Ana içeriğe atla

GERİLİM ve VARLIK TONU

Böyle de anlaşılır. Sonuyla başı bir olan düşünce türbülansına giriyoruz. 

Ruhumun ilham kaynağı olan kuşlar. Albatros sıradan bir kuş değildir. Günlerce, hatta haftalarca okyanus üzerinde süzülebilir. Kanat çırpmaktan çok rüzgârları okuyarak yol alır. Bu yüzden birçok insan için özgürlüğün, yolculuğun ve ufkun sembolüdür.

Özellikle göçmen kuşların (Migratory Bird) dünyası beni düşündürüyor. Uçuş şekilleri bir örüntü oluşturur. Zamanlama konusunda da birçok canlı gibi olağanüstüdürler. Örneğin gökyüzünde V şeklinde uçan kaz sürülerini düşünmek yeterlidir. Kuşlar kendi başına hareket eder ama sürü bir bütün gibi görünür. Lider kuş yorulduğunda geri çekilir, başka bir kuş öne geçer. Ortada merkezi bir arada tutan ve yönlendiren kuş yoktur buna rağmen yine de düzen vardır. Parçalar rekabet ederek değil, ilişkiler kurarak bütüncül bir yapı oluşturur.

Düşünceler de tıpkı göçmen kuşlar gibidir: aynı gökyüzüne dönerler, fakat aynı yolculuktan dönmezler.

Turbülans ve rota kavramı birlikte düşünüldüğünde, kuşların hava türbülanslarına kapılması beni düşündürüyor. Buna rağmen rotayı takip edişleri, sanki dünyanın ruhunu içlerinde yaşıyorlarmış gibidir. Yolculuklarında zamanın başı ve sonu belli değildir. Yeni başlangıç, aslında yolculuğun devamı ve tekrar edeceğinin bir işaretidir. Bu yüzden yolculuğun başı ve sonu bir olur.

Derinliğe soyutlamayla daldığımda şunu görüyorum: hayatın derinliğinde köşeli bir şey yoktur. Bu belki bir düşünce değil, bir histir. Yıllarımı bu şekilde geçiren bir insan içine neredeyse köşeli bir şey kalmıyor. İnsan yaşamın içinden geçtikçe, kayıplar yaşadıkça, insanları tanıdıkça ve beklenmedik olaylarla karşılaştıkça o köşeler aşınmaya başlar. Köşeler kaybolmaz belki de; onları birbirine bağlayan eğriler görünür hâle gelir.

İlişkiler olmadığında varlık olabilir mi? Bunu birçok defa denge çeşitliliği üzerinden düşündüğümüzde ortaya çıkan yanıt değişken olur. Varlık, ilişkilerle birlikte sürece dahil oluyor.

“Kuşları çağırıyor” fikri burada yeniden beliriyor. Göçmen kuşların uçuşları sırasında gökyüzündeki seyirlerini düşündüğümde, tabiatla senkron oluşlarını ve rotalarına kilitlenişlerini, düşüncelerimde de benzer bir örüntü olabileceğini gözlemliyorum.

İklim değişikliği (Climate Change) bağlamında düşündüğümüzde, iklim değişikliğini ilk ve en hassas hissedecek canlı gruplarından biri büyük olasılıkla göçmen kuşlardır. Özetle, çağların geçişi de bir çeşit iklim değişikliği sayılabilir. Dolayısıyla sürü içinden bir kuşun başlattığı küçük bir yön değişimi, uygun koşullarda yeni bir göç rotasının başlangıcı olabilir.

Düşünce, bilincin manyetik kutuplarıysa…

O zaman toplumların sosyoekonomik kabulleri değişim içindeyse, toplumsal ve kültürel iklim değişikliği başlamış sayılır.

Makro yapı iklimdir. İklim bilinemezliğe gebedir. Bilinen tek şey anlatılan hikâyelerdir. Yani insanlar iklimi doğrudan hissetmez. Ama bir anda türbülansın içinde kalırlar. Dolayısıyla bir bakıma bize bir şeyler seyrettirilmektedir.

Ama değişen iklimde insana ihtiyaç olacaktır. İnsandan vazgeçen insan, çağımızın gittikçe kronikleşen yanı olarak duruyor.

Bu modele göre büyük makro yapılar bir “iklim” gibi davranır. İnsanlar bu iklimi doğrudan değil, etkileri üzerinden deneyimler. İklim değiştikçe türbülans artar ve insan bu durumda kendini ve çevresini yeniden sorgular. Asıl gerilim, insanın kendi ürettiği sistemler içinde varlık tonunu takip edip edemeyeceğidir. 

Can Ezgin 

Telif Hakkı Saklıdır

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...