Ana içeriğe atla

SANAT İÇİN OKSİJEN

Dünden beri kafamı kurcalayan, beni tatlı düşüncelere sevk eden bir sürece dahil oldum. Hayatıma küçük küçük bakışlar attım. Bu bakışlarımı duygulara, düş bahçelerine ve zamana taşıdım. Sonra “sanat” dedim. Sanatı bir aykırılık ya da muhalefet kanadı gibi görmedim; yönünü siyasi kanallardan ve toplumsal çekişmelerden arındırarak felsefi bir taban üzerine yerleştirdim. Ve sanatı, varoluşsal bir oksijen çadırına taşıdım. Orada zaman çok farklı akıyor, kendi yörüngesinde dönmeye başlıyordu.

Paylaşabileceklerim arasında bahçe kurucusu, oksijen çadırı ve zamanın yörüngesini değiştiren iç dünyam; gezgin ruh, evrenle kurduğum anlık ve derinlikli bağlar… İşin özü, yaptığım ve sunduğum eserler, sanatçının dünyasından yansımalar gibi olsa da, aslında sanatçı çevresinde ona yansıyanları olduğu gibi ama farklı aktaran, yani yaşadıklarını dönüştüren bir katalizördür. Dolayısıyla sabit tanımlar, sanatçının gezgin ve kaşif ruhunu kısıtlayabilir. 

Benim için yaratımın karşılığı, mikro kozmos ölçeğinde gerçekleşir. Küçük şeyler fark edildikçe, dönüşüm ve yaratım sürecine dahil olan kişilere günümüzde “sanatçı” diyoruz. Özellikle bir işte ve meslekte uzmanlaşmış kişilere sanatçı denebilme eğilimi var. Ama işin aslı öyle değildir; onlar mesleklerini, başka öznelerin beğenisine açık bir beklenti içinde yapıyorlar. Sanatçı, başka bir alana gözünü, kültürel istemden de olsa, çevirir. O, mikro kozmosla makro kozmosu ayrı tutmaz; bağlantılı görür.

Bu bağlantıların sahnesi olarak da zaman kavramını makro kozmos üzerinden yorumlayarak mikro kozmosun zaman çarkına dokunabilir. Sanatçının bu niteliği bir gereklilikse, böyle bir etiketin anlamı nedir? Beni düşündürüyor. Neden böyle bir niteleme, olanı yansıtıyor? Üretimler arasında bağların kurulması gerektiği düşüncesindeyim.

Sanat, bu bağları görünür kılar; geçmişle bugün arasında, bireysel deneyimle evrensel yansıma arasında, görünenle görünmeyen arasında bir diyalog başlatır. Bir eser, başka bir eseri tamamlar ya da ona yeni bir yön verir. Sanatın gerçek doğası; zihnin muğlak alanlar karşısında önyargısızca ilerlediği o belirsiz zemine aktarılan zamanın tuval üzerinde somutlaşmasıyla karşılık yaratılır. 

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır    

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...