Ana içeriğe atla

SOFT MERKEZ: ⅠⅠ - MERKEZSİZ EVRENDE İNSAN ve BİLİNÇ

Mutlak otoritenin hatları dolaylı manevi bir merkezle var oluyor. Bu durumda mutlak otoriteye bağlanan yaklaşımlar aracılığıyla değer ve normlar belirleniyor. Fikir düzeyinde toplumsal yaşamın sınırları ve yönünü insanlara gösterilmiş kabul ediliyor. Önemli olan hangi toplumsal sorunun mühim olduğudur. İki yüzlülüğü teşvik eden sosyal toplumlarda, dinsel ibadetler de yozlaşmaya mahkûm ediliyor. İletişim kanalları açık yürekli hesap verilebilir ve hesap alınabilir olduğu sürece her bireyin vicdanı güçlendikçe toplumların değerler yozlaşmıyor.

Dürüstlük, egemenlik duygusunu dar alanlardan geniş alanlara doğru açılmasını bilen gelişmiş bir uygarlıkta işbirliğine dönüşecektir. Yani dar alanlarda egemenlik adına dürüstlük gerekçelendirilirken, geniş yayılım alanlarında—özellikle uzay çalışmalarında—işbirliğine dönüşmelidir. Uzayda koloniler kurulacaksa, bu sadece mental ve aidiyet açısından kendini aşabilmiş bireylerin bu yerleşme imarında yer almasıyla mümkündür. Öyle ki, uzay ve başka gezegenlerde sürdürülecek çalışmalar, insanlarda duygusal ve zihinsel boşluğun izlerini canlı tutacaktır. Bu nedenle insan sürekli grup içinde gruplaşmaya yönelecek ve merkez arayışında olacaktır. Bu durum insanın vahşi içgüdülerini uyandırabilir.

Dolayısıyla ölçek küçüldükçe merkez sadece sembolik olarak var olmaya devam etmelidir. Genel anlamda toplumsal ölçek büyüdükçe, konfederasyonlar temsilden çok işlevsel ve en üst düzeyde tarafsız, objektif gözlem raporlarıyla sürekli güncellenecek sistematik bir işleyişle konfederasyon üyelerine bilgilendirme yapılmalıdır. Örneğin, bir bilimsel keşif yapıldığında, bu bulgu konfederasyon üyelerine sunulacak ve ilgili birimlere çek edilecektir. Gerekli görüldüğü takdirde takip ve gözlem süreci, anında uzman kişiler tarafından başlatılmalıdır.

Dolayısıyla soft merkez yönetim anlayışı, genel anlamda hayatın içinde yer alırken, küçük ölçekli merkez yönetimlerinde işlerin ve işbirliğinin iletişime dayalı koordinasyon süreçleriyle başlatılması hedeflenmesi uygundur. Yani bu merkezler, bildiğimiz otoritelere uzaktan ve yakından zerre kadar benzemeyecektir. Bu durumda dürüstlük kaçınılmazdır.

Farkındaysanız, merkezi katılaştıran yan unsurlar ve ilkel görüşler içgüdüyle hakimdir; ama içgüdüden vazgeçilmemesi gerektiğini de söylemek isterim. Yaratıcı unsurlar insanın derinlerinde uyuyor olabilir. Bu nedenle içgüdüler, belirsizlikte bize zihinsel ve işlevsel alanlar açabilir. Dolayısıyla insanız ve bir uygarlık inşa ettik. Ve bu seviyelere kadar geldik. Ben geldiğimiz yeri başarı veya başarısızlık olarak görmüyorum; sadece şuna bakıyorum: bugün olanlara.

Bugün olanlar, merkezi yapıların çürümenin ve çökmeye direniyor olmasının göstergesidir. Ve bu yapıların hâlâ dünyanın değiştiğini fark edemiyor oluşudur. Çözüm üzerine düşünmeye başladıklarında çok geç kalmış olursak, durum ağırlaşacaktır. Bu nedenle insan oğlunun soft merkez konusunu düşünmesi zorunludur. Otoritelerin keskin köşelerinden arındırılmış ve zihinsel, ruhsal gelişime kapı aralayan bir çağ üzerine düşünmeliyiz.

Evrenin işleyişinde merkezin olamadığını bilmek ve merkez düşüncesinin illüzyonlar üretebileceğini anlamak zorundayız. Belki merkez düşüncesi yaşamsal döngüde bizi izliyordur. Dolayısıyla sorumuz şu olmalı: İnsanlar bu merkez fikrine neden her alanda bu kadar önem verdi? Esas soru bu; cevabı “merkez yok” demekle geçiştirilemez. O zaman insanın irasyonel bir yanı vardır. Belki bu durumda evrimsel bir süreç söz konusudur.

Hatırlanırsa, bilinç içinde merkez işlevsel ve güvenlik alanı gibi okunuyordu. Merkez ihtiyacı, bilincin ve tipolojik, biyolojik ve toplumsal gelişimimizin doğasında yer alan bir kozaya dönüşmüş gibi duruyor. İnsanların ve diğer canlıların merkezsiz evrende güvenli alan içinde hareket halinde kalmaları zorunludur. Bu durumda benzer şekilde, diğer canlıların bir kısmı fikir bazında olmasa da içgüdüsel anlamda merkeze olan ihtiyaçları güvenli ve besin kaynaklarının temini için merkez olacak bölgeleri işaretliyor olmaları ve bu bölgelere mevsimsel döngüler sırasında göç etmeleri, içgüdüsel merkez ihtiyacını perçinlemiş olabilir.

Bugün burada neyi konuşuyoruz? İnsan, uygarlık bazında artık kendini aşma bilme konusunda, yeni ağlara bağlanması birbirleriyle iletişim odaklı konumlanması klasik merkezlerin bu yeni duruma zaman ve mekan açısından uyumlanamadığını göstermektedir. Bu, yeni bir dönemin konuşulması gerektiğine dahil sinyaller veriyor. Daha ötesi: merkezsiz evrende, canlıların merkez ihtiyacı yaşamsal anlamda  içgüdüsel ihtiyaç ise, bu ilişki şekli bize şunu söylüyor: Düzen ve çerçeve susuyorsa, evrenin merkezini güncelleyen bilinç devreye giriyor. Bu radikal bir fikir değildir.

Can Ezgin

Telif  Hakkı Saklıdır  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ'NDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ: DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Dünya bazen karmaşık bir labirent gibi hissettirir. Ülkeler ve insanlar, çıkar çatışmalarının ve tarihsel yaraların ortasında savrulurken, sanki görünmez bir güç bu karmaşayı daha da derinleştirir. Bugün dünya, yeni bir Bermuda Şeytan Üçgeni'nin kıskacında. Bu üçgenin köşeleri; Avrupa'da Ukrayna Savaşı, Ortadoğu'da bitmek bilmeyen çatışmalar ve Asya'da Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimle şekilleniyor. Bir yanda toprağın, diğer yanda inancın, öte yanda ise kimliğin savaşı... Hepsi bu üçgenin içine çekiliyor.  Tarihsel Arka Plan: İmparatorlukların Çöküşü ve Modern Bermuda Bu çatışmaların köklerini, imparatorlukların çöküşünde buluyoruz. Avrupa’da çatışma kökenleri, Osmanlı, Avusturya-Macaristan ve Rus İmparatorluklarının yıkılışıyla şekillendi. SSCB'nin dağılması, Ukrayna krizine zemin hazırlayan sınır ve kimlik sorunlarını derinleştirdi. Ortadoğu ise kolonyal mirasın yükü altında kaldı. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve Batılı güçlerin müdahaleleri, etnik v...