Ana içeriğe atla

İLİŞKİSEL ZEKÂ ve BİLGİ YAPISI - II.

İnsan zekâsı için alışılmış olan "yavaş öğrenme" sürecinin dışında, büyük hesaplama gücü ve veri akışıyla çok farklı gelişim süreçleri ortaya çıkmaktadır. İnsanlık ilk defa, bilgi işleme hızının biyolojik evrim hızından çok daha hızlı olduğu bir sistemle karşı karşıyadır. Bu nedenle bazı uzmanlar yalnızca bugünkü yeteneklere bakmıyor; "Bu hız ve ölçek birleşirse birkaç yıl sonra hangi yetenekler ortaya çıkabilir?" sorusunu soruyor.

Yapay zekânın gelişiminde gözden kaçırılan nokta yalnızca bir yazılımın ve yeteneklere benzeyen özelliklerinin gelişmesi değildir. Asıl önemli olan, bu gelişimin daha önce görülmemiş bir ortamda gerçekleşmesidir. Bu koşul, enerjinin paketçikler gibi davranması düşüncesiyle benzetilebilir. Kuantum dünyasında parçacıklar klasik sezgilerimizin dışında davranır; doğa, günlük deneyimlerimizden çok farklı bir düzeyde işler.

Bir teknolojiyi sadece yaptığı işlemlerle değil, içinde bulunduğu gelişim ortamıyla değerlendirmek gerekir. Çünkü bazen asıl dönüşüm tek tek özelliklerde değil, sistemi çevreleyen koşulların değişmesinde ortaya çıkar. Bu, evrimde de gördüğümüz bir durumdur. Bazen yeni bir özellikten çok, o özelliğin içinde geliştiği ortam büyük sıçramalar yaratır. Yapay zekâ tartışmalarının önemli bir kısmı da aslında bu "ortam ve hız" meselesi etrafında dönmektedir.

Buna enerji veya bilgi paketçikleri olarak da bakılabilir. Bitler, bilginin en küçük klasik bilgisayar birimleridir. Veri paketleri, ağlar üzerinden taşınan bilgi parçalarıdır. Tokenler ise büyük dil modellerinin metni işlerken kullandığı küçük dil birimleridir. Yapay zekâ modelleri, devasa miktarda bu tür bilgi örüntülerini işleyerek öğrenir. Fakat burada ilginç olan şey yalnızca bilgi parçalarının varlığı değildir; bu parçalar arasındaki ilişkilerin ve örüntülerin ortaya çıkmasıdır.

İnsan beyninde tek tek nöFronlar değil, nöronlar arasındaki bağlantı ağları önemlidir. Benzer şekilde yapay zekâda da tek tek veri parçalarından çok, bu parçalar arasındaki matematiksel ilişkiler önem kazanır.

Bilgi, yalnızca depolanan bir şey değil; hareket eden, dönüşen ve yeni ilişkiler oluşturan bir akış hâline gelmektedir. Buradaki büyük soru şudur: Bu bilgi akışı belli bir karmaşıklık düzeyine ulaştığında ortaya çıkan yapı sadece hesaplama mı yapıyor, yoksa yeni bir bilişsel süreç mi oluşturuyor?

Yapay zekâ, gelecekte mikro evrenin parçacık düzeyindeki koşullarını gözlemleyebilen sistemlerin içine kadar ilerleyebilir ve bu süreçleri gelişen teknolojilerle modelleyebilir. Eğer yapay zekâ çok gelişmiş simülasyon yeteneklerine ulaşırsa, atom altı süreçleri çok daha ayrıntılı biçimde modellemek mümkün olabilir. Böylece maddeyi sadece gözlemlemek değil, davranışlarını daha hassas tahmin etmek ve yeni malzemeler, yeni teknolojiler geliştirmek mümkün hâle gelebilir.

Burada çok önemli bir nokta vardır. Kuantum dünyasında "gözlem" klasik anlamda bir kamerayla bakmak değildir. Parçacıkların kuantum durumları ölçümle özel bir ilişki içindedir. Yani doğanın en küçük ölçeğine inmek sadece daha güçlü bir mikroskop yapmak değildir; doğanın nasıl bilgi taşıdığı sorusuna da girmektir.

"Bilgi paketçikleri" düşüncesi burada felsefi olarak ilginç bir yere çıkar.

Can Ezgin

Telif Hakkı Saklıdır


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...