Ana içeriğe atla

HÜZÜN DENİZİNE

Açsanız ve insanlar bilginin, doğrunun arayışı içinde olmadan sadece güç için, yani her şekilde hükmetmek adına birbirlerine yapmadıklarını bırakmıyorlarsa, ister istemez hayat değil, bizim yarattığımız dünya yine bizi yoracaktır. Bu durumda sevinçleriniz, kazançlarımıza ve güce sahip olduğumuz oranda boy gösterecektir.

Dengeyi sabitleyen ve sınırlarını hem toplumsal hem de bireysel bakımdan zorlamayan güç odaklı anlayışlar geliştirmeyen medeniyetleri yükseltmiş olsaydık, şu durumda kendi cehennemimizle yüzleşmiyor olacaktık. Geriye dönüş olacak. İstenilse de istenilmese de geriye döneceğiz. İnsanlık birden bire çark yapacak. Bizim çabamız bilimin o baş döndürücü hızında yenilik adına insanlığın sonunu getirmek değil, daha net bir ifade ile başkalaşmış insan formlarını yaratmak olmamalı.

İnsanın yeni bir yol haritasına ihtiyaç duyduğu gerçektir. Ateşi soğutmak geçici önlemlerle olabilir. Önemli olan ateşi söndürmekse, bunun üzerine yöntemler düşünmeliyiz. Fakat dünya tarihine bakıldığında görülüyor ki, sınır noktasına gelindiğinde toplumlarda çok hızlı geçişler olmuş. Bu geçişler her seferinde çok sert gerçekleşmiş.

Yüzümüzü insana dönme zamanı geçip gitmeden, zor olan noktadan tanrı insan yaratma hayallerinden vazgeçerek, insanın önünde yükselen duvarları kaldırmalıyız. Bu uyanış yine sancılı olacak, ama sonu en azından aşağılık olduğunu düşündüğümüz ve adına "o insan" dediğimiz... Ve o insanı yok etmek, tarih sayfasından silmek asla olmamalıdır.

Yaşamak güzel, öğrendikçe yaşamak güzel, sevgi iklimlerinde yaşamak güzel, acı, tatlı demeden paylaşmayı bildikçe yaşamak güzel, hayvanları, ağaçları ve tabiatı katletmedikçe yaşamak güzel. Doğal sınırlar içinde yaşamak güzel, yaşayan her şeyin sesine yüreğimizin sesini verdikçe... Gerçekte sorunumuz hiçbir şey; insan, tek taraflı düşlerini gerçekleştirmeye çalıştığı ölçüde bize olumlu geri dönüşler olmuyor. O nedenle hüzünlerimizle vedalaşmayı kimse bize öğretmedi, öğretemezdi. Anlamaya çalıştığınız sürece bunun karşılığında anlık mutluluklar size kapılarını açarken, bizi hüzün denize götürüyor.

Can Ezgin

Telif Hakkı Saklıdır

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...