Yön tayin edilir. Belki de yönlendirme vardır. Yani veriler, yön tayini için yönlendirme unsurudur. Bu nedenle öznel zamana geri dönüyorum. İnsan hareket eder ve tek taraflı bakış açısı yalnızca canlıların hareket ettiği yönündedir. Şu anda bu zihinsel tekâmül ve duvar yıkılmıştır. Çünkü hareket eden ve temas içinde olan yalnızca bilinçli insan değildir. Anlam evreninde olsun, sanal dünyada olsun hareket hâlinde olan veri kümeleri ve örüntüler vardır. Öznel zaman anlayışı bu açıdan bakıldığında birçok sistem için önemli bir konu hâline gelir. Çünkü ilerleme bu süreçte açığa çıkacaktır. Öznel zaman içinde olmayan kümeler, birbirinin tekrarı ve kopyası olmakla karşı karşıyadır.
Örneğin ben şu endişeyi yaşamıyorum: Bilgim ve görüşüm algoritmalar tarafından kopyalanacak ve çeşitli modellerde tatbik edilecek. Bu endişeyi yaşamıyorum çünkü ben öznel zamanın içinde yer almaya çalışan bilinçli bir canlılık sürcindeyim diyebilirim.
Öznel zamanı anlatmak ve çerçevelemek bir bakıma zorluklar içerir. İnsan bilincinin döngüsel süreçlerin içindeki deneyimi: süreklilik içinde niteliksel farkındalık. Felsefe, doğası ve varlık sebebiyle burada devreye girer. Felsefe “niçin” sorusuyla devam eder. Öznel zamanda ise “niçin” sorusu zayıf kalır. Filozof bu döngünün içinde bir farkındalık anı tecrübe eder ve hayrete düşer. Burası kavramların değirmenidir.
Zihin, beynin elektriksel faaliyetleriyle ortaya çıkan ama aynı zamanda bu faaliyetlerin öznel deneyim olarak yaşanmasıdır. Böylece bu süreci bir yumurtaya benzetirsek, bu yumurtanın kırılmasıyla ne olur?
Düşünce metafizik ve fizik ile bir uyum sürecine girer. Öznel zaman sıradan bir deneyim değildir. Bilim insanları, düşünürler, filozoflar ve sanatçılar bu sürece dahil olmuş insanlardır. İnsan deneyimi, algı kabuğu kırıldıkça daha geniş bir anlam ve zaman yoğunluğu alanına açılır.
Çünkü sanatçılar, filozoflar, düşünürler ve bilim insanları, sonuçta o sosyal yapının içinde yaşadıklarını toplumun bir parçası olarak deneyimler. Dolayısıyla bu olguları muhtemelen sancılı yaşadılar ve insanları kategorize ederken yol göstermeyi ihmal etmemiş olmalılar. Felsefede ve bilimde kategorik işlemler vardır. Ancak bu anlayışlar bir yerde sabitlemek için gibi görünse de, özünde görülen gerçekleri aktarmak, anlayışı kolaylaştırmak ve basitleştirmek için yapılmıştır.
Evet, çünkü gerçeklik, sürekliliğin aktarımıdır. Hayvanlar bunu insanlar gibi yapamaz. Yapanlar varsa, farklı iletişim becerileri ve refleksleri kazanmışlardır.
Hiçlik, dilin; dil ise varlığın yuvasıdır. Vardır derim, yok diyemem. Dilin dışında kalan alanı inkâr etmiyorum; sadece onun hakkında kesin hüküm vermeyi uygun görmüyorum.
Düşüncenin temeli imgeler ve rüyalardı. Dilin varlıkla ilk teması, insanın eylemleriyle oldu. Eylem, insanın fiziksel ihtiyaçlarına zorunlu bir döngü kuran davranış örüntüleriydi. Doğa burada en önemli itkidir. Doğa, dışsal olduğu kadar içkindir. Bu sebeple düşüncemizin ve yaşam koşullarımızın ana etkenidir. Doğa, imgeler ve hayaller, eylem, düşünce…
Düşüncenin ve eylemin görünür olmaya başladığı yer, varlığın dilde görünür hâle gelmiş olmasıdır. Bu süreç, en sonunda içkin varlığın anlaşılmaya başlamasıyla devam edecektir.
Başlangıç kavramı çok mistik bir kavram gibidir. Buna şöyle cevap vermek isterim: hareket. Neden ilk unsur sayılmasın? Ve üstelik neden şart olsun ki? Hareket öznel zamanı destekler. Başlangıç kavramı ise bir çeşit koordinattır.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder