Ana içeriğe atla

SARKACIN UCUNDA

Bölünmüşlük, önce zamanı keşfettik. Sonra yelkovan ve akrep ile mekanlar içindeki dünyalar bölündü. Senelerce o an, o mucizevi anı mutluluk adına bekledik. O sihirli dakikaları yakalamayı amaçlıyorduk. Halbuki ne akrebin ne yelkovanın ne de sarkacın ucunda sallanan bizdik. 

Düşünün, bir kişinin hatalarını, duyarsızlığını, aymazlığını bazen o toplumda yaşayan yüz binler çekiyordu. Biz kendimizi yaşayamadan, özgürlük nedir tatmadan kapana sıkışmış kıvranırken duygu dünyamız birkaç dakikalık zaman dilimine sıkışıp kalıyordu. Geçmişte işlenen hataların bedelini daha sonraki nesiller bir bir ödemek zorunda bırakılıyor ve mahkum ediliyordu. 

Yıllarca süren ruhsal acılarla devam eden bölünmüşlük duygusu; çağımızın bu amansız ruh halinin üstü kızgın lavlarla kapatılmış, içten içe soğutulmaya terk edilmişti. Mazide kalan güzel yaşanmışlıklar aklımızın ucuna bile gelmez. Bunu biliyorsunuz. Olumsuzluklar denizinde var olan ruhumuz, sadece irademizle şahlanır. İrade denen şey hayatta kalma azmidir. Denizde yüzmeye azmetmiş insanın sürekli azgın dalgalarla boğuşması gibidir. Her şey iğneden ipliğe bir sicim gibi bağlıyken insandan daha ne beklenebilir? Bir bahane kasırgası güçlü olan kısımları tutuşturmuş ve insanı sarkacın ucunda bir oyana bir buyana sallıyor. İnsanın gücü ve iradesi tükensin yok olsun. Sistemin çarklarını beslesin. Gerisi hiç önemli değil. Yaşadıklarımız, çektiklerimiz, dökülen gözyaşları ve ölen masum insanlar. 

Öyleyse uygarlık tarihi sıfırlanmalı, özgür tarih başlatılmalı. Özgür insanların yaşadığı sonsuzluk denizinde yüzen olumlu yaşam tarzları bakir topraklarda hayat bulmalı. İnsan kendisi için değil, doğa için yaşamayı amaçlamalı. Doğanın geleceğine yön vermeli. Yoksa tersine işleyen süreç bizi yabancılaşmanın kucağına fırlattığı gibi yok oluşa doğru sürüklemekte. Sarkacın ucunda sallandıkça yaşadıklarımızdan her koşulda zevk alacağız, hepsi bu.  

Can Ezgin

Telif Hakkı Saklıdır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...