Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İzleyici Deneyimi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

GERİLİM ve VARLIK TONU

Böyle de anlaşılır. Sonuyla başı bir olan düşünce türbülansına giriyoruz.  Ruhumun ilham kaynağı olan kuşlar. Albatros sıradan bir kuş değildir. Günlerce, hatta haftalarca okyanus üzerinde süzülebilir. Kanat çırpmaktan çok rüzgârları okuyarak yol alır. Bu yüzden birçok insan için özgürlüğün, yolculuğun ve ufkun sembolüdür. Özellikle göçmen kuşların (Migratory Bird) dünyası beni düşündürüyor. Uçuş şekilleri bir örüntü oluşturur. Zamanlama konusunda da birçok canlı gibi olağanüstüdürler. Örneğin gökyüzünde V şeklinde uçan kaz sürülerini düşünmek yeterlidir. Kuşlar kendi başına hareket eder ama sürü bir bütün gibi görünür. Lider kuş yorulduğunda geri çekilir, başka bir kuş öne geçer. Ortada merkezi bir arada tutan ve yönlendiren kuş yoktur buna rağmen yine de düzen vardır. Parçalar rekabet ederek değil, ilişkiler kurarak bütüncül bir yapı oluşturur. Düşünceler de tıpkı göçmen kuşlar gibidir: aynı gökyüzüne dönerler, fakat aynı yolculuktan dönmezler. Turbülans ve rota kavramı birli...

DENİZE YAKIN, KENDİNDEN UZAK

  “Kendini gerçekleştiren kehanet”, insanın bir şeye inanmasının, o inanca uygun davranışlar üretmesi ve sonunda o sonucun gerçekten ortaya çıkmasıdır. Başta yalnızca bir ihtimal ya da düşünce olan şey, davranışların etkisiyle gerçeğe dönüşür. Kendini gerçekleştiren kehanet kavramı ilk olarak sosyolog Robert K. Merton tarafından sistemli biçimde açıklanmıştır. Bilinen en eski güçlü örneklerden biri Antik Yunan’daki Oedipus Rex olsa da, kaderden kaçarken kaderi gerçekleştirme motifi daha eski mitlerde de görülür. Yine de “tam anlamıyla kendini gerçekleştiren kehanet” yapısının en klasik ve en etkili anlatımı Oidipus hikâyesidir. Başka bir anlatıya göre Antik Yunan’da bir heykeltıraş, bir kadın heykeli yapar. Hikâyede Pygmalion adlı heykeltıraş, ideal güzellikte bir kadın heykeli yapar. Heykel o kadar kusursuzdur ki ona âşık olur. Sonunda aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite onun tutkusuna karşılık verir ve heykel canlanır. Bu canlı kadına sonradan “Galatea” adı verilmiştir. Bir insan...

ÇİÇEKLER BEKLER, DUYGUYA AÇIKTIR

Çiğ taneleri sabahları çiçeklerin yapraklarına konduklarında, çiçekler gözyaşlarını saklar. Işık kırılımları çiçekleri ele verir. Can Ezgin Telif Hakkı Saklıdır  

ZİHİNSEL RÜZGÂRLAR ve İÇ TUTARLILIK

Bazen yaşananlar yaşanır ve sende kalır. Örneğin çiçekler, çiçek olduklarını bilmek zorunda değildir. Yaşadıklarını bir başka çiçeğe aktaramazlar. Belki insanın da hayatında böyle özel anlar vardır. Yaşarsın ama ne olduğunu bilemezsin ve aktaramazsın. Bunun bir adı olmalı. Anlatılmak istenen, her şeyin içten içe varoluşunu vurgular. İç yapı tutarlı olmadığında, varlıklar nesnel anlamda görünmez ve imgesel şekilde hissedilmez. Zaman zaman bazı olaylar, bu iç tutarlılık sayesinde aşılabilir. Aslında biz hayatı bilmiyoruz, yaşıyoruz. Yaşadıktan sonra biliyor gibi yapıyoruz. Eğer evrende iç tutarlılık olmasaydı, varlık görünür hale gelemezdi. İnsanlar tarih boyunca kuşları gözlemlemiş, uçma arzusunu mitlerine, efsanelerine, destanlarına ve masallarına işlemiştir. Bu durum, kolektif bilincin bireylerde nasıl somut girişimlere dönüştüğünü gösterir. Bu yüzden çağımızdaki gelişmeleri önemsiyorum. Dünya hâlâ bunu tartışıyor. 21. yüzyılda sınırların muğlaklaşacağını düşünüyorum. Yüzlerce yıl so...

YAŞAM

Dünyaya geldiğimde annemin kucağındaydım. Emeklemeye başladığımda, düşlerimde yürüyordum. Kuşları gördüğümde o ilk heyecanımı anımsıyorum. Uçurtma uçurduğumda gökyüzünde süzülüyordum.  Düşünmeye başladığımda arayışlarım derinleşti. Ulvi ve yüksek şeyler düşündüm. Metafizik bir okyanustaydım. Yıldızlar içime düştü. Karanlığı yıldızlara böldüm.    Gökyüzü dışımda değil, içimde genişlemeye başladı. Çünkü karanlık, parçalandığında korkulacak bir şey olmaktan çıkıyordu. Işığın saçılımı karanlığın bölünmesiyle gün yüzüne dağıldı.  Ve sonra kitaplarla tanıştım. İç dünyamı keşfetmeye başladım. Sonsuzluk içimde deviniyordu. Ben yalnızca ben değildim. Ben bir alacaklıydım. Kitapların arasındaki duyguları, bilgi öbeklerini içimdeki sonsuzlukta açmalıydım. İçten dışa doğru evrimleşen enerji, kavramları görünür ve anlaşılır hâle getiriyordu. Şimdi içimde bütün kavramlar yaşıyor. Kavramlar yaşar mı? Yaşıyormuş. Dünyadan alacaklı değilim. Dünya benden alacaklıydı.  Yaşamın kay...

ÜÇ NOKTA SANAT

İçsel dedim; yön arayışım bugün bu kavramla başladı. Sanat, toplumsal çatışmaların içinde sürüklenen insanlık için figüratif mi olmalı, yoksa soyut mu, boyutsal mı? Üçünü bir arada düşünmeyi tercih ediyorum. Üçüncü yol: boyut ve boyutlar arası geçiş. Sanat, figüratif, soyut ve boyutlu olmalı; yani hem dış dünyayı biçimsel olarak yansıtmalı, hem içsel duygulanımı çözümlemeli, hem de bu ikisi arasında bir geçiş alanı yaratmalı. İçin dışa, dışın içe evrilmesi, eserin sabit bir anlatımdan öte, yaşayan ve değişen bir yapı hâline gelmesini sağlıyor. Hatta bu geçişler, bir sentezi mümkün kılmalı; böylece izleyici ya da deneyimleyen kişi, esere sadece bakmakla kalmayıp, kendi içsel düşüşünü ve yükselişini de yaşayabiliyor. Bu nedenle sanat gerçek anlamda içimize düşmeli. Görünenin ardındaki duygu ve deneyimi ortaya çıkarabilmeli; yalnızca bir yüzey gösterisi değil, aynı zamanda varoluşsal bir yolculuk olmalı. Sanatın gücü, izleyiciyi içine çeken, düşünmeye ve hissetmeye sevk eden bu evrimleş...