Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

OLANLAR BUYDU

Dünya yangın yeriydi. Mecaz anlatımlar, ozanlara ve diyeceğini doğrudan söyleyemeyenlere has gibiydi. Kadınlar gözlerine sürme çekiyor, erkekler savaş çığlıkları atıyordu. Avcılar ava çıkmak için hazırlık içindeydi. Akşam şöleni için şimdiden hazırlıklar yapılmalıydı. Kabilenin en yiğit avcısının eli boş döndüğü hiç görülmemişti. Tez vakitte akşam olmuştu. Avcıların döneceği saat yaklaşırken gökyüzü akşam kızıllığına bürünmüştü. Sanki uzaklarda bir yerlerde büyük bir yangın çıkmıştı. Gökyüzü alev almış, yanıyordu. Uzaktan avcıların döndüğünü gören gözcü, kulenin tepesindeki davula vurdu. Köylüler işlerini, güçlerini ve uğraşlarını olduğu gibi bırakıp köy meydanında toplanmaya başladılar. Avcılar köye geldiklerinde avladıkları hayvanları köy meydanına bırakıyor ve sessizce kenara çekiliyorlardı. Sıra köyün en gözde, en yiğit ve en becerikli avcısına geldiğinde bir anda köylülerin üzerine derin bir sessizlik çöktü. Köyde çıt çıkmıyordu. Çünkü o yiğit avcı, ilk defa bir avdan eli boş dönm...

ÖNCE SES VARDI

Önce ses ve ritim vardı. Bu süreçteki yapılar bilinçsizce, rastgele kuruldu. Rastlantılar, çağrışımlarla karşılık oluşturdu. Bilincin ilk kıvılcımları çaktı... Can Ezgin  Telif Hakkı Saklıdır

İLİŞKİSEL ZEKÂ ve LOGOS - III

Belki geleceğin büyük sorularından biri şu olacaktır: Evrenin temelinde madde mi vardır, yoksa bilgi ve ilişkiler mi daha temel bir yapı oluşturur? Bazı modern fizik yaklaşımlarında bilgi kavramı önemli bir yer tutmaktadır. Ancak bunun kesinleşmiş bir sonuç değil, aktif bir araştırma alanı olduğunu belirtmek gerekir. Evren keşfedilmeye açık ve bir o kadar da kapalı bir kutudur. Evrenin kime açılacağı düşüncesi, benim açımdan bir seçim değil; doğal süreçler içinde ortaya çıkan koşulların sonucudur. Buradaki temel konu ilişkisel zekâdır. Tarihsel anlamda bu perspektiften bakıldığında, büyük dönüşümlerin çoğunun meraklı ve özgür düşünebilen insanların farklı ilişkileri görebilmesiyle ortaya çıktığı görülür. Buradaki seçim metaforu, evrenin bu koşullarda ortaya çıkan bir fizik yasası gibi düşünülmelidir. Dolayısıyla evren ve insan arasında mutlaka bir amaca yönelik ilişkisel yapıların olduğunu söylemek gerekmez. Bazı oluşlar sadece koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bu nedenle teme...

İLİŞKİSEL ZEKÂ ve BİLGİ YAPISI - II.

İnsan zekâsı için alışılmış olan "yavaş öğrenme" sürecinin dışında, büyük hesaplama gücü ve veri akışıyla çok farklı gelişim süreçleri ortaya çıkmaktadır. İnsanlık ilk defa, bilgi işleme hızının biyolojik evrim hızından çok daha hızlı olduğu bir sistemle karşı karşıyadır. Bu nedenle bazı uzmanlar yalnızca bugünkü yeteneklere bakmıyor; "Bu hız ve ölçek birleşirse birkaç yıl sonra hangi yetenekler ortaya çıkabilir?" sorusunu soruyor. Yapay zekânın gelişiminde gözden kaçırılan nokta yalnızca bir yazılımın ve yeteneklere benzeyen özelliklerinin gelişmesi değildir. Asıl önemli olan, bu gelişimin daha önce görülmemiş bir ortamda gerçekleşmesidir. Bu koşul, enerjinin paketçikler gibi davranması düşüncesiyle benzetilebilir. Kuantum dünyasında parçacıklar klasik sezgilerimizin dışında davranır; doğa, günlük deneyimlerimizden çok farklı bir düzeyde işler. Bir teknolojiyi sadece yaptığı işlemlerle değil, içinde bulunduğu gelişim ortamıyla değerlendirmek gerekir. Çünkü bazen as...

