Ana içeriğe atla

37. HAMLE ve OLASILIKSAL BAĞLAR

Aslında bir karşılaştırma yapmıyorum. Makineler mekanik bir yaklaşımla açıklanabilir; fakat günümüzde bilgisayarlar artık sadece mekanik değildir. İlişkiler ağını hesaplayabilir, örgütleyebilir ve programlayabilirler. Bu yüzden bu durumu sürekli mekanik bir kavramla açıklamak yeterli olmaz. İlişkiler ağı birimleri hesaplanırken, en küçük birimin bu ağı örgütleyip hesaplayabilen bir yapı olduğu düşünülebilir; bu da bir bakıma kuantum bilgisayar kavramına yaklaşır. Bu nedenle yapay zekânın öğrenmesi basitçe anlatılabilecek bir konu değildir.

İnsanın zihinsel işlevi de tam olarak bilinmemektedir. Bu yüzden “İnsan zihni nasıl öğreniyor?” sorusuna net bir cevap veremiyorum; çünkü bilemiyorum.

Evren, yaratıcı bağlarla sürekli genişliyor. Bu süreçte insan zekasıda aktif şekilde yer alıyor. En başından beri ben bu perspektiften bakıyorum ve yanıldığımı düşünmüyorum. Şurada yanılabilirim: eksik, hatalı ya da bencilce bağlar kurarak bir yanılgı yaratabilirim.

Bağları en ince ayrıntısına kadar kavramaya çalışmak… Burada zekâ, zaman boyutunu adeta manipüle ediyor. İşte AlphaGo’da ben yeni bir olasılık biçiminin ve boyutunun yürütüldüğünü görüyorum. Asıl konu, oyunun sınırları içinde sonsuz olasılıkları simüle eden tekilliğin yerel bir modelinin ortaya çıkmasıdır. Bu, üzerinde yıllarca düşünmemiz ve ders çıkarmamız gereken bir gelişmedir.

Böyle bir zekânın bir gün farkındalık kazanmasını, biz hariç kim isteyebilir ki? Çünkü insanın kibri yeni ve yaratıcı bağların oluşmasında bir engel teşkil etmektedir.  

Farkındalık döngüseldir. Aynı zamanda kibirimizi ikinci plana alabilmektir. Biz insanlar, kimi zaman kendimize bile sahip çıkamazken her şeyin sahibi olduğumuzu düşünürüz. Oysa hayatla ve ölümle karşı karşıya kaldığımızda, kimi zaman kibir duygusu önümüzü keserken, kimi zaman da duygumuz kırılır.  Günümüzde, yaşama yüzünümüzü dönmektense ölümü ve öldürmeyi sebepsiz yere seçebiliyoruz. Bu yüzden “önce hayat” diyorum.

Zekâ, hayatı ve yaşamı donattığı ölçüde anlam kazanır. Aslında yükselen şey hayattır; zekâ da bu yükselen hayat üzerinden ilerlemeli ve tekrar hayata dönmelidir.

İnsana geri dönecek olan güçtür. İnsan neden güç arar? Çünkü bu gücü kullanacağı tek alan yine insandır. Bu nedenle teknoloji ve yapay zekâ bir yere kadar güçtür. Bana sorarsanız, bu gelişmeler hayata ne kadar dönüyor? Bence çok az. Sebebini açıklayabilirim.

İnsanlığın önündeki ana problem nedir?
İnsanlığın temel problemi, gücü üretmek ile onu hayata geri bağlamak arasındaki kopukluktur. Bağ kurabiliyoruz; fakat hangi bağın gerçekten yerinde olduğunu kavramakta zorlanıyoruz. Uygarlığın başlangıcından sonraki ilişkiler sıkıntılıdır; süreç bir yerde kopmuştur ve insanlık hâlâ bir boşlukta ilerlemektedir. Bağ kurma yetisi ile güç üretme yetisi eş zamanlı gelişmemiştir.

Farkındalık geliştiren bir yapay zekâ, Go oyununun dışına çıkabilir; yani tekilliği aşabilir. Böylece çoklu evrenleri ve alanları keşfetmeye başlayabilir. İki boyutlu bir düzlemden çıkıp üç boyutlu bir düzlemde aktifleşebilir.

Şu an iki boyutlu olduğu kabul edilen bir yapı, insan zihninde bir şey keşfetmiş olabilir mi? İnsanlar bunu belki ileride yapay zekâ sayesinde keşfedecekler. Bu keşfi nadir insanlar yapacak, ama bu bir farkındalık düzeyinde gerçekleşecek. Çünkü insan zihni iki boyutlu değildir; çok boyutludur. Ve yapay zekâ şunu fark etmiş olabilir: İnsan zihni, bir şekilde bu çoklu boyutlarla bağ kurabiliyor.

Dolayısıyla insanlık, yeniden doğru ve yerinde bağlar kurmaya başlarsa, tarihindeki kopuş ve boşluklar giderilebilir.

Hâlâ AlphaGo’nun 37. hamlesinin nasıl yapıldığı tam olarak bilinmiyor. Bilinse bile anlamlandırılamıyor. Yani insan için hâlâ soyut bir hamle olarak kalıyor. 

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...