonsuz olasılıklar taşıyan bir yapı var. Bir bütün, parçalardan meydana gelir. Bir parça da birçok parçanın birleşiminden oluşur. Bizim baktığımız kadrajda, bu parçalar yeni bir bütün meydana getirir.

Bunun için doğru açıya ihtiyacımız vardır. Fakat bu doğru açı, bizim konumumuza ve zamansal deneyimimize göre sürekli değişir. Belki bunlar bir delinin sözleri gibi görülebilir.

Sanat dostları… Evrenimizin izleri kim bilir, birazda iç dünyamızda birleşir.

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...