Yüzeyde derinlik nasıl ölçülür? Dünya ne üzerinde dönüyor? Yani ilişkiler… İnsan ölmek için mi ölür, ölüme meydan okumak için mi ölür?
Basit: Doğduğumuz gibi öleceğiz. Ölümden sonrasını gerçekçi ve doğru düşünmeliyiz. Ölüm, varlıkla kurulacak en derin bağdır. Ezoterik, mistik, inanç temelli bir düşünceden söz etmiyorum.
İnsan çok yönlü ve çeşitli bir canlıdır. Neler yaşayacağını kendisi bile hayal edemez. Hayal edebilen ve yaşayan insan, yaşamla ölüm arasındaki dengeyi görmüş bir bilinçtir. Bu nedenle hızı düşürür ama düşüncesini çeşitlendirir ve dallandırır. Böylece ölmeden önce varlıkla derin bağını güçlendirir.
Çünkü yaşam, derin bağlar sonucu ebedi yaşama doğru kök salar. Bu anlayışa sahip bir iç göz, kendini buna hazırlar. Yani yaşamın amacı üretmek ve türün devamı olmaktan çok, ölüme hazırlanmaktır. Bunun için temel ölçü, sükûnet içinde düşünebilmektir. En olgun taraf ise ölüme meydan okumaktır.
Öleceğimiz zaman yaşama armağanlar bırakmalıyız. Bu armağanlar bizden sonraki düşüncelere eklenir.
Ölüm amaç değildir; nihai sondur. İnsan, yalanlara bu gerçeği inkâr etmek için sığınır. Ben felsefemi kurarken inkârdan sakınırım. Böyle olunca hayatıma yalan sığmaz.
İnsanların çoğu farkında olmadan yalanlarla meşgul olurken ben ilişkilerin bağlamını soruyorum. Basit: onların suni çırpınışlarını ve sebeplerini görmeye çalışıyorum. Sınıfsal yerlerini, rekabetlerini, birbirlerine üstünlük taslama yarışlarını, sevgi yerine nefretten beslenmelerini, iktidar için birbirlerini harcamalarını, ikili ilişkilerde birbirlerini konsolide etmek uğruna düşmanlar yaratmalarını görüyorum. Her şeyi bir düğme gibi görmeye başlamalarını fark ediyorum.
Yalan söylerken hangi maksatla söylediklerinin farkında olmamalarını, yalanlar üzerine politikalar üretip çevrelerini zehirlemelerini görüyorum. En önemlisi, bu pasiflik içinde doğanın ekosistemini bile araçsallaştırmalarını…
Ben toplumu inkâr etmiyorum. Toplumu inkâr etmek insanlığı inkâr etmektir. Dünyayı değiştirmek isteyenlere şunu söylüyorum: Amacımız dünyayı ve toplumları daha yaşanabilir, iletişime açık; sanat, felsefe ve bilim temelli alanlarla yaşam bağlarını güçlendirmek olmalı. O zaman gerçekten armağanlar bırakabiliriz. Bu romantizm değil; çünkü bu çağ bunu zaten fısıldıyor.
Sevgili düşün, yaşam bir armağandır. Yaşamı korumak ölüme meydan okumaktır. Sükûnet, ruhumuza netlik kazandırır. Nihai sonu bilmek, kabullenmek değildir; bir hazırlık da değildir.
Yaşam armağandır. Bu armağanlar kitaplarla, bilgiyle daha görünür olur. Sanat ve bakış açısı yaşamın ne kadar zengin olduğunu gösterir. İnsanların iç dünyası çok renklidir. Biz dünyayı rengârenk görenlerdeniz. Dünyada renkler varsa orada özgür ruhlar da vardır. Özgür ruhlar zamanı aşabilen bir görüşe sahiptir.
Serbest Düşün Alanı
Böyle bakan bir insan dünyayı; anlamın, ölüm bilinciyle keskinleştiği, insanın kendi iç derinliğiyle sürekli yeniden kurduğu bir varoluş alanı olarak görür.
Peki anlamı özgürleştirmeyi düşünen bir düşünür nasıl bakar?
Anlam sahiplenilmez; serbest bırakılır. Sabit anlamlar sistemi değil, sürekli açılan bir bilinç alanı oluşur. Böyle düşünen biri anlamı yok etmez; onu sahiplikten kurtarıp dolaşıma açar.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder