Ana içeriğe atla

BİLGİ ve KARTOPU TEORİSİ

Bilgi göründüğü kadar masum mu? Bilgi, onu bilenlerin elinde değerlidir. Bilginin kartopu gibi hacim kazanarak büyümesi, kavramları dönüştürmekte ve bu durum insanların kullandığı kavramların içini boşaltmaktadır. Bilgi vardır; ancak bu bilgiyi görünür ve anlaşılır kılacak yeni paradigmalar yoktur. Sanatçı gözüyle bakıldığında, insanların inşa ettiği kavramsal dünyalar, bilgi kartopunun etkisiyle yıkılıyor olabilir mi?

Biz ne yapıyoruz? Çağımızın panzehiri nedir? Belki de çağımızın panzehiri tek bir teknoloji, ideoloji ya da sistem değil; yeniden “derinlik” üretebilme kapasitesidir. Çünkü kartopu etkisine karşı yalnızca daha fazla bilgi yetmeyebilir. Hatta bazen daha fazla bilgi, krizi daha da büyütebilir.

Bir şiirin, bir resmin, bir müziğin insanı hâlâ sarsabilmesi tesadüf değildir. Belki de bunlar, insan zihninin tamamen mekanikleşmesine karşı kalan son direnç alanlarından biridir. Çünkü teknoloji büyürken, insanın kendi iç evreniyle bağı koparsa, bilgi kartopu sonunda insanı taşıyamayabilir.

Bilginin bu kadar görünür olmadığı çağlarda ne vardı? Eski çağ insanı doğa karşısında güçsüzdü; ancak anlam bakımından bazen daha bütünlüklüydü. Modern insan ise doğaya hükmetmeye başlamış, fakat kendi zihinsel evreninde parçalanmış olabilir.

Altın Çağ dediler; sürekli bunu hayal ettiler… Kardeşlerim olan yıldızlara bakarken, evrende aydınlık ve evrenin dili olan sevgi yasasıyla yüreğim çarpıyor. Bu uğurda sevgi için yıldızlara uzanıyorum. Aşkın varlığın içindeyim, biliyorum. Bu bilme hâli kartopu teorisine bağlı bir bilme hâli değildir.

Ruhumun çekildiğini hissediyorum. Ve anlıyorum ki o, hep ruhumda ışıldayan varlık; zamanın gölgeleriyle değil, sevgiyle kutsanmış bir ruhtur.

Belki de bunun nedeni, insanın içinde parçalanmamış bir varoluşa dair derin bir hatıranın bulunmasıdır. Ancak sevgiyle kutsanmış ruh, bu gölgelerin tamamen içine hapsolmaz.

İnsan yalnızca bilen bir varlık mıdır, yoksa aynı zamanda sevgiyle değer yaratan bir varlık mıdır?

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...