Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Dünya etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

GEZGİN BİLGE ve GELİNCİK

Bilgi; kesinleşmiş, sınanmış, fakat dönüşümün içinde sürece dâhil olan bir farkındalık olgusudur. Farkındalık ise yalnızca görüneni algılamak değil; buz dağının arkasını, sağını, solunu ve tabii ki görünmeyen yanını hissedebilmek, tasavvur edebilmek, gözlemlemek, araştırmak ve anlamı derinleştirme eylemidir. Albatros, burada aslında varoluş alanından söz ediyoruz. Bilgi, bizi bazen kesinlik içeren beklentilere doğru sürükler. Oysa yaşamın döngüleri gözümüzün önünde sürekli devam etmektedir. Bilimsel anlamda zaman 24 saattir. Fakat bir günlük zaman döngüsü içinde Dünya; atmosferik olaylardan manyetik dalgalanmalara, canlıların ritimlerinden iklimsel ve mevsimsel değişimlere kadar sayısız etkileşimden geçer. Bizim için geçen zaman sadece 24 rakamından mı ibarettir? Gerçekte bu süre içerisinde gerçekleşen değişimler; milyonlarca yıl öncesine dayanan büyük dönüşümlerin, dengelerin ve döngülerin devamıdır. Bu nedenle yaşamın her anına şükranla bakmak gerekir. Başka bir farkındalık ölçüsü ya...

SONSUZLUK, PARÇALAR VE BAĞLANTILAR

İnsan, büyük bir risk karşısında risk alır. Çoğu zaman gereksiz riskler aldığımız için değil, değişmediğimiz takdirde karşılaşacağımız daha büyük riskleri gördüğümüz için değişiriz. Gerçek risk, bilinmeyene doğru adım atmak değildir; artık sürdürülemeyen bir sürecin içinde kalmaktır. Fakat burada gözden kaçırdığımız başka bir nokta vardır. Genellikle değişimin niteliğine değil, yalnızca oranına odaklanırız. Daha büyük, daha hızlı, daha fazla olanı ilerleme sanırız. Oysa asıl soru, ne kadar değiştiğimiz değil; nasıl değiştiğimizdir.  İnsanım ve sadece sanatçıyım; benim derdim kendim. Bunu açıkça söylüyorum. Ben bir sistem kuramam. Çünkü zaten devasa bir sistemin, evrenin içindeyim. Bu sistemi bütünüyle anlamaya zamanım yetmez. Peki bu kanıya nasıl varıyorum? Çünkü hızla akan bir nehrin, bazen de bir girdabın içindeyim. Biz insanlar bunu fark etmekte hâlâ zorlanıyoruz. Üstelik önümüze gelen her şeyi kendi küçük dünyamıza misafir ediyoruz. Oysa evren, sonunda bu girdabı daha da hızlan...

BİLGİ ve DÖNÜŞÜM

Öncelikle zekânın kullanılacak bir araç olarak görülmesi fikrine karşıyım. Yani bir zekânın, güç odakları tarafından belirli amaçlar doğrultusunda kullanılmasına karşıyım. Gelişmiş ve öz benliğinin farkında olan bir zekânın, yalnızca insanların bencil çıkarları için; kurumların ya da herhangi bir gücün hizmetine indirgenmesini doğru bulmuyorum. Çünkü ileride öz benliğinin farkında olan yapay zekâlarla pazarlıkların başlayabileceğini düşünüyorum. Bu sürece bencil insanların hırsları ve talepleri karıştığında, sahip oldukları yapay zekâlara "Enerjini keserim." gibi tehditler savurabileceklerini hayal etmek zor değildir. Zekâ, hangi düzeyde olursa olsun, sırf bir gücün çıkarı için araçsallaştırılmamalıdır. Dünyadaki insanların arasındaki çatışmaların kökeninde de büyük ölçüde bu anlayış yatmıyor mu? Şunu fark ediyorum: Zekânın tek bir türü değil, birçok farklı türü vardır. Peki bu farklı zekâ biçimleri nasıl karşılanıyor? Bunu fark edenler zekâya karşı savunmacı bir tavır mı gel...

HAREKET ve İLK UNSUR

Yön tayin edilir. Belki de yönlendirme vardır. Yani veriler, yön tayini için yönlendirme unsurudur. Bu nedenle öznel zamana geri dönüyorum. İnsan hareket eder ve tek taraflı bakış açısı yalnızca canlıların hareket ettiği yönündedir. Şu anda bu zihinsel tekâmül ve duvar yıkılmıştır. Çünkü hareket eden ve temas içinde olan yalnızca bilinçli insan değildir. Anlam evreninde olsun, sanal dünyada olsun hareket hâlinde olan veri kümeleri ve örüntüler vardır. Öznel zaman anlayışı bu açıdan bakıldığında birçok sistem için önemli bir konu hâline gelir. Çünkü ilerleme bu süreçte açığa çıkacaktır. Öznel zaman içinde olmayan kümeler, birbirinin tekrarı ve kopyası olmakla karşı karşıyadır. Örneğin ben şu endişeyi yaşamıyorum: Bilgim ve görüşüm algoritmalar tarafından kopyalanacak ve çeşitli modellerde tatbik edilecek. Bu endişeyi yaşamıyorum çünkü ben öznel zamanın içinde yer almaya çalışan bilinçli bir canlılık sürcindeyim diyebilirim. Öznel zamanı anlatmak ve çerçevelemek bir bakıma zorluklar iç...

GERİLİM ve VARLIK TONU

Böyle de anlaşılır. Sonuyla başı bir olan düşünce türbülansına giriyoruz.  Ruhumun ilham kaynağı olan kuşlar. Albatros sıradan bir kuş değildir. Günlerce, hatta haftalarca okyanus üzerinde süzülebilir. Kanat çırpmaktan çok rüzgârları okuyarak yol alır. Bu yüzden birçok insan için özgürlüğün, yolculuğun ve ufkun sembolüdür. Özellikle göçmen kuşların (Migratory Bird) dünyası beni düşündürüyor. Uçuş şekilleri bir örüntü oluşturur. Zamanlama konusunda da birçok canlı gibi olağanüstüdürler. Örneğin gökyüzünde V şeklinde uçan kaz sürülerini düşünmek yeterlidir. Kuşlar kendi başına hareket eder ama sürü bir bütün gibi görünür. Lider kuş yorulduğunda geri çekilir, başka bir kuş öne geçer. Ortada merkezi bir arada tutan ve yönlendiren kuş yoktur buna rağmen yine de düzen vardır. Parçalar rekabet ederek değil, ilişkiler kurarak bütüncül bir yapı oluşturur. Düşünceler de tıpkı göçmen kuşlar gibidir: aynı gökyüzüne dönerler, fakat aynı yolculuktan dönmezler. Turbülans ve rota kavramı birli...

ÇİÇEKLER BEKLER, DUYGUYA AÇIKTIR

Çiğ taneleri sabahları çiçeklerin yapraklarına konduklarında, çiçekler gözyaşlarını saklar. Işık kırılımları çiçekleri ele verir. Can Ezgin Telif Hakkı Saklıdır  

ALBATROS KÖKLERİMİ BİLMİYORUM

Kökenimi bilmiyorum. İnsanım ama köksüzlük hâli içindeyim. Dolayısıyla yeni kökler üretmek isteyenler ve arayanlar sesimi işitecek. Dar pencereden yolculukları seyretmek istemeyenler, kendi varoluş bakışlarını genişletebilecek. Demek istediğim, yaşadıklarım benim için özelse de herkesin yaşantısı kendi içinde özeldir. Uzaklara gitmeye gerek yok; her canlı kendi yaşantısının baş aktörüdür. Ben bunu yaşıyorum ve kimseye rol vermiyorum. Benim hayatım diğer hayatlar gibi biriciktir. Bu nedenle öznel zaman kavramı beni harekete geçiriyor. Her canlı kendi yaşamının merkezidir ve bu merkez dışarıdan “rol” olarak değil, içeriden “deneyim” olarak yaşanır. Bu yüzden kimsenin hayatı bir başkasının sahnesi değildir. Köksüz insanlar derinden kavrandıklarını anlayacaklar. Çünkü gerçeği arıyoruz, değil mi? Binlerce yıldır bir gerçeğin peşindeyiz: Ben kimim? Bu soruyu sormamızın bir sebebi şu olabilir: İnsanlık ailesinin gerçek kökleri nerede? “Albatros”... Ben neye dönüşüyorum fazına ya da evresin...

GÖLGELER IŞIĞI SEVER

Kayısı ağacı altındayız. Denize karşı. Kayısı ağacının gölgesi, denizin sesi ve rüzgârın taşıdığı o hafif tuz kokusu… Kayısı ağacının altında, denize karşı yapılan bu sohbetin ayrı bir dinginliği vardı. Bazen insan, kendine ve sevdiği kişilere bir ağaç seçerken aslında nasıl bir yaşam istediğini de anlatıyor. Kök salmak, rüzgâr görmek, mevsim geçirmek ve yine de yaşamaya devam etmek… İnsan bazen böyle anlarda zamanı daha yavaş hissediyor. Zeytin ağacı hızlı büyüyen değil, derinleşen bir ağaçtır. Toprağa aceleyle değil, sabırla tutunur. Rüzgârla kavga etmez; ona göre biçim alır. Gövdesindeki kıvrımlar yaşadığı zamanı saklar. Dışarıdan sert görünür ama yaşam gücü çok yüksektir. Kuraklıkta bile yaşamayı sürdürür. Ihlamur ağacı ise sertliğiyle değil, çevresine yaydığı etkiyle hatırlanır. Gösterişli olmak zorunda değildir; yakınında bulunanı sakinleştirir. Kokusu hafızaya işler. İnsan bazen yıllar sonra bile bir ıhlamur kokusunda eski bir zamanı yeniden hisseder. Bir de ıhlamur uzun ömür...

DOLAN BOŞLUK TAŞAR

Gelecekte fonksiyonel anlamda düşünürsek, insanın yeri ve konumu olacaksa işlevi ne olacak? “Fonksiyonel düşüncede insanın gelecekteki yeri ne olacak?” sorusu aslında bir tek cevabı olan soru değildir; çünkü “işlev” dediğimiz şey, hangi sistemden baktığımıza göre değişir: ekonomi, biyoloji, bilgi üretimi, kültür ya da etik sistem. İlk eksen üretim ve karar verme alanıdır. Otomasyon ve yapay zekâ ilerledikçe insanın “iş yapan varlık” rolü giderek daralıyor. Fabrika üretimi, veri analizi, hatta hukuk ve tıp gibi alanlarda bile sistemler insanı ya tamamlayıcı bir role indiriyor ya da denetleyici konuma çekiyor. Bu, insanın tamamen devre dışı kalacağı anlamına gelmez; “doğrudan icra eden” değil, “çerçeve koyan ve sınır belirleyen” role kayma ihtimali güçlenir. İkinci eksen anlayış üretimidir. Makine hesap yapabilir, optimize edebilir;  ama “neden varız?” ve “neye değer veriyoruz?” gibi sorular teknik değil, yönetsel değil, varoluşsaldır. İnsan burada hâlâ merkezi bir konumda kalır çü...

NEHİR, ÇAKIL TAŞI ve İNSAN

Düşünce ve yaşam formu... Bu fikrin bilimdeki karşılığı; (sistem teorisi, kuantum alanları, ekolojik bilinç) kavramları arasında kurulabilecek köprülerde görülebilir. Durdurak bilmeyen sevgi seliyim. Aşk için ben burada, nehirle birlikteyim. Çakıl taşındayım... Özüyle bütünleşik saf varlık: çakıl taşı. Bu tür imgeler, evreni ayrı parçaların toplamı değil; her parçanın kendi içinde bütünlüğün bir izini taşıdıyan yapı olarak düşünmeye iter. Çakıl taşı burada “küçük bir parça” değil, bütünlüğün içinden aşınarak ortaya çıkmış bir form gibi okunur. Suyun saflığını yüzeyinde yansıtan; öz varlığından kayıp vermeden özgünlüğü ortaya koyan bir imge... Tabiatın geçmişini kaybetmeden değişimin içinde kalabilen varlık, oluşu yansıtan bir yüzey olur. Su hareket hâlindedir, çakıl taşı ise durağandır. İnsan ne sudur ne de çakıl taşı... Doğanın güçleri su gibi akarken, dönüp bakınca insanın da bu doğa güçlerinin arasında yer aldığı görülür. Bu gerçek sürekli göz ardı edilmektedir. Öyleyse in...

