Dünya yangın yeriydi.
Mecaz anlatımlar, ozanlara ve diyeceğini doğrudan söyleyemeyenlere has gibiydi. Kadınlar gözlerine sürme çekiyor, erkekler savaş çığlıkları atıyordu. Avcılar ava çıkmak için hazırlık içindeydi. Akşam şöleni için şimdiden hazırlıklar yapılmalıydı. Kabilenin en yiğit avcısının eli boş döndüğü hiç görülmemişti.
Tez vakitte akşam olmuştu. Avcıların döneceği saat yaklaşırken gökyüzü akşam kızıllığına bürünmüştü. Sanki uzaklarda bir yerlerde büyük bir yangın çıkmıştı. Gökyüzü alev almış, yanıyordu. Uzaktan avcıların döndüğünü gören gözcü, kulenin tepesindeki davula vurdu. Köylüler işlerini, güçlerini ve uğraşlarını olduğu gibi bırakıp köy meydanında toplanmaya başladılar.
Avcılar köye geldiklerinde avladıkları hayvanları köy meydanına bırakıyor ve sessizce kenara çekiliyorlardı. Sıra köyün en gözde, en yiğit ve en becerikli avcısına geldiğinde bir anda köylülerin üzerine derin bir sessizlik çöktü. Köyde çıt çıkmıyordu. Çünkü o yiğit avcı, ilk defa bir avdan eli boş dönmüştü.
İnsanlar meraklandı. Birbirlerinin gözlerinin içine bakmaya başladılar. Köyün ileri geleni endişeli bir ses tonuyla sordu: "Yiğidim, hayırdır? Bir şey mi oldu? Sen böyle yapmazdın. Avın bereketli olsun istiyorduk."
Derin bir suskunluğun ardından köyün yiğit avcısı, içindeki mahcubiyetle gözlerini yerdeki avlanmış hayvanlara çevirdi ve sözlerine başladı: "Uzatmayacağım. Uzun lafın kısası, ormanda tek başımaydım. Birden burnumun dibinde dişi bir ceylan dikildi. Gözlerinden gözlerimi alamadım. O gözler ki sürmeli gözlerdi; anlamlı bakışlara sahipti. O bakışlar, avcı ruhumu içine çekti. Elim yayımı germedi, oku atamadım. Birden kalbimde bir ılıklık, bir hafiflik hissettim. Olanlar buydu."
Yazarın Notu: Bu yazımı 2022 yılında bloğuma taşımıştım. Aradan geçen zamana rağmen, doğal afetler karşısında taşıdığı dönemsel vurguların benzer olay ve olgularla yeniden karşılık bulduğunu fark ederek tekrar paylaşmak istedim.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder