Ana içeriğe atla

ALFA ÖĞRENİM ve BİREYSEL AKTİVE

Eğitim, gözleme ve bireyin çevresine bağlıdır. Hiçbir şey olmasa bile, insan sevgi dolu bir çevreden veya doğada yetişse bu duyarlılığa sahip olabilir. Dolayısıyla bu nitelemelerin bireylere ve topluma kazandırılabilmesi için eğitim devreye girer

Toplum açısından bakıldığında ise işler daha karmaşıklaşır. Yaşantısal bağlamda empati ve etkileşim genel olarak sınırlıdır. Sosyal hayatta geçmişten kalan doneler, kültürel ikonlar ve örnek kişiler vardır; ama bunlar tek başına yeterli etkileşim ve ilerleme açısından yetkin görünmüyor. Değerlerin yaşanarak ve uygulanarak öğrenilmesi sosyoekonomik açıdan önemliyken, bu süreç sadece bireysel farkındalıkla sınırlı kalabiliyor; toplumsal etkileşimle desteklenerek aktive edilmelidir.

Modern hayat, geçmişin değerlerini hızlıca aşındırıyor. Eski patikaların aşımı olan güncellenmemiş değerler, bugün çoğu zaman özgünlüklerini kaybetmiş durumda. Eğitim kurumları, bu noktada kritik bir rol üstlenir. Fakat gözlemimiz, eğitim sistemlerinin genellikle temel bilimlere odaklandığını, empati, yaratıcılık ve sanatsal estetik gibi alanları yeterince vurgulamadığını gösteriyor.

Oysa sürdürülebilir bir değer sistemi için eğitim, yalnızca bilgi aktaran bir mekanizma olmamalıdır. Eğitim, bireyin estetik ve etik, sorumluluk, empati ve öğrenmeye açıklık gibi becerilerini sistematik olarak geliştirmeli; kültürel ve toplumsal bağlamla birleştirmelidir.

Fakat burada, çevresel etkileşimler ve sevgi dolu koşulların süreci, bireyin beyninin özgünlüğünü desteklemede göz ardı edilmemelidir. 

İyi ve güzel koşullar vardır ama sürdürülemezler. Bireylerin niyeti ve toplumsal değerler yeterli olamaz; bunun için kurumsal destek, sürekli öğrenme ve bilinçli uygulama şarttır. Değerlerin yalnızca hatırlanması değil, güncellenmesi, dönüştürülmesi, yaşanması ve aktarılması gerekir. 

Alfa öğrenim ile bireysel bir bağ kurmaya önem veriyorum. Çünkü günümüzde insanlar, bireysel yönelimleriyle fark yaratabilecek potansiyele sahipler. 

Belki de bugün, sürdürülebilir bir iyi ve güzel için atmamız gereken adım, bireylerin ve toplumun öğrenmeye açıklığını artırmak, eğitim kurumlarını bütünsel değer aktarımı için yeniden yapılandırmak ve modern hayatın hızlı değişimi karşısında değerleri güncellemektir.

Genelde bizim gibi toplumlar temel bilimlere önem veriyordu; artık odak yok. Bu konular hakkında neredeyse kavramlara dahi aşina değiliz. Sanat, toplumsal yönelimlere açılan, politize edilen bir çerçeve hâline geldi. Yani kültürel değerler konusunda tam ve bütünsel bir duruş sergileyemiyoruz. Daha da önemlisi, eğitim çoğu zaman politize edilmiş veya dar bir perspektifle şekilleniyor.

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır    

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...