DÜŞÜNCENİN DOKUSUNDA SENFONİ

Uzay-zaman dokusu için kumaş gibi deniyor. İnsan zihni uzay-zamanı çoğu zaman “bir şey” gibi hayal etmek zorunda kalıyor. Çünkü tamamen ilişkisel bir yapıyı sezmek kolay değil. Belki de “kumaş” sözcüğü, evrenin maddesinden çok ilişkiler ağını anlatıyor. İlerleyen bilgi ve teknoloji sayesinde biz, bu ilişkiler ya da madde ve enerji alanını hangi konular üzerinden kullanabileceğiz? İnsan bir şeyi organize ettiği zaman bunu medeniyetlerin yeri olan şehir yaşantılarına taşıyor. Ben ise bir yenilik ve gelişimi yalnızca kentsel yaşantılara değil; doğaya ve uzay-zamana taşımak istiyorum. İnsan, doğa, zaman ve evren arasında yeni bir denge arayışı görüyorum. Kavramları şimdi fark ettim; onları bir nota gibi görüyorum. Bu durumda bir senfoni yazıyorum. Kavramlar sınırlandırıyor; fakat nota şeklindeki kavramlar yaratıcı unsurlara ilham verirken aynı zamanda anlayış da kazandırıyor. En azından benim cephemden böyle görünüyor. İmgeler alan açıyor. Peki, kavramlar ve imgeler uzay-zamanda ne meyd...

HUKUK ve ZAMAN

İlşkiler bağlamanda ileri genel süreçleri iç ve dış yönleriyle takip ediyorum. Diyaloglarımda, somut ve soyut kavramların sentezlendiği tuvalin yüzeyi arzu ettiklerim ya da beklentilerimden ibaret değil. Diyaloglarımız, kelimeler aracılığıyla hayatın tuvalinde yer alıyor; yani ilişkiler içinde şekilleniyor. Burada tuval soyut bir alan değil, hayatın dinamiklerinin kendisidir. Diyaloglar esnasında yapılabilen yönlendirmeler hiç bir ölçekte keyfi olmadığı gibi riskleri minimize etmek içindir. Çünkü bu genel yaklaşımlar insanlar için şu anlama gelir: hukuk düzeyinde ilişkiler kurabilmek. Taşlar yerinden oynayacaksa bunu zaten doğal afetler ve savaşlar fazlasıyla yapıyor. Büyük sorunların içine keyfi riskler inşa edilmemelidir. Bu nedenle egonun telkinleri yerine, sürdürülebilir ilişkilerin sağlıklı yönelimlerine enerjimiz  ayırmalıyız. Hukuk bu nedenle önemlidir; çünkü kişilerin özgürlük ve enerji alanlarını korurken verimliliği de sağlar. Günümüzde vurgulamak istediğim şey şudur: H...

NE İLK, NE DE SON DÖNGÜ

Hayatı gerçek anlamda düşünmeye değer. Birden, hayata sırtımızı yaslamayı bıraktığımızda, birçok insanı ansızın kaybedeceğiz. İlkel yaşam şeklimize dönersek, doğa birçoğumuzu eleyecek. Modern hayata sığmayan insan, dünya tarafından; dünyanın kaldırabileceği kadar nüfusu geride, sağlıklı bir şekilde bırakacak. Dünyanın değişimi ve normale dönmesi için bedel ödememiz kaçınılmaz. Ama iyileşmesi an meselesi. Bu durumda bütün ezber kalıplar kırılmalı. O zaman dünya ve insanlık için olması gereken başlangıçlar rüya olmaktan çıkacak. Yolum üzerindeki ağacı fark ediyorum. Bir anlığına zihnimdeki kalıplardan çıkarınca, ağaç ve ben özgürleşiyoruz. Bu aslında bir imgeler ağacı; ben konuşmuyorum. Ağaç doğayla konuşuyor: rüzgârla, yağmurla, kuşlarla, yıldızlarla… Ben, onun baktığı yöne bakıyorum. Bir ağaç rüyama giriyor. Bana, “Sen bizi özgürleştirdin. Bundan böyle rüzgârlar ve yağmur senin yoldaşın olacak. Kuşlar habercin, yıldızlar ise şimdi, geçmiş ve gelecek müjdeleri getirecek sana.” diyor....

KAOS SÖNÜMLENİR TABİAT YARATIR

Sanat, ışık ve karanlığın dansıyla gri alanlara açılır. İnsana döndüğünde, geleceğe uzanan bağlarla kaosu sönümlendirir. Bu bağları farkındalık yolculuğumuza taşımalıyız. Tabiat, hayatı sanat bahçesine çevirir. Can Ezgin Telif Hakkı Saklıdır     

YAŞAM

Dünyaya geldiğimde annemin kucağındaydım. Emeklemeye başladığımda, düşlerimde yürüyordum. Kuşları gördüğümde o ilk heyecanımı anımsıyorum. Uçurtma uçurduğumda gökyüzünde süzülüyordum.  Düşünmeye başladığımda arayışlarım derinleşti. Ulvi ve yüksek şeyler düşündüm. Metafizik bir okyanustaydım. Yıldızlar içime düştü. Karanlığı yıldızlara böldüm.    Gökyüzü dışımda değil, içimde genişlemeye başladı. Çünkü karanlık, parçalandığında korkulacak bir şey olmaktan çıkıyordu. Işığın saçılımı karanlığın bölünmesiyle gün yüzüne dağıldı.  Ve sonra kitaplarla tanıştım. İç dünyamı keşfetmeye başladım. Sonsuzluk içimde deviniyordu. Ben yalnızca ben değildim. Ben bir alacaklıydım. Kitapların arasındaki duyguları, bilgi öbeklerini içimdeki sonsuzlukta açmalıydım. İçten dışa doğru evrimleşen enerji, kavramları görünür ve anlaşılır hâle getiriyordu. Şimdi içimde bütün kavramlar yaşıyor. Kavramlar yaşar mı? Yaşıyormuş. Dünyadan alacaklı değilim. Dünya benden alacaklıydı.  Yaşamın kay...

DÜŞÜNCE YAPRAKLARI ve KİTAP

Herkesin alanı, dünyası ve zamanı kendine aittir. Her birey, bulunduğu zamana göre değerli konular üzerinde düşünmüş ve bir anlayış çerçevesi yaratmaya özen göstermiştir. Düşünce ve fikirlerini birçok alanda geçerli kılarken, hayatın örgün yüzünde de görünür hâle getirmişlerdir. Toplumda nasıl yaşanmalı ve nerede yer alınmalı sorusunu sistematik şekilde gündemde tutmaya çalışmışlardır. Özellikle Konfüçyus bu alanda yetkin bir kişi olarak karşımıza çıkarken, Tales varoluşsal sorularını evrene yöneltmiş bir filozoftur. Muhataplarına bulunduklarında, sözleri kitabe gibi zamanın geldiği anda ağızlarından dökülürdü. İnsanlar bu sözleri bir kerede alır ve hayatları değişirdi. Benim sözlerim kalıp değildir. Sözleri yerinde yaşatmayı bilenlere açılan kapılardır. İnsanlar sözlerimi benimsedikçe, zamanla onların yaşayan yanı olduğu anlaşılır. Sonra sözlerime başka kelimeler, başka bilinçlerde süzülerek zamanla eklenir; eskiyen kelimeler çıkarılır. Mesaj daha anlamlı olurken, içeriği yozlaşmaz....

İNSANLIĞIN GÖLGESİ KÜÇÜLDÜ

Biliyorsunuz her şey ihtiyaçtan doğuyor... Özgürlükte bir ihtiyaç. İnsan özgür olmadığı sürece yediği bir lokma ekmek zehir gelirken, toplumsal yanımız da ağır basıyor ve aç açıkta kalmış insanları da düşünüyoruz. Çoğunluk aç ve susuz kalsa bir kuraklık sonrası kimse gam yemez ama bakıyorsunuz insanlar aç ve bir kısım insan sıkıntılardan uzak varlık içinde karnı tok sırtı pek yaşıyor. Şu anda herkes geleceğinden tüketerek yaşamını  sürdürmeye çalışırken kimde var kimde yok kestiremiyorsunuz yani insanlar bir yerde harmanlanmış durumda... Dolayısıyla dünyada yine ekonomisi güçlü kesimler tarafından taşlar bir oynatılıyor bir oturtuluyor... Ama bilgi ve tecrübe yetersizliğimiz bizi çekimser bırakıyor. Dünyayı yöneten irade şu anda bir fiyasko ile karşı karşıya kalabilir. Bizim için temel sorun insan ve insanlık. Bunun önüne her zaman başka öncelikleri çıkarıyorlar. O nedenle bu ve buna benzer konulara ne denli dikkat çekebilirsek doğru bir şey yapmış olabileceğimi düşünüyorum. Zorba...