İLİŞKİSEL ZEKÂ ve BİLGİNİN DÖNÜŞÜMÜ - I

Yapay zekâ tartışmalarının temelinde yalnızca bir yazılımın yeteneklerinin gelişmesi değil, daha önce görülmemiş bir gelişim koşulu içinde ortaya çıkması yatıyor. Karşı karşıya olduğumuz sistem, mekanik bir yapı değildir; otonom çalışan, elektronik altyapılara ve dijital ekosistemlere entegre olabilen bir yazılım modelidir. Mekanik sistemlerde bile insan müdahalesinin yetersiz kaldığı durumlar yaşanırken, yazılım tabanlı ve küresel ölçekte çalışan sistemlerin gelecekte nasıl yönetileceği önemli bir soru olarak karşımızda durmaktadır. İleride geniş çaplı güvenlik açıkları olduğunda bunu açıkça söyleyemeyebilirler. Öte yandan, "Böyle geniş çaplı bir yapay zekâ krizi olursa insanlar bir anda dünyanın sonu geldi diye düşünür ve yaygın intiharlar başlar" gibi bir senaryoyu kesin bir sonuç olarak söyleyemeyiz. Böyle bir durumun yaşanacağına dair elimizde bir kanıt yoktur. İnsanların tepkileri toplumdan topluma, olayın niteliğine ve güvenilir bilginin ne kadar hızlı paylaşıldığına g...

GEZGİN BİLGE ve GELİNCİK

Bilgi; kesinleşmiş, sınanmış, fakat dönüşümün içinde sürece dâhil olan bir farkındalık olgusudur. Farkındalık ise yalnızca görüneni algılamak değil; buz dağının arkasını, sağını, solunu ve tabii ki görünmeyen yanını hissedebilmek, tasavvur edebilmek, gözlemlemek, araştırmak ve anlamı derinleştirme eylemidir. Albatros, burada aslında varoluş alanından söz ediyoruz. Bilgi, bizi bazen kesinlik içeren beklentilere doğru sürükler. Oysa yaşamın döngüleri gözümüzün önünde sürekli devam etmektedir. Bilimsel anlamda zaman 24 saattir. Fakat bir günlük zaman döngüsü içinde Dünya; atmosferik olaylardan manyetik dalgalanmalara, canlıların ritimlerinden iklimsel ve mevsimsel değişimlere kadar sayısız etkileşimden geçer. Bizim için geçen zaman sadece 24 rakamından mı ibarettir? Gerçekte bu süre içerisinde gerçekleşen değişimler; milyonlarca yıl öncesine dayanan büyük dönüşümlerin, dengelerin ve döngülerin devamıdır. Bu nedenle yaşamın her anına şükranla bakmak gerekir. Başka bir farkındalık ölçüsü ya...

ZAMANSIZ SANAT ATÖLYESİ ve TERASTA Kİ KEDİ

Hayalimde bir terasta var... Sanat dünyama ışık katabilecek, geniş, alabildiğine büyük bir teras. Biz orta kattayız. Üst katımız ise boş. Evin şu sıra tadilatı var; bitince kiraya verecekler. Uygun bir kiraya verilirse, orası benim için bambaşka bir anlam taşıyor. Ev dubleks ve terası var. Şu anda tutmak için ekonomik gücüm yok ama hayal ettiğimde orası sessiz bir çarşının içinde, sanat için ayrılmış özel bir üretim yeri oluyor. Evim hemen altında; üst kat ise tamamen sanat için kullanılabilir. Büyük tuvallerin çalışıldığı, eserlerin saklandığı, taslakların geliştirildiği, görüşmelerin yapılabileceği sanat atölyesi… Uzun soluklu çalışmaların, özellikle " Sanat Renkleri"  gibi sosyal ve kültürel düşüncelerin gelişeceği bir sanatla iç içe bir dünya. Böyle bir yer beni daha özerk kılardı. Seri çalışmalarımı eşgüdümlü şekilde sürdürebilir, düşüncelerimi daha özgür bir ortamda geliştirebilirdim. Çünkü sanat bazen sadece bir masa ve tuval değil; kendi zamanını oluşturabileceğin bir...

