Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Modern Sanat Yaratıcı Süreç etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ZAMANSIZ SANAT ATÖLYESİ ve TERASTA Kİ KEDİ

Hayalimde bir terasta var... Sanat dünyama ışık katabilecek, geniş, alabildiğine büyük bir teras. Biz orta kattayız. Üst katımız ise boş. Evin şu sıra tadilatı var; bitince kiraya verecekler. Uygun bir kiraya verilirse, orası benim için bambaşka bir anlam taşıyor. Ev dubleks ve terası var. Şu anda tutmak için ekonomik gücüm yok ama hayal ettiğimde orası sessiz bir çarşının içinde, sanat için ayrılmış özel bir üretim yeri oluyor. Evim hemen altında; üst kat ise tamamen sanat için kullanılabilir. Büyük tuvallerin çalışıldığı, eserlerin saklandığı, taslakların geliştirildiği, görüşmelerin yapılabileceği sanat atölyesi… Uzun soluklu çalışmaların, özellikle " Sanat Renkleri"  gibi sosyal ve kültürel düşüncelerin gelişeceği bir sanatla iç içe bir dünya. Böyle bir yer beni daha özerk kılardı. Seri çalışmalarımı eşgüdümlü şekilde sürdürebilir, düşüncelerimi daha özgür bir ortamda geliştirebilirdim. Çünkü sanat bazen sadece bir masa ve tuval değil; kendi zamanını oluşturabileceğin bir...

TANRI'NIN IŞIĞI ve İZDÜŞÜMÜ: Bakış ve Sanat Üzerine Bir Deneme

Tanrı'nın Işığı ve Bir Sanatçı Yaklaşımı Mitsel dünya kimin izdüşümü?  Bunlar hayatımızın içindeler; onları bir arada görüyorum. Tam da bu noktada sanat gündeme geliyor. Çünkü sanatın önemli işlevlerinden biri, henüz adı konmamış sembollere bilinenin aksine kavramlar aracılığıyla biçim vermektir. Bazen bir resim, bir şiir ya da bir heykel, felsefenin yıllar sonra kavramsallaştıracağı bir düşünceyi önceden sezebilir. Bu yüzden sanat yalnızca estetik bir etkinlik değildir; aynı zamanda kavramsal üretimin de bir alanıdır. Bir ressam bazen yeni bir kavram icat etmez; fakat öyle bir sembol kurar ki insanlar, o sembol üzerinden yeni kavramlar geliştirmeye başlar. Öyleyse bir sanatçının ana malzemesi, evrenle olan etkileşimidir. Tanrı'nın Işığı... Bu izdüşümü, sanatçının bakışıyla gözünde başka türlü var oluyor. Tanrı'nın ışığı, gökten inen bir ışık değil; evrenle kurduğumuz ilişkinin içinde fark ettiğimiz bir aydınlanma olabilir. Belki de Tanrı'nın ışığı aslında bir yansımadı...

ÇİÇEK RÜZGÂRLARI ve DENGE

Bir gün çiçek açacağım. Sevgi, doğruluk, kendimiz olabilmek, doğruluktan sözüm riyakar olmamak. Açıklık, zarafet, çekicilik, eşsizlik, iç güzelliğin dışa vurması, hassasiyet ve her şeyden önce evrenin bizi tanımasını diliyoruz. Yani var olduğumu evren bilmeli. Bu şekilde yol almış olabilir miyiz? Sadece gerçeğe sadık kalmaya çalışarak, ama soğuk gerçeğe değil; hareket hâlindeki gerçeğe sadık kalarak ve inkâr etmeden sevgiyle evrenin ruhuna dokunabilir miyiz? Bir cümle söylüyorum, bu cümlede üç kelime oluyor; ne demek istediğimi saptırmıyorum, daraltmıyorum, tam yerinde parçalar birleşiyor. Bu her zaman mı oluyor, yoksa olması gereken anlarda mı oluyor? Örneğin içimden “Tanrı” demek geldi, tek kelime. Bu sadece bir kelime. Ama neden şimdi? Bir yere karşılık olsun diye değil, bir anlam boşluğunu doldursun diye değil, bir yakıştırma hiç değil. Yaratıcı bir güç vardır; adı bu olmalıdır demiyorum, kelimelerin rahmi Tanrıdır da demiyorum. Fark ediş nedir ki? Sessiz bir an için nedir ki? İn...

SANAT, BİLGİNİN KABUKLARI ve BAĞLANTI

Bilginin kabuğundan içe evrilen birey, bağlantısal düzlemde homojen ve sanatsal ilişkiler yaratıyor. İletişim dünyası, bağlantıdan bilgiye; bilgiden ise anlama doğru evriliyor. Bugün asıl kritik eşik, anlamın kişisellikten ve bireysellikten arındırılma girişiminde ortaya çıkıyor. Çünkü anlam, yalnızca üretilen bir şey değil; aynı zamanda paylaşılan, dönüştürülen ve yeniden kurulan bir yapıdır. Bilgi temelli bireysel dünya perspektifi ve kavramsal etkileşim düzlemi üzerinden bakıldığında, bireyin varlık nedeni bilmek olarak belirir. Ancak bilmek, salt veri toplamak değildir. Bilmenin yaklaşık yüzde yetmişi anlamlandırma süreçleriyle şekillenir. Geriye kalan yüzde otuz ise praksis içinde, yani deneyim ve eylemle, diyalektik bir süreç içerisinde içselleştirilir. Bu etkileşim alanında birey, giderek “kübit estetik” olarak adlandırılabilecek yeni bir sürecin parçası hâline gelir. Burada anlam, sabit değil; olasılıklı, çok katmanlı ve etkileşimle sürekli yeniden kurulan bir yapıya dönüşür....

SANAT İÇİN OKSİJEN

Dünden beri kafamı kurcalayan, beni tatlı düşüncelere sevk eden bir sürece dahil oldum. Hayatıma küçük küçük bakışlar attım. Bu bakışlarımı duygulara, düş bahçelerine ve zamana taşıdım. Sonra “sanat” dedim. Sanatı bir aykırılık ya da muhalefet kanadı gibi görmedim; yönünü siyasi kanallardan ve toplumsal çekişmelerden arındırarak felsefi bir taban üzerine yerleştirdim. Ve sanatı, varoluşsal bir oksijen çadırına taşıdım. Orada zaman çok farklı akıyor, kendi yörüngesinde dönmeye başlıyordu. Paylaşabileceklerim arasında bahçe kurucusu, oksijen çadırı ve zamanın yörüngesini değiştiren iç dünyam; gezgin ruh, evrenle kurduğum anlık ve derinlikli bağlar… İşin özü, yaptığım ve sunduğum eserler, sanatçının dünyasından yansımalar gibi olsa da, aslında sanatçı çevresinde ona yansıyanları olduğu gibi ama farklı aktaran, yani yaşadıklarını dönüştüren bir katalizördür. Dolayısıyla sabit tanımlar, sanatçının gezgin ve kaşif ruhunu kısıtlayabilir.  Benim için yaratımın karşılığı, mikro kozmos ölç...

ÜÇ NOKTA SANAT

İçsel dedim; yön arayışım bugün bu kavramla başladı. Sanat, toplumsal çatışmaların içinde sürüklenen insanlık için figüratif mi olmalı, yoksa soyut mu, boyutsal mı? Üçünü bir arada düşünmeyi tercih ediyorum. Üçüncü yol: boyut ve boyutlar arası geçiş. Sanat, figüratif, soyut ve boyutlu olmalı; yani hem dış dünyayı biçimsel olarak yansıtmalı, hem içsel duygulanımı çözümlemeli, hem de bu ikisi arasında bir geçiş alanı yaratmalı. İçin dışa, dışın içe evrilmesi, eserin sabit bir anlatımdan öte, yaşayan ve değişen bir yapı hâline gelmesini sağlıyor. Hatta bu geçişler, bir sentezi mümkün kılmalı; böylece izleyici ya da deneyimleyen kişi, esere sadece bakmakla kalmayıp, kendi içsel düşüşünü ve yükselişini de yaşayabiliyor. Bu nedenle sanat gerçek anlamda içimize düşmeli. Görünenin ardındaki duygu ve deneyimi ortaya çıkarabilmeli; yalnızca bir yüzey gösterisi değil, aynı zamanda varoluşsal bir yolculuk olmalı. Sanatın gücü, izleyiciyi içine çeken, düşünmeye ve hissetmeye sevk eden bu evrimleş...