Ana içeriğe atla

ALBATROS'UN KANATLARI ve ATOMİK DÜŞLER

İlk adımlarda nesnelerin konuşacağını; imajlar, biçimler ve renkler üzerinde iletişime geçeceğini söyleyebilirim. Elbette burada ifade etmek istediğim konu söz etiğimden daha farklı. İmaj, biçim ve renklerin interaktif bir ortamda tekil açıtan paylaşımlar yapacaklarından söz ediyorum.

İnsanlar için sesli komut ve yönlendirme modu açık olacak; fakat nesneler kendi aralarında sembollerle iletişim kuracaktır. Reel dünyada nesnelerin kavramsal evrim içinde var olabilmeleri esnek bir sürecin parçası olmalarıyla ilgilidir. Bunun gerçekleşebilmesi içinse atomik bağların hücresel bir yapıya evrilmesi gerekir.

İnsana ve canlılara döndüğümüzde bu durumu biyolojik evrim ve mutasyon üzerinden anlıyoruz. Benzer bir süreç, nesnelerde de nano teknoloji ile yapay zekânın uyumlu çalışmasıyla kısmen gerçekleşebilir. Aksi takdirde, gerçek hayattaki nesnelerin iletişimi; kullanım alanlarıyla sınırlı, bölgesel ve ihtiyaç çerçevesinde özerk alanlarda kalacaktır.

Özgür insan ise özerktir ve kavramsal düzeyde esneyen gelişmelere açıktır. Fakat çoğu zaman kurumlar, insanın bu niteliğini ve yaratıcı yönündeki kıvılcımı görmezden gelmek ister.

Böyle bir gelecek, eğer dünya ve insanlık varlığını sürdürmeyi başarırsa, 250 yıl kadar bir süreye yayılan sessizlik ve dönüşüm içinde şekillenecek. Bu yolculuk yalnızca zamanın akışıyla ölçülmeyecek, birden fazla boyutta deneyimlenecek. 

Bu persfektif üzerinde derinlemesine düşünce...

Şu anki dünyaya ait miyim. Despotlar kaderi kabullenmemizi bekliyorken.

Ama inadına seviyoruz.
İnadına yaşıyoruz.
İnadına paylaşıyoruz.

İnsan gerçekliğin içinden irrasyonel geleceğe uzanıyor.Yüreğim, zamanın ötesine doğru bir yolculuk yapıyor. Belki garip bir tinim; belki dünyanın ruhu, evrenin nabzı gibi.

Evet, bir ego var ve insanı tüketiyor. Dünyaya ve insanlığa olan da budur.

Sözlerim hafife alınabilir; belki ciddi bir tarafı yoktur. Bu yüzden endişelenmiyorum. Felsefeyle yoğrulmuş bir insan başka ne söyleyebilir ki?

Bu metin biraz ironi kokuyor. Çünkü ben sevgi için konuşuyorum.

Ve sonunda soruyorum: Sözler bize neyi getirir?

Can Ezgin  

Telif Hakkı Saklıdır    

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...