Ana içeriğe atla

İNSANLIK AİLESİ ve DÜNYA

Geleceğimizi olumlu etkileyen üretim ekonomisine dayalı model, çağdaş eğitim sistemiyle desteklenmelidir. Bunun yanında büyük düşünebilmeyi de eklemek istiyorum. Toplumları iletişim odaklı gerçekçi etkileşimlerden  kopardılar. Bizim gibi gelişmeye açık toplumlara dayatılan, yani ütopya ve ideolojiler ekseni dışında fantastik düşüncelere odaklanmamızı sağlayan bir durum söz konusudur. Kanımca her toplumun, çağımızın gelişen ve hızla değişen paradigmalarına uygun ya da yakın kapsayıcı kavrayışları, toplumlarıyla ilgili gelecek tasavvurları olmalıdır. Fakat bilindiği gibi özgür toplumlar, özgür bireyler yerine her an harcanacak değersizleştirilen insan yığınları besleniyor. Bilinçsiz bir toplum olacak, fantastik düşüncelerle evreni yorumlamaya devam edeceksiniz. Emri baki anlayışlar her yerde çınlıyor. Bireysel sınırlarınızı yoklamanıza izin vermiyorlar. Toparlarsam, her alanda radikalleşme felaketle sonuçlanıyor.  

Kısacası şu soruyu kendime soruyorum: Kendi iç dinamiklerimizdeki katalizörü fark edebildik mi? Bu dinamizm faaliyete geçirebildi mi? İnsanlık tarihi içinde bulunduğum çağda, insanlık ailesinin bir parçasıyım. 21. yüzyılda bireyden yola çıkarak geleceğimizi ve yaşamı yıldızlara taşımayı önümüze vizyon olarak koyarken, dünyayı ve yaşadığımız coğrafyayı ihmal ettiğimizin de farkına varmalıyız. Bu durum, 21. yüzyılın insanlığa yüklediği bir sorumluluktur. Çünkü geçilmesi gereken çok duvar var. Zihninizin özgürleşmesi, ruhunuzu özgür kılabilir. Bu bağlamda kavrayışımız şudur ki, bireylerden meydana gelen toplumların katalizör etkisi her türlü gelişime açıktır. Gerçek, doğru olandır; doğru mutlak değil, değişkendir. Biz değişen gerçekleri karşılayacak doğru kavramlar üretemediğimizde, değişimi eskimiş basmakalıp düşünce ve fikirlerle karşılarız. Gelişim ve değişim hangi yönde olursa olsun, bunun yanına gerileme ve çöküş kavramlarını da eklemek istiyorum. Gelişen ve değişen dünya karşısında, değişmediğimiz sürece çöküşü hızlandırmış olabiliriz. Değişen gerçekler ve değişen doğrulara odaklanmalıyız, bu sayede kendimizi ve toplumumuzu gelişime ve yeniliğe açık tutmalıyız. 21. yüzyıl, insanlık ailesiyle dünya için sevgi ve barış yüzyılı olmalıdır.

Can Ezgin  

Telif Hakkı Saklıdır 

  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...