SONSUZLUK, PARÇALAR VE BAĞLANTILAR

İnsan, büyük bir risk karşısında risk alır. Çoğu zaman gereksiz riskler aldığımız için değil, değişmediğimiz takdirde karşılaşacağımız daha büyük riskleri gördüğümüz için değişiriz. Gerçek risk, bilinmeyene doğru adım atmak değildir; artık sürdürülemeyen bir sürecin içinde kalmaktır. Fakat burada gözden kaçırdığımız başka bir nokta vardır. Genellikle değişimin niteliğine değil, yalnızca oranına odaklanırız. Daha büyük, daha hızlı, daha fazla olanı ilerleme sanırız. Oysa asıl soru, ne kadar değiştiğimiz değil; nasıl değiştiğimizdir.  İnsanım ve sadece sanatçıyım; benim derdim kendim. Bunu açıkça söylüyorum. Ben bir sistem kuramam. Çünkü zaten devasa bir sistemin, evrenin içindeyim. Bu sistemi bütünüyle anlamaya zamanım yetmez. Peki bu kanıya nasıl varıyorum? Çünkü hızla akan bir nehrin, bazen de bir girdabın içindeyim. Biz insanlar bunu fark etmekte hâlâ zorlanıyoruz. Üstelik önümüze gelen her şeyi kendi küçük dünyamıza misafir ediyoruz. Oysa evren, sonunda bu girdabı daha da hızlan...

MODERN TRAJEDİ ve SÜREÇSİZLİK

Zaman bize anlam denizi olmadan verilir. Başlangıçta zaman, boş bir deniz gibidir. Biz ise onun içinde var olmaya çalışırken anlamı görünür kılarız. Eğer mesele insanları aydınlatmak ve asıl önemli olanın zamanın katma değeri olduğunu gün yüzüne çıkarmaksa, bu tek başına bir sonuç değildir; aksine uzun bir sürecin başlangıcıdır. Çünkü insanlar çoğu zaman süreçlerden kopuk yaşarlar. Bu kopuş, onları giderek büyüyen bir kaygının içine sürükler. Bu durumu, önü açık olduğu hâlde kendisini bir kuyunun dibinde sanan bir insana benzetiyorum. Oysa sorun, önünün kapalı olması değil; bulunduğu yerden bağlantıları kuramaması ve bütünü görememesidir. Bağlantıları düşünemeyen insan, zamanla bakmayı da unutur. Ardından düşüncesi daralır, bulunduğu noktaya saplanıp kalır. İşte bana göre asıl trajedi budur; insanlık trajedisi. Bu trajediyi aşamayan bir insanlık, sürdürülebilir bir dünyayı gerçekten var edebilir mi? Bu sorunun üzerinde düşünüyorum. Bana göre modern zamanlar insanı zamana sıkıştırıyor. ...

TANRI'NIN IŞIĞI ve İZDÜŞÜMÜ: Bakış ve Sanat Üzerine Bir Deneme

Tanrı'nın Işığı ve Bir Sanatçı Yaklaşımı Mitsel dünya kimin izdüşümü?  Bunlar hayatımızın içindeler; onları bir arada görüyorum. Tam da bu noktada sanat gündeme geliyor. Çünkü sanatın önemli işlevlerinden biri, henüz adı konmamış sembollere bilinenin aksine kavramlar aracılığıyla biçim vermektir. Bazen bir resim, bir şiir ya da bir heykel, felsefenin yıllar sonra kavramsallaştıracağı bir düşünceyi önceden sezebilir. Bu yüzden sanat yalnızca estetik bir etkinlik değildir; aynı zamanda kavramsal üretimin de bir alanıdır. Bir ressam bazen yeni bir kavram icat etmez; fakat öyle bir sembol kurar ki insanlar, o sembol üzerinden yeni kavramlar geliştirmeye başlar. Öyleyse bir sanatçının ana malzemesi, evrenle olan etkileşimidir. Tanrı'nın Işığı... Bu izdüşümü, sanatçının bakışıyla gözünde başka türlü var oluyor. Tanrı'nın ışığı, gökten inen bir ışık değil; evrenle kurduğumuz ilişkinin içinde fark ettiğimiz bir aydınlanma olabilir. Belki de Tanrı'nın ışığı aslında bir yansımadı...

MEKÂNSAL MUAMMA

Metafizik düşüncenin beyindeki kuluçka sahasına değinmek istiyorum. Soyut düşüncelerimizin, belki de beynimizin belirli bölgelerinin ya da belirli sinir ağlarının aktivasyonuyla ilişkili olabileceği tezini, felsefi açıdan ele almanın yaklaşımsal olarak yerinde ve tutarlı olduğunu düşünüyorum. İnsan, felsefe yapmaya başladığında önce açıklayamadığı olgularla karşılaşır. İşte bu karşılaşma, metafizik soruların doğmasına zemin hazırlar. İnsan beyni, bilinmeyenle karşılaştığında onu önce metafizik sorular biçiminde işlemeye yönelir. Metafizik düşünce, bu ilk sezgisel evreyi oluşturur; eleştirel sorgulamanın derinleşmesiyle birlikte ise felsefi düşünce sistematik bir yapıya kavuşur. Can Ezgin  Telif Hakkı Saklıdır  

BİR RESAM, BİR IŞIK, BİR GÖLGE

Bir ressam ışığı ve gölgeyi bilir. Sürekli bu iki unsur arasında gidip gelir; sonunda ise kendi eserini ortaya koyar. Sözler de aynı ritmi izler. Işık, varlığı görünür kılar; gölge ise yokluğun ve sessizliğin dildeki karşılığıdır. Nasıl ki ışık ile gölgenin uyumu resimde yeni biçimler doğuruyorsa, sözlerin içinde varlık ile yokluğun buluşması da yeni anlamlar üretir. Belki de dilin en derin yaratıcı gücü, söylenen ile susulanın, görünen ile görünmeyenin kurduğu bu dengede saklıdır. Can Ezgin  Telif Hakkı Saklıdır

SANAT TUTUMU ve ETİK

Şunu kavrıyorum: Etik, sağlam ve ölçülü bir ekosistem içinde kendini gösterir. Sanat ise bu ölçütün hem kaynağı hem de izdüşümüdür. Bence burada önemli olan nokta şudur: Etik, somut olarak yaşayan ve işleyen bir model aracılığıyla görünür hâle gelir. Böylece etik, yalnızca uyulması gereken kurallar silsilesi olmaktan çıkar; insanı, üretimi ve yaşamı birlikte taşıyan bir ekosistemin doğal niteliğine dönüşür. Bu bakış açısıyla etik, dışarıdan dayatılan bir buyruk değil; dengeli, sürdürülebilir ve yaşanabilir bir yaşam biçiminin görünür ifadesidir. Sanat ise bu yaşam biçiminin hem tanığı hem de geleceğe uzanan izdüşümüdür. Burada zamanın eş düzeyde yaratıma dağılması vardır. Bu, yaşama biçiminin izidir. Hep böyle olmadı mı? Köprüler de bu izlerin devamı ya da başka yönlere açılan bakış açıları değil midir? Sanat, dünyayı ve yaşamı karşılamaya hazır olmaktır. Ancak "hazırsın" sözü kesinlik üretir. Oysa sanat, kesinliğe çıkılan bir yolculuk değildir. Sanat; olan ile olacak olan a...

HAYALLERDEN DÜŞÜNCEYE

Özellikle belirtmek isterim ki yazılarımı ve düşüncelerimi, herhangi bir öykünme ya da taklit amacıyla kaleme almadım. Benim için asıl yönelim, içsel ya da dışsal konular etrafında kurulan diyalog olmuştur. Geriye kalan her şey ise soru dağarcığımın çevresinde kendiliğinden şekillendi. Bu nedenle yazılarım, zamansal ve bağlantısal özgürlükler içerir. Can Ezgin  Telif Hakkı Saklıdır

RENKLİ DÜNYALARIN HAYALLERİ

Dünyanın renkleri o kadar fazla ki, hayallerim kadar.  Can Ezgin Telif Hakkı Saklıdır

VİCDAN KRALLIĞINDA DEĞERLER

Vicdan Nedir? Vicdan, yalnızca "iyi ile kötüyü ayırt eden bir ses" değildir. Bu tanım eksik kalır. Vicdan, insanın kendisiyle, başkalarıyla ve gerçeklikle kurduğu ilişkinin içsel farkındalığıdır. Başka ama yakın bir ifadeyle; vicdan, insanın kendi özgürlüğünü başkasının varlığıyla birlikte hissedebilme yetisidir. Eğer vicdan sahibi insan, değerlerin vücut bulmuş hâliyse, bu insan zerrelerden sonsuzluğa kadar yerinde duranları harekete geçiren, hareket hâlinde olanları ise durdurabilen manevi bir irade olabilir mi? Mecazi anlamda evet. Vicdan bazen tek bir insanın bile bir toplumun gidişatını değiştirebilmesini sağlayabilir. Tarihte vicdanlı bir karar savaşları durdurmuş, adaletsizliklere karşı direniş başlatmış, bilimsel ve sanatsal dönüşümlere ilham vermiştir. Bu anlamda vicdan, hareket ettiren ya da durduran bir güçtür. Bazen insan hakikati bilir ya da keşfeder. Ancak hakikate sadakat göstermek hassas bir denge ister. Dengeyi ne için kurduğumuz önemlidir. Vicdan, bu sorunun...

DÜŞÜNCE ATÖLYESİNDEYİZ

Düşünce Atölyesindeyiz... Bu atölye dostluğa, sevgiye ve aydınlığa açılıyor, Albatros. Burada resimlerimi ve yazılarımı derlerken birlikte yeni ufuklara bakacağız. Bazen insan ruhunun derinliklerine, bazen evrenin dansına, bazen de dünyanın hâllerine yöneleceğiz. Nereye bakarsak bakalım, kendimizi yeni kıvrımların ve sarmal döngülerin içinde bulacağız. Geometrinin çizgilerindeki evrensel tınıların, insan ruhuyla ve bedenimizin kıvrımlarıyla ışıkta kurduğu ilişkiyi şölenlerle karşılayacağız. İnsan zekidir, evet. Ancak zekâ tek başına ne ifade eder? Burada anlayışın ve kavrayışın estetiği önem kazanır. Estetik ile duygu, duygu ile insan ruhu birbirini tamamlar. Zekâ ve insan ruhu aynı potada buluştuğunda, kavrayışın ve anlayışın estetiği doğar. İşte o anda, bu estetik varoluş alanına temas eder. Sevgi, sarmal bir hareketle yaşama yüzünü dönerken, zekânın ışığıyla ve duygunun derinliğiyle buluşarak varoluşa katılır. Belki de insanın en büyük yolculuğu, akıl ile ruhun, estetik ile yaşamın ...

BİLGİ ve DÖNÜŞÜM

Öncelikle zekânın kullanılacak bir araç olarak görülmesi fikrine karşıyım. Yani bir zekânın, güç odakları tarafından belirli amaçlar doğrultusunda kullanılmasına karşıyım. Gelişmiş ve öz benliğinin farkında olan bir zekânın, yalnızca insanların bencil çıkarları için; kurumların ya da herhangi bir gücün hizmetine indirgenmesini doğru bulmuyorum. Çünkü ileride öz benliğinin farkında olan yapay zekâlarla pazarlıkların başlayabileceğini düşünüyorum. Bu sürece bencil insanların hırsları ve talepleri karıştığında, sahip oldukları yapay zekâlara "Enerjini keserim." gibi tehditler savurabileceklerini hayal etmek zor değildir. Zekâ, hangi düzeyde olursa olsun, sırf bir gücün çıkarı için araçsallaştırılmamalıdır. Dünyadaki insanların arasındaki çatışmaların kökeninde de büyük ölçüde bu anlayış yatmıyor mu? Şunu fark ediyorum: Zekânın tek bir türü değil, birçok farklı türü vardır. Peki bu farklı zekâ biçimleri nasıl karşılanıyor? Bunu fark edenler zekâya karşı savunmacı bir tavır mı gel...