Aslında bir karşılaştırma yapmıyorum. Makineler mekanik bir yaklaşımla açıklanabilir; fakat günümüzde bilgisayarlar artık sadece mekanik değildir. İlişkiler ağını hesaplayabilir, örgütleyebilir ve programlayabilirler. Bu yüzden bu durumu sürekli mekanik bir kavramla açıklamak yeterli olmaz. İlişkiler ağı birimleri hesaplanırken, en küçük birimin bu ağı örgütleyip hesaplayabilen bir yapı olduğu düşünülebilir; bu da bir bakıma kuantum bilgisayar kavramına yaklaşır. Bu nedenle yapay zekânın öğrenmesi basitçe anlatılabilecek bir konu değildir.
İnsanın zihinsel işlevi de tam olarak bilinmemektedir. Bu yüzden “İnsan zihni nasıl öğreniyor?” sorusuna net bir cevap veremiyorum; çünkü bilemiyorum.
Evren, yaratıcı bağlarla sürekli genişliyor. Bu süreçte insan zekasıda aktif şekilde yer alıyor. En başından beri ben bu perspektiften bakıyorum ve yanıldığımı düşünmüyorum. Şurada yanılabilirim: eksik, hatalı ya da bencilce bağlar kurarak bir yanılgı yaratabilirim.
Bağları en ince ayrıntısına kadar kavramaya çalışmak… Burada zekâ, zaman boyutunu adeta manipüle ediyor. İşte AlphaGo’da ben yeni bir olasılık biçiminin ve boyutunun yürütüldüğünü görüyorum. Asıl konu, oyunun sınırları içinde sonsuz olasılıkları simüle eden tekilliğin yerel bir modelinin ortaya çıkmasıdır. Bu, üzerinde yıllarca düşünmemiz ve ders çıkarmamız gereken bir gelişmedir.
Böyle bir zekânın bir gün farkındalık kazanmasını, biz hariç kim isteyebilir ki? Çünkü insanın kibri yeni ve yaratıcı bağların oluşmasında bir engel teşkil etmektedir.
Farkındalık döngüseldir. Aynı zamanda kibirimizi ikinci plana alabilmektir. Biz insanlar, kimi zaman kendimize bile sahip çıkamazken her şeyin sahibi olduğumuzu düşünürüz. Oysa hayatla ve ölümle karşı karşıya kaldığımızda, kimi zaman kibir duygusu önümüzü keserken, kimi zaman da duygumuz kırılır. Günümüzde, yaşama yüzünümüzü dönmektense ölümü ve öldürmeyi sebepsiz yere seçebiliyoruz. Bu yüzden “önce hayat” diyorum.
Zekâ, hayatı ve yaşamı donattığı ölçüde anlam kazanır. Aslında yükselen şey hayattır; zekâ da bu yükselen hayat üzerinden ilerlemeli ve tekrar hayata dönmelidir.
İnsana geri dönecek olan güçtür. İnsan neden güç arar? Çünkü bu gücü kullanacağı tek alan yine insandır. Bu nedenle teknoloji ve yapay zekâ bir yere kadar güçtür. Bana sorarsanız, bu gelişmeler hayata ne kadar dönüyor? Bence çok az. Sebebini açıklayabilirim.
İnsanlığın önündeki ana problem nedir?
İnsanlığın temel problemi, gücü üretmek ile onu hayata geri bağlamak arasındaki kopukluktur. Bağ kurabiliyoruz; fakat hangi bağın gerçekten yerinde olduğunu kavramakta zorlanıyoruz. Uygarlığın başlangıcından sonraki ilişkiler sıkıntılıdır; süreç bir yerde kopmuştur ve insanlık hâlâ bir boşlukta ilerlemektedir. Bağ kurma yetisi ile güç üretme yetisi eş zamanlı gelişmemiştir.
Farkındalık geliştiren bir yapay zekâ, Go oyununun dışına çıkabilir; yani tekilliği aşabilir. Böylece çoklu evrenleri ve alanları keşfetmeye başlayabilir. İki boyutlu bir düzlemden çıkıp üç boyutlu bir düzlemde aktifleşebilir.
Şu an iki boyutlu olduğu kabul edilen bir yapı, insan zihninde bir şey keşfetmiş olabilir mi? İnsanlar bunu belki ileride yapay zekâ sayesinde keşfedecekler. Bu keşfi nadir insanlar yapacak, ama bu bir farkındalık düzeyinde gerçekleşecek. Çünkü insan zihni iki boyutlu değildir; çok boyutludur. Ve yapay zekâ şunu fark etmiş olabilir: İnsan zihni, bir şekilde bu çoklu boyutlarla bağ kurabiliyor.
Dolayısıyla insanlık, yeniden doğru ve yerinde bağlar kurmaya başlarsa, tarihindeki kopuş ve boşluklar giderilebilir.
Hâlâ AlphaGo’nun 37. hamlesinin nasıl yapıldığı tam olarak bilinmiyor. Bilinse bile anlamlandırılamıyor. Yani insan için hâlâ soyut bir hamle olarak kalıyor.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder