Zaman içinde olaylar, bir iki kişi etrafındaki olasılıklar arasında ilerlerken dönüyor. Yani evren mükemmel olsa da çöküşe müsaittir. Önemli olan, çöküşten sonra tekrar toparlanabilmesidir. Gerçek hayat buna uygundur; çöker ve yeniden inşa olur. Ama mükemmellik, hataların kaçınılması gereken olasılıklar evreninde yüzeye çıkar.
Sistem günceller. Neden? Uyum için. Uyum için güncellenen sistem, önceki sistemi temel alır. Ancak o sistemin ilk sürümü de ihtiyaçları karşılıyordu. Sonra ne oldu? Üst sürüm bir güncelleme geldi ve yeni uyumlamaya yanıt verdi. Bu aynı zamanda eski sistemin hatalarının giderilmesi anlamına da gelir.
Oluşum için donanımların, malzeme biliminin, enerji kavramının ve yazılım dilinin uygulanış biçiminin kökten değişmesi gerekiyor. Bu nedenle keşifler çağı önemlidir. Aksi hâlde yapılan her şey korumacı ve verim odaklı olur; hız kavramı her şeyin önüne geçmeye devam eder.
Dünyaya bak: sorunları sırala. Toplumsal sağlık sorunu, eğitim, savunma, teknoloji, iklimsel ve jeopolitik meseleler, ekonomik sorunlar… Görüldüğü gibi, birçok alanda sorunlara bağlı baskı birikiyor. Bu durum, kolektif dönüşümü gerçekleştirmemiz gerektiğini gün gibi gösteriyor. Bu dönüşümün işbirliği ile olacağına inanmak istiyorum.
Özetle, felaket tellallarına fazla kulak asmamalıyız. Benim tek endişem, iklim değişikliği ve dünyanın kırılgan yapısı; bu durum, savunma mekanizmalarını zayıflatıyor. Sürekli kavramlara odaklanıyoruz; geleceğimizi değerler üzerinden arıyoruz ve üzerinde düşünüyoruz. Ortak çıkarlar, sorumluluk alacak her kurum, kuruluş ve birey tarafından ölçü gözetilerek korunursa, gerçekçi bir ilerlemeye şahit olabiliriz.
Bir gün, dünyanın iç savunma mekanizmalarını güçlendirecek olursