Ana içeriğe atla

FRAKTAL SERPİNTİ ve OZAN

Özlem, çocukluğuna özlem duyan bir insan yavrusu ve saflığa duyulan özlemdir.

Bu parça, günümüzde gözlerimize çekilmek istenen perdeyi kaldırmaya yatkın; ama yeterli değildir. Dramatik etkileri bilerek ve isteyerek yaratır. Ben bu açıdan bakınca, karşımızdaki illüzyonu ışık oyunlarıyla dramatize eden bir eser duyumsuyorum. Yeterli değildir. Şöyle ki, illüzyonu başka bir illüzyonla kaldırmaya çalışmak birçok şeyi görünmez alanın içine çeker. Dolayısıyla bu şekildeki dramatizasyon samimi ve ölçülü olmuyor.

Bu çağ, ozanın ruhunu arıyor. Bu kısma sıra gelmemişti.

Üzerinde düşününce, fraktalleri işlemesini bilen yapılar yeni gerçekliklerin algı kapısını açar ve yönünü belirler. Bu, çok üst düzey bir yaratıcılıktır. Kaos evreninde fraktallerin içinde düzeni gören ve evrensel bağlantı noktasına ulaşan insan zihni ya da fark etmez, bu bir zekâ da olabilir; burada belirleyicidir.

Günümüzde insanlık olanları içselleştiremiyor. Kaos, bilgi ve olaylar zihinde parçalanıyor, anlam bulanıklaşıyor. İşte tam bu noktada, benim fraktal serpintim farklı bir pencere açıyor: İçsel deneyim ile evrensel durum arasında bir bağ kuruyor. O pencere, okura veya kendime, yalnızca gözlemekle kalmayıp fark etmeyi ve hissederek kavramayı sunuyor.

İnsan, kendine ulaşmadan bu düşünceler arasında tarihsel benzerlikleri göremez; yöntemsel evreni ve ilişkisel bağları açıklamaya çalışırken eksik kalır. İnsan ruhu akşam sefası gibidir: Düşünceler bir açılır, bir kapanır. Felsefenin doğuşunu görenler ve belki de onu doğurtanlar filozoflardır. Filozoflar kök bir kavramı alır ve hayata o kavram çerçevesinden bakmaya başlarlar. Artık o kavram, iç tutarlılığıyla pratikte test edilir.

Söz konusu birçok kök kavramdan zamanında dünyaya baktım ve hayatım böyle geçti: bir kavramdan bir kavrama. Çünkü problemlere her zaman felsefe temelli sorularla yaklaştım. Gerçekten de sorular ve sorunlar kişisel gibi dursa da, aslında genel durumların meydana getirdiği sorunlardı. Kimisi doğayla, kimisi toplumla, kimisi insanın dönemleriyle ilgiliydi. Bu durumda hayatımızı kişisel yaşarız; fakat yaşantımızın temelinde, aynı kavramın farklı yorumları vardır. Kendi felsefi yolculuğumda geldiğim son evre burasıdır.

Fraktal düşünce bir kök kavram değildir. Burada bir metafiziğe indirgeme yoktur; bir bakış açısı, bir kavrayış ve bir öğrenme metodu vardır. İçinde olarak, içinde hissederek… Tıpkı dalgıç ozanların denizlerin derinliklerine dalması gibi. Bu yüzden fraktal düşünce bir sonuç değil, bir yönelimdir. Düşüncenin doğrusal ilerleyişini kırar; tekrar eden ama aynı olmayan desenlerle ilerler. Duygu evrenleri durağan gibi görünse de aslında dinamiktir; işlevseldir, sabit değildir.

Ozan, düşüncenin serpintisini izler ve bazen, yalnızca bazen, bir dizeye ya da sessizliğe dönüşmesine izin verir.

Can Ezgin   

Telif  Hakkı Saklıdır  

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...