Zaman bize anlam denizi olmadan verilir. Başlangıçta zaman, boş bir deniz gibidir. Biz ise onun içinde var olmaya çalışırken anlamı görünür kılarız.
Eğer mesele insanları aydınlatmak ve asıl önemli olanın zamanın katma değeri olduğunu gün yüzüne çıkarmaksa, bu tek başına bir sonuç değildir; aksine uzun bir sürecin başlangıcıdır. Çünkü insanlar çoğu zaman süreçlerden kopuk yaşarlar. Bu kopuş, onları giderek büyüyen bir kaygının içine sürükler.
Bu durumu, önü açık olduğu hâlde kendisini bir kuyunun dibinde sanan bir insana benzetiyorum. Oysa sorun, önünün kapalı olması değil; bulunduğu yerden bağlantıları kuramaması ve bütünü görememesidir. Bağlantıları düşünemeyen insan, zamanla bakmayı da unutur. Ardından düşüncesi daralır, bulunduğu noktaya saplanıp kalır.
İşte bana göre asıl trajedi budur; insanlık trajedisi.
Bu trajediyi aşamayan bir insanlık, sürdürülebilir bir dünyayı gerçekten var edebilir mi? Bu sorunun üzerinde düşünüyorum.
Bana göre modern zamanlar insanı zamana sıkıştırıyor. Zaman, insanın içinde anlam ürettiği bir alan olmaktan çıkıp, yetişilmesi gereken bir baskıya dönüşüyor. Bu sıkışmışlık ise çatışmayı, kaygıyı ve yabancılaşmayı besliyor.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey, zamanı tüketmek değil; süreçlerin içinde bağlantıları görebilmektir.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder