Ana içeriğe atla

ÖLÜM VADİSİNDE KAYIKÇI II

Yokluk, korkularımızla yüzleşmeyi bize öğretmiştir. Herkesin yürüdüğü yol, sizi ölüm vadisine mi götürüyor? Bunda kaygı duyulacak ne olabilir? "Lütfen önden buyurun, sizin arkanızdayım." Önden gidenler de bir başkasını takip ediyordur. Sonu yok oluşla bitecek yolculukta kimse yalnızlık çekmeyecektir. Biz varlıktan önce yoklukla yoğrulmalıyız; çünkü yokluk bizim mayamızdır.

"Çok" ve "az" gibi kavramlar, çocuğun öğrenmeye çalıştığı ilk kavramlardır. "Çok" dediğinizde, zamanla ilgi gördüğünüzü öğrenirsiniz. "Yok" ise bizim bittiğimiz andır. Ama zamanla yokluk bizi içine çektikçe, yürüdüğümüz yol bir otobana dönüşür. Oysa gerçek varlık, tam tersine, yokluğun içinde devinir. Varlık, ilgilendiğimiz alana göre iç dünyamıza anlam taşır. Yalnız, tek başına yürüdüğü yolda kendisiyle yüzleşenler, gerçek varlığı nerede bulacağını bilir.

İçimde bir yolculuğa çıkıyorum. Bu, yalnızca fiziksel bir hareket değil; içsel bir keşfe dönüşüyor. Kayıkçı küreği suya daldırırken, dış dünya sabit gibi görünüyor. Fakat her kürek darbesiyle kayık biraz daha ilerliyor. Sanki bir kayboluş ve yeniden doğuş arasında gidip geliyoruz.

"Hazır mısın?" diye soruyor Kayıkçı. Gözlerindeki o derin bakışı hissediyorum. Bu bakışta bana yön veren bir şeyler var ama ne olduğunu tam olarak çözebilmiş değilim.

"Hazırım," diyorum. Ama gerçekten hazır mıyım? O soru hâlâ zihnimde yankılanıyor. Kayıkçının sessizliği, derinlerde yankılanan bir cevap gibi bana hazır olduğumu duyuruyor sanki. O derin sessizlikten birçok anlam yüzeye çıkıyor. Kürek her hareket ettiğinde, sular biraz daha kayboluyor. İçimdeki dünya, dışarıdaki dünyadan çok daha derinleşiyor. Sonra anlıyorum; bu yolculuk bir yön arayışı değil. Gerçek yolculuk, dış dünyada değil, içimde başlıyor.

Bir süre sonra Kayıkçı küreğini bırakıyor ve sessizlik başlıyor. Sadece suyun sesi duyuluyor. Her şey yerli yerinde gibi görünse de içimdeki bu sükûnetin ardında bir şeyler derinlerde şekilleniyor. Yolculuk, varışla ilgili değil; çünkü varış, zaten içimizdedir. Sözlerin anlamını aramak yerine, hareket hâlinde olmanın getirdiği farkındalığa yaklaşıyorum.

Kayıkçı bir süre hiç konuşmuyor. Herkesin bir yolu vardır ama herkes o yolu aynı şekilde yürümek zorunda değildir. Kayıkçı, bana karşı desteğini hiçbir zaman esirgemeyen bir yoldaş gibi hemen yanımda duruyor. Kürekleri çektikçe, kayık biraz daha ilerliyor. Çektiğim her kürek suya dalıp çıktıkça, yolculuğum sadece bir hareket değil, aynı zamanda bir keşfe dönüşüyor. Bu yolculuk sırasında edindiğim deneyimler, bana ilk bakışta anlaşılmaz gibi görünen dünyalara pencere açıyor.

Yolculuk sona erdiğinde, ne varacak bir nokta ne de bir bitiş var. Bu, yalnızca bir farkındalık yaratıyor, bir keşif değil. Kayıkçı, "Gerçek kayıkçı, seni suya doğru iten ve suyun yüzeyinde kaybolan kayıkçı değil, suyun içinde kaybolan gerçek kayıkçı sensin," diyor. Yolculuk sadece dış dünyada değil, içimizde başlıyor ve yeniden şekilleniyor. Gerçek varlık, dışarıda değil, içindeki yolculukta bulunur. Bu yolculuk yalnızca bir geçiş değil, bir dönüşümdür.

Yolculuğum devam ediyor. Kayıkçı hâlâ suskun, ama ben artık daha fazla konuşmaya gerek duymuyorum. Çünkü artık, her anın farkındalığında yeni anlamlar doğuyor. Ve belki de en önemli şey şu: Yolculuk, içindeki boşluğu görmek ve ona yeni anlamlar katmaktan başka bir şey değildir.

Can Ezgin 

Telif  Hakkı Saklıdır 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...