Ana içeriğe atla

NE İLK, NE DE SON DÖNGÜ

Hayatı gerçek anlamda düşünmeye değer. Birden, hayata sırtımızı yaslamayı bıraktığımızda, birçok insanı ansızın kaybedeceğiz. İlkel yaşam şeklimize dönersek, doğa birçoğumuzu eleyecek. Modern hayata sığmayan insan, dünya tarafından; dünyanın kaldırabileceği kadar nüfusu geride, sağlıklı bir şekilde bırakacak.

Dünyanın değişimi ve normale dönmesi için bedel ödememiz kaçınılmaz. Ama iyileşmesi an meselesi. Bu durumda bütün ezber kalıplar kırılmalı. O zaman dünya ve insanlık için olması gereken başlangıçlar rüya olmaktan çıkacak.

Yolum üzerindeki ağacı fark ediyorum. Bir anlığına zihnimdeki kalıplardan çıkarınca, ağaç ve ben özgürleşiyoruz. Bu aslında bir imgeler ağacı; ben konuşmuyorum. Ağaç doğayla konuşuyor: rüzgârla, yağmurla, kuşlarla, yıldızlarla… Ben, onun baktığı yöne bakıyorum.

Bir ağaç rüyama giriyor. Bana, “Sen bizi özgürleştirdin. Bundan böyle rüzgârlar ve yağmur senin yoldaşın olacak. Kuşlar habercin, yıldızlar ise şimdi, geçmiş ve gelecek müjdeleri getirecek sana.” diyor.

Bu sayede ağaçlar benimle konuşmaya başlıyor.

Diyelim ki evimizin bahçesinde büyük bir çınar ağacı var. Gövdesi yılların yükünü taşımış, kabuğunda zamanın izleri birikmiş. Sonbahar gelmiş; yaprakları sararıyor, rüzgârın dokunuşuyla birer birer kopup toprağa düşüyorlar. Düşüşleri, küçük bir vedayı andırıyor. Ağaç sessiz, ama bu sessizlikte derin bir kabulleniş var.

Sonra bir gün ağacın altına bir tabure koyuyorum. Merdiven getiriyorum. Düşen yaprakları, sırasıyla düştükleri dallara ekliyorum. Günler sonra, düşen o yapraklar çınar ağacının dallarında tekrar sallanmaya başlıyor.

Hayata bakınca, dokundukça ve yöneldikçe, gerçek anlamda düşlemeye değer.

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır    


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...