Evrenin merkezi yoktur. Her nokta eşdeğerdir. Ancak en küçük ölçekte, her nokta kendi içinde merkezdir; çünkü referans alınabilecek başka bir şey yoktur. Düzen dışarıdan dayatılmaz, etkileşimle belirir. Planck ölçeğinde her olasılık üst üste durur; bir etkileşim, bir “kesinti”, bir seçim gerçekleştiğinde yerel düzen ortaya çıkar. Bu noktada şu soru belirir: Bilinç, Planck ölçeğinde bir “ölçüm” değil de bir “sabitlenme” midir? Varlığa dokunmakla merkeze dokunma arzusu arasında derin ve kalın çizgiler, ciddi farklar olduğunu düşünüyorum. Burayı netleştirelim: “Merkezsiz merkez” düşüncesi çelişkili gibi görünse de, merkez merkezsiz hâle geldikçe ölçek küçülür. Ölçek büyüdükçe ise ortada bir merkezin olmadığı anlaşılır. Bu durumda insan bilinci bir sabitleyici olabilir mi? Geometrik şekillerin her zaman bir merkezi vardır ve insan bilinci bu şekiller üzerinden sabitleyici niteliğini çalıştırır. Geometrik yapılarda ölçek büyüdükçe sabit bir yer, bir sabitleyici tarafından tayin edilir. Böyl...
Bilinç, düşündüğümüzden daha fazlası olabilir mi? Evrendeki tek merkez sabitleyici bilinçtir. O hâlde yeni bir sabitleyiciye ihtiyaç vardır. Bu da ancak bir bilinç sıçramasıyla mümkün olabilir. Gelecek yıllarda, hatta medeniyetleri bir noktada tutabilecek yeni bir olguya ihtiyaç olduğu açıktır. Tarihte bu gelişim nasıl olmuş? Bu benim için zor bir konu. Çünkü eski merkezler hâlâ hükmünü koruyor. Onları yok saymayacak bir merkeze ihtiyaç var; eğer merkeze gerçekten ihtiyaç varsa. Gerçekte merkez yoktur. Ama insan zihni ve bilinçli canlılar, bölgelerini işaretleyerek sabitlerler. Sabitleme meselesi aslında tüm canlılara özgüdür. İnsan bilinci devreye girdiğinde ise bir farklılıkla karşılaşırız. Bu fark, insanın kültürel yaşantısı ve bilgi düzeyidir. Çağımızda merkezlerle kurulan bağın zayıflaması üzerine yazıyorum. Fakat insan doğası hâlâ yana yakıla bir merkez arıyor. Temennim merkezlerin çökmesi değil. Ne yazık ki, en iyi düşünceyle bakıldığında bile artık işlevlerini kaybedecekleri gö...