Düşünüldüğünde dünya tarihinde, insanlık adına en utanç verici olay hangisidir? Şu açıdan bakıyorum: iyilik ve erdem üreten bütün değerler ve bunlara bağlı olduğunu düşündüğümüz eğitim kurumlarının amacı, bu gibi olaylarla çelişiyor. Biz eğitim kurumlarında, inandığımız değerleri yanlışmış gibi öğretiyoruz.
İşte şimdi dilimizden ontolojik sorunun kökenine iniyoruz. Adalet diyoruz; bu kavramın çapını daraltıyoruz. Cesaret diyoruz; bu kavramın çapını daraltıyoruz. Bu gibi kavramların çapını genişletmek istiyorsak, sevginin hakkını vermeliyiz. Sonra bu duygunun çapının genişletilmesi, diğer kavramların da önemini ve çapını genişletmeye başlar. Sonra bu kavramlar gündelik hayatımızın içinde bir ideal olmaktan çıkarak, genişleyerek ve daralarak nefes alıp vermeye başlar.
Yani objektif ve geniş açı, ardından dar açı çekimleri nereden ve ne zaman yapacağımızı, bir kuşun kanat çırpması gibi öğrenebiliriz. İnsanın sevgiye ihtiyacı varsa, bu duyguyu yaratarak hakkıyla yaşanmasını sağlamalıyız. Bu sayede insan, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve olgunluk arasında güçlü bağlar yaratabilir. Sonra ruhsal bütünlüğün alanına girmiş olur.
Devam edelim, olgunluk sürecine doğru ilerliyoruz. Burası neresi? O zaman burası neresi; şekil değiştiren ruhsal alan mı? Ruhsal dinginlik ve zindelik duygusu nerede yaşanır? Bu diyarda bilgiçlik yok, kinaye yok, tersleme yok, rekabet yok, şüphe yok. Bu neden olabilir? Kavramlara açık oluşumundan mı, yoksa yerli yerince kullanıyor oluşumdan mı?
Örneğin bazı filozoflar bu alanı keşfedemeden bu dünyadan ayrıldı. “Bazı insanlar düşünceyi bir savaş alanı gibi kurarken, bazıları onu bir ilişki alanı olarak kuruyor. Bazı filozoflar bu düşünme biçimine yaklaşan sorular sordu, bazıları başka tür zorunlulukların içinde kaldı.”
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder