Ana içeriğe atla

GELECEKTE BAŞKA BİR DÜNYA

Ortadoğu alev alev olmuş. Ortadoğu’da savaş girmeyen ülke kalmış mı? Bu savaş kısa sürede bitecek gibi görünüyor. Ciddi planlar ve tutarlı, uzun soluklu savaşa hazırız mesajı hâkim, ancak dünya uzun soluklu savaşı kaldıramaz. Savaş uzarsa, birçok ülke tarafını seçmek ya da kopmak zorunda kalacak. Kopuş arayışı ve denge, bloklaşmayı beraberinde getirebilir. Ülkeler kan kaybederse içlerindeki tutarlılık zayıflar.

İran’ın ne kadar dayanacağı tam olarak bilinmiyor. Daha önce uyarıda bulunmuştum: Dünyada İran’ın, terör eylemleri gerçekleştirebilecek hücreleri vardır. Netanyahu bu konuda uyanık olduklarını söylemiş; eğer değillerse, savaş ve kayıplar başka üstleri içerden vuracak olursa, o ülkelerin sivil yapıları ayağa kalkabilir. Devlet refleksi köklü olan ülkelerden söz ediyoruz. Bu savaşı İran üzerine bilerek çekti; bu nedenle savaşın basit olacağını sanmıyorum. Savaş çabuk bitse bile her zaman uyanık olunmalı. Bu savaş tarih yazmak için başlatıldı.

Savaş uzarsa dünya büyük olaylara gebe. Çin petrol sıkıntısı yaşayacak. İran, Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Devam ederse maliyetler artar, rekabet gücü zayıflar ve sertleşir. Beni düşündüren başka bir durum var; birçok insan bunu düşünüyor. İran’ın elinde süpersonik füzeler bulunuyor ve bu füzelere Çin uydu desteği veriyor. Dolayısıyla ABD bütün deniz gücünü yığmış durumda; ABD donanması büyük yara alabilir. Bugün ABD’ye ait radar sistemi nokta atışıyla vuruldu. Öncesinde İran füzeleri bu kabiliyete sahip değildi.

Eğer bu saldırı doğruysa, savaşın ve yapılan askeri yığnağın bir esprisi, önemi kalmıyor. Uçak gemileri tehlikede. Hiçbir şey olmazsa ve İran’da beklenen halk devrimi gerçekleşmezse, ABD ve müttefiklerinde bu durum gurur haline gelirse masada iki seçenek kalır: kara harekâtı ve nükleer güç. Kara harekâtı kararı alınırsa Türkiye dikkat çeker; Türkiye sınır kapılarını ve askeri gücünü devreye almazsa hedefe alınır ve Türkiye iç savaşa çekilebilir. ABD'nin Uçak gemileri vurulursa, nükleer seçenek sahaya taşınır. ABD veya İsrail nükleer güç kullanırsa, dünya tarihi yeniden yazılır.

İronik bir olgu ortaya çıkar: İran’a savaş açıldı çünkü nükleer güç olması istenmiyordu. Ama günün sonunda, nükleer gücü olmayan İran, nükleer güç olan devletler tarafından tehdit ediliyor olacak. Tarih burada parçalanır. Amaç, savaşın ve Ortadoğu’da huzursuzluğun kaynağı olan İran’ın rejim değişikliğiyle kökten çözüm sağlamak ve bölgeye istikrar getirmek. Ancak gerçek bu kadar basit değil; çünkü aynı bakış açısı İran yönetiminde de var. Onların amacı da düşmanlarına üstünlük sağlamak ve Ortadoğu’nun hamisi olmak.

Aynı şekilde, İran’da rejim değişirse, ABD ve müttefikleri Ortadoğu’nun hamisi olacak başka bir devleti destekleyecek; bu ülke İran olmayacak, kesin. İran’ın enerji ve ekonomik zenginlikleri dolaşıma açılacak. Önemli olan, ABD’nin istediğini elde edip edemeyeceği. Eğer İran rejimi düşerse ambargolar kalkar ve Avrupa'nın enerji arzı sağlanır. ABD arka bahçesi olan Venezuela, Küba gibi ülkelere ayar çekiyor, Avrupa’yı şarta zorluyor, yeni dünya düzeninde riskleri ön görüyor, rakiplerini ve kapalı, açık olmayan yönetimleri global sisteme katılmaya zorluyor. 

Birden ABD dengeden çıkarsa, istikrar beklenmedik bir yöne kayabilir. Çin, Hindistan ve Avrupa üzerinden geçen İpek Yolu… Ortadoğu’yu kontrol eden, bu yola hakim oluyor. Çatışma ve savaşların bitmek bilmeyen düşmanlıkların arkasındaki sebepler anlaşılmış oluyor.

Başlayan bu savaşın sığ olmasının nedeni, geleceğin teknolojik gelişmelerine ve devrimlerine karşı sınırlı kalmasıdır. Bir gün bakacağız ve “Biz bu savaşları ciklet için vermişiz” diyeceğiz. Bu rant ve bağımsızlık kavgaları, gelecekte komik bir yerden ve ilkeli olarak değerlendirilecek.

Çünkü çıkan bu savaşta bağımlılık görüyorum: ekonomik, stratejik ve psikolojik olarak ülkeler birbirine bağlı. Gelecekte başka bir dünya olacak: savaşlar ve bağımlılıklar kalasik şekildeki amacını yitirecek, güç ve strateji yeniden tanımlanacak ve bugünün politik oyunları gelecekte sığ bir deneyim olarak tarihe geçecek.

Can Ezgin 

Telif  Hakkı Saklıdır 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...