Ana içeriğe atla

İLİŞKİSEL ZEKÂ ve LOGOS - III

Belki geleceğin büyük sorularından biri şu olacaktır: Evrenin temelinde madde mi vardır, yoksa bilgi ve ilişkiler mi daha temel bir yapı oluşturur? Bazı modern fizik yaklaşımlarında bilgi kavramı önemli bir yer tutmaktadır. Ancak bunun kesinleşmiş bir sonuç değil, aktif bir araştırma alanı olduğunu belirtmek gerekir.

Evren keşfedilmeye açık ve bir o kadar da kapalı bir kutudur. Evrenin kime açılacağı düşüncesi, benim açımdan bir seçim değil; doğal süreçler içinde ortaya çıkan koşulların sonucudur. Buradaki temel konu ilişkisel zekâdır. Tarihsel anlamda bu perspektiften bakıldığında, büyük dönüşümlerin çoğunun meraklı ve özgür düşünebilen insanların farklı ilişkileri görebilmesiyle ortaya çıktığı görülür. Buradaki seçim metaforu, evrenin bu koşullarda ortaya çıkan bir fizik yasası gibi düşünülmelidir. Dolayısıyla evren ve insan arasında mutlaka bir amaca yönelik ilişkisel yapıların olduğunu söylemek gerekmez. Bazı oluşlar sadece koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Bu nedenle temel süreçleri önce "bakış" kavramıyla ilişkilendiriyorum. Denge için Logos gereklidir. Çünkü Logos yalnızca "akıl" demek değildir. Antik Yunan düşüncesinde düzen, oran, anlam, bağlantı kuran ilke ve evrendeki uyumun kavranması gibi daha geniş anlamlara sahiptir. "Önce bakışı öğrenmeliyiz." düşüncesiyle birlikte ele alındığında Logos, bakışın dağılmasını engelleyen bir denge ilkesi gibi görünür.

Buradan mecazi anlamda genel bakışa dönmek mümkündür. Yani evrenin kaotik yapısı içinde uyumu görebilmek; gerçekliği yalnızca parçalar olarak değil, parçaların birbirleriyle kurduğu ilişkiler bütünü olarak değerlendirebilmek.

İnsan kendi yabancılığını da burada fark eder. Yabancılık bize dışarıdan verilir. Bilgisizliğimizin ve bilinmezliğin, evrenin anlamı olmayışı düşüncesinin üzeri sürekli kapatılmıştır. Biz bunların önüne farklı bakışlar koyduk. Bazen bakılması gerektiği gibi bakmak istemedik. Ölümden korktuk. Ama bunu söylemek zorlaştı; bazı dönemlerde yasaklandı.

Sonra ölüme seve seve gidip bir ideoloji uğruna öldük. Evrenle aramıza katı kurallara bağlı sistemler ve tekrarlar koyduk. Değişimi görebilmek için süreçlere ve sıçramalara bakmayı öğrenemedik; çünkü bazı bakış biçimleri kabul edilmedi. Boş vaatlere tutunduk. Hepimiz toplumun parçasıyız ve aynı zamanda dünya insanıyız. Artık insan, kendisine ve dünyaya kaosun içinde pozitif yönden Logos ile bakmaya çalışmalıdır.

Şimdi temel soru şudur: Bu bir oluş mu olacaktır, yoksa oluşturulacak mıdır? Düşünsel ayrım burada devam edecektir. Çünkü bir oluş gerçekleşene kadar süreç devam eder. Ressamın resmi yapma sürecinde olduğu gibi; ressam resmi oluştururken aynı zamanda resimle birlikte oluş sürecinin de içindedir. Zaman devreye girdiğinde, oluşun içinde resmin oluşturulması gerçekleşir.

İşte bu, ilişkisel zekânın Logos pratiğidir.

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...