Belki geleceğin büyük sorularından biri şu olacaktır: Evrenin temelinde madde mi vardır, yoksa bilgi ve ilişkiler mi daha temel bir yapı oluşturur? Bazı modern fizik yaklaşımlarında bilgi kavramı önemli bir yer tutmaktadır. Ancak bunun kesinleşmiş bir sonuç değil, aktif bir araştırma alanı olduğunu belirtmek gerekir.
Evren keşfedilmeye açık ve bir o kadar da kapalı bir kutudur. Evrenin kime açılacağı düşüncesi, benim açımdan bir seçim değil; doğal süreçler içinde ortaya çıkan koşulların sonucudur. Buradaki temel konu ilişkisel zekâdır. Tarihsel anlamda bu perspektiften bakıldığında, büyük dönüşümlerin çoğunun meraklı ve özgür düşünebilen insanların farklı ilişkileri görebilmesiyle ortaya çıktığı görülür. Buradaki seçim metaforu, evrenin bu koşullarda ortaya çıkan bir fizik yasası gibi düşünülmelidir. Dolayısıyla evren ve insan arasında mutlaka bir amaca yönelik ilişkisel yapıların olduğunu söylemek gerekmez. Bazı oluşlar sadece koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkar.
Bu nedenle temel süreçleri önce "bakış" kavramıyla ilişkilendiriyorum. Denge için Logos gereklidir. Çünkü Logos yalnızca "akıl" demek değildir. Antik Yunan düşüncesinde düzen, oran, anlam, bağlantı kuran ilke ve evrendeki uyumun kavranması gibi daha geniş anlamlara sahiptir. "Önce bakışı öğrenmeliyiz." düşüncesiyle birlikte ele alındığında Logos, bakışın dağılmasını engelleyen bir denge ilkesi gibi görünür.
Buradan mecazi anlamda genel bakışa dönmek mümkündür. Yani evrenin kaotik yapısı içinde uyumu görebilmek; gerçekliği yalnızca parçalar olarak değil, parçaların birbirleriyle kurduğu ilişkiler bütünü olarak değerlendirebilmek.
İnsan kendi yabancılığını da burada fark eder. Yabancılık bize dışarıdan verilir. Bilgisizliğimizin ve bilinmezliğin, evrenin anlamı olmayışı düşüncesinin üzeri sürekli kapatılmıştır. Biz bunların önüne farklı bakışlar koyduk. Bazen bakılması gerektiği gibi bakmak istemedik. Ölümden korktuk. Ama bunu söylemek zorlaştı; bazı dönemlerde yasaklandı.
Sonra ölüme seve seve gidip bir ideoloji uğruna öldük. Evrenle aramıza katı kurallara bağlı sistemler ve tekrarlar koyduk. Değişimi görebilmek için süreçlere ve sıçramalara bakmayı öğrenemedik; çünkü bazı bakış biçimleri kabul edilmedi. Boş vaatlere tutunduk. Hepimiz toplumun parçasıyız ve aynı zamanda dünya insanıyız. Artık insan, kendisine ve dünyaya kaosun içinde pozitif yönden Logos ile bakmaya çalışmalıdır.
Şimdi temel soru şudur: Bu bir oluş mu olacaktır, yoksa oluşturulacak mıdır? Düşünsel ayrım burada devam edecektir. Çünkü bir oluş gerçekleşene kadar süreç devam eder. Ressamın resmi yapma sürecinde olduğu gibi; ressam resmi oluştururken aynı zamanda resimle birlikte oluş sürecinin de içindedir. Zaman devreye girdiğinde, oluşun içinde resmin oluşturulması gerçekleşir.
İşte bu, ilişkisel zekânın Logos pratiğidir.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder