İnsanın karakteri için “kaderi” derler. Beni zorlayan soru ise şudur: Evrenin bir kaderi var mıdır ve insan bu kadere ortak mıdır? Şu düşüncemi içtenlikle paylaşabilirim: Evrenin yazgısı bizim yazgımızdır ve bizim yazgımız, evrenin bağlamsal ölçekteki devamlılığıyla birlikte, bizimle sabitlenir. Düşündürücü bir söz bırakıyorum: İnsan duyduğunu değil, duymak istediğini yazar. O hâlde insanın gerçekten duyduğu şey nedir ki, duyduklarına karşılık yalnızca duymak istediğini yazmaktadır? Bu yaklaşım ürperticidir. Önemli olan varlığa ulaşabilmektir. Bu arayış Vatikan’da, Kudüs’te, Mekke’de ya da Tibet’te sürdürülebilir. Mekânlar değişir; fakat asıl mesele bir anlayış ve kavrayış derinliğidir. Belki de bu arayış, sabit bir odağa bağlı olmayan bir geleceğe doğru ilerlemektedir. Merkezsiz yaklaşımlar, zamanla insanların bu kavramla kurdukları derin bağı daha berrak biçimde görmelerini sağlayabilir. Çünkü uzaklaşan, yapının doğasına daha yakından temas eder; yakın olmak isteyenler...