Ana içeriğe atla

SAATSİZ

Saatsiz yol dedi. Fakat geri dönüşü zaman zaman iç dünyasında yer alan hatıralardan başka bir şey olmayan bu yolculuk. İstem dışı bir tepkime sonucu dünyanın belli belirsiz köşesinde alev almış ve ağır ağır yanan bir ateş gibi sonu geldiğinde tükenecekti. Yolculuk her birimiz için aynı tepkimelerle başlamış fakat başka başka şartlar altında sürmekteydi. Bu yolculuk büyük bir şey için yapılmaktaydı. "Yola çıkan yolcu, amacını bilseydi yolculuğun bir anlamı kalmazdı..." Böyle dedi saatsiz. O nedenle hayaller ve düşler saatsiz için sıradan şeyler değildi. Orada olmakta olan oluşumun amacı gizliydi. İnsan basit bir canlı organizma değildi. Sadece şimdilik böyle bilinmesi, algılanması lüzum görülmekteydi. Dünyaya egemen olacak olan insan değil onun fikri, düşüncesi ve ruhuydu. Düşlerimizde ve vazgeçemediğimiz hayallerin kökeninde bu saklıydı. Hiç mutluluk nedir yaşamamış kişi mutluluk özlemiyle yanıp tutuşuyor ve mutluluğu atmak için yol aramayı aklından çıkarmıyordu. "Nedir bu?" Dedi saatsiz. "Nedir?" Şöyle durdu ve cevapların ayrıntılarda, ayrıntıların içinde olacağı aklına geldi. Duraksadı. Büyük fotoğrafı bir kenara bırakmalıydı. Önüne bakacak ne olursa olsun büyük fotoğrafa kim karşı durursa dursun ya da inanmasın, görmezden gelirse gelsin hiçte önemli değildi. Saatsiz bir ayrıntıda her şeyi çok iyi kavramıştı. "Hayat, ağır çekimde ilerleyen düşten başka bir şey değildi." Aklımıza ne türlü imge düşerse düşsün işleyişe uygunsa ağır ağır o imge burada olmasa da başka başka evrenlerde yüzünü hayli hayli gösterir fikrini yabana atmadan yoluna devam edecek ve kimsenin bilmediği bu yolda imgelerin görülümü kendisine gideceği yolu gösterecekti.

Can Ezgin        

Telif Hakkı Saklıdır                                                                                                                    
 
    

  
    

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...