Ana içeriğe atla

YALAN MADDENİN ALTINCI HALİ

Çeşmenin başına kovasını, bidonunu alan köylüler toplanmıştı. Çeşmeden ip gibi su akıyordu. Su tazyikli gelmediği için çeşmenin başı kalabalıktı. Uzayıp giden kuyruk muhtarın kahvesinin önüne kadar gidiyordu. Çelebi dayının kızı Gülsüm, kısık sesiyle. "Sakının kendinizi deli Ahmet geliyor." Dedi. Kimisi su akmaz ya birde Ahmet derdi eksikti diye söylene dursun; Ahmet. "Ben şimdi sundurmaya bir el edeyim de şarıl şarıl su aksın. Bakın hele." Der demez çeşmenin burgusunu iki kıvırmıştı ki  köylüler gördüklerine inanamamış ağızları açık kalmıştı.

Ahmet'in dediği dediğini tutmuş, iplik gibi su akan çeşmeden şimdi olanca hızıyla güldür güldür su akıyordu. İşte dedi biri. "Ben size derdim de lafıma kulak vermezdiniz. Var bu çocukta bir şeyler. Şimdi buda mı şans be kardeşim?" diye bastı kahkahayı. Deli Ahmet sessiz sedasız yatağına doğru akan su gibi aradan yavaşça sıvışmıştı. Köylüler bu olan bitenin tesiri içinde doldurdukları sularıyla, kafalarının içi arapsaçı gibi karma karışık vaziyette evlerine dağılmışlardı. 

O gün bu gündür. Zaman zaman düşünürüm. Buna benzer olaylardaki sır perdesi nedir? Bir fikri olan açıklasın; nedir bu olayların sırrı? İnsan, bu tür olaylara şahit olunca, kendisine buna benzer soruları sormadan geçemiyor! Neyse o yaz köyümüzde iklim kurak geçiyordu. Bu nedenle bir gün cuma namazından sonra köylüler hoca efendiyi ikna etmiş, namazlarını kılan köylüler yağmur duasına çıkmak için köyün meydanına doğru yürümüşlerdi. Manzara şöyleydi. Hava dünden daha da sıcaktı. Hoca efendi cemaatin önünde. Cemaat huşu içinde ağır adımlarla köyün meydanına geldiğinde, başlar hafifçe yukarı kalkık, her an hocanın edeceği yağmur duasına karşılık, hazır ol vaziyetini almış gibiydi. Köylüler edecekleri duanın kabulünden çok, hoca efendiden medet umuyordu sanki. 

Hoca önde cemaat arkada yağmur duasına çıkan köylüler. Gün boyu, tepelerinden bakan güneş kızıl bir gülleye dönene kadar o yer senin, bu yer benim gezmişlerdi. Yazın şu kavurucu sıcağında yağmuru yağdıra bilene aşk olsun. Hava iyice kararmıştı. Cemaatin bir kısmı köy kahvesine geçmiş orada kendi aralarında dedikoduya başlamışlardı. Kimisi, bu hoca iyidir. Yemin ederim ben hiç yalanını yakalamadım. Gözü tok kendi halinde Allah insanı. Kesin, yağmur yarına kalmaz bu geceden yağar. Keşke yağsa da topraklarımız yağmura kansa. Ne bu halimiz kuruduk yemin ederim; gibi konuşmaları kendi aralarında yapıyordu. Aksini düşünende vardı tabi… Bu gurup küçük bir azınlıktı. Sesleri henüz cılızdı. 

Bizim köyün hocası Dursun hoca, iyiliğine iyiydi rahmetli baba öyle derdi. “Dursun hoca dediğin zaman durup bir düşünmen lazım. Öyle bilindik hocalardan olsaydı içim gam yemez; derdi babam.” Bizim Dursun hoca çok paracıymış. İnsanın halinden vaktinden anlamazmış. Hoca dediğin halden, vakitten anlamalıymış. Kalbi temiz, gölü zengin olmalıymış. Tıpkı bir ağaç gibi vakur, yalandan sakınan, kazancına haram bulaştırmayan kanaatkâr bir adam. Hoca olmalıymış. Köyde bizim hocanın sözüne bakan insan, azımsanmayacak kadar çok olunca, hocada sağ olsun, dizginleri elinden bırakmamaya niyetli olmamış. Köylüler arasında vuku bulan olaylara çıkarı varsa, müdahil olurmuş. Dinsizin hakkından imansız gelir. Dedikleri gibi. Deli Ahmet yine o gün yağmur duasından sonra yapmış yapacağını! Meydanı kimseye boş bırakmamış.  


Can Ezgin

Telif Hakkı Saklıdır                                                                                                          

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...