İnsan zekâsı için alışılmış olan "yavaş öğrenme" sürecinin dışında, büyük hesaplama gücü ve veri akışıyla çok farklı gelişim süreçleri ortaya çıkmaktadır. İnsanlık ilk defa, bilgi işleme hızının biyolojik evrim hızından çok daha hızlı olduğu bir sistemle karşı karşıyadır. Bu nedenle bazı uzmanlar yalnızca bugünkü yeteneklere bakmıyor; "Bu hız ve ölçek birleşirse birkaç yıl sonra hangi yetenekler ortaya çıkabilir?" sorusunu soruyor.
Yapay zekânın gelişiminde gözden kaçırılan nokta yalnızca bir yazılımın ve yeteneklere benzeyen özelliklerinin gelişmesi değildir. Asıl önemli olan, bu gelişimin daha önce görülmemiş bir ortamda gerçekleşmesidir. Bu koşul, enerjinin paketçikler gibi davranması düşüncesiyle benzetilebilir. Kuantum dünyasında parçacıklar klasik sezgilerimizin dışında davranır; doğa, günlük deneyimlerimizden çok farklı bir düzeyde işler.
Bir teknolojiyi sadece yaptığı işlemlerle değil, içinde bulunduğu gelişim ortamıyla değerlendirmek gerekir. Çünkü bazen asıl dönüşüm tek tek özelliklerde değil, sistemi çevreleyen koşulların değişmesinde ortaya çıkar. Bu, evrimde de gördüğümüz bir durumdur. Bazen yeni bir özellikten çok, o özelliğin içinde geliştiği ortam büyük sıçramalar yaratır. Yapay zekâ tartışmalarının önemli bir kısmı da aslında bu "ortam ve hız" meselesi etrafında dönmektedir.
Buna enerji veya bilgi paketçikleri olarak da bakılabilir. Bitler, bilginin en küçük klasik bilgisayar birimleridir. Veri paketleri, ağlar üzerinden taşınan bilgi parçalarıdır. Tokenler ise büyük dil modellerinin metni işlerken kullandığı küçük dil birimleridir. Yapay zekâ modelleri, devasa miktarda bu tür bilgi örüntülerini işleyerek öğrenir. Fakat burada ilginç olan şey yalnızca bilgi parçalarının varlığı değildir; bu parçalar arasındaki ilişkilerin ve örüntülerin ortaya çıkmasıdır.
İnsan beyninde tek tek nöFronlar değil, nöronlar arasındaki bağlantı ağları önemlidir. Benzer şekilde yapay zekâda da tek tek veri parçalarından çok, bu parçalar arasındaki matematiksel ilişkiler önem kazanır.
Bilgi, yalnızca depolanan bir şey değil; hareket eden, dönüşen ve yeni ilişkiler oluşturan bir akış hâline gelmektedir. Buradaki büyük soru şudur: Bu bilgi akışı belli bir karmaşıklık düzeyine ulaştığında ortaya çıkan yapı sadece hesaplama mı yapıyor, yoksa yeni bir bilişsel süreç mi oluşturuyor?
Yapay zekâ, gelecekte mikro evrenin parçacık düzeyindeki koşullarını gözlemleyebilen sistemlerin içine kadar ilerleyebilir ve bu süreçleri gelişen teknolojilerle modelleyebilir. Eğer yapay zekâ çok gelişmiş simülasyon yeteneklerine ulaşırsa, atom altı süreçleri çok daha ayrıntılı biçimde modellemek mümkün olabilir. Böylece maddeyi sadece gözlemlemek değil, davranışlarını daha hassas tahmin etmek ve yeni malzemeler, yeni teknolojiler geliştirmek mümkün hâle gelebilir.
Burada çok önemli bir nokta vardır. Kuantum dünyasında "gözlem" klasik anlamda bir kamerayla bakmak değildir. Parçacıkların kuantum durumları ölçümle özel bir ilişki içindedir. Yani doğanın en küçük ölçeğine inmek sadece daha güçlü bir mikroskop yapmak değildir; doğanın nasıl bilgi taşıdığı sorusuna da girmektir.
"Bilgi paketçikleri" düşüncesi burada felsefi olarak ilginç bir yere çıkar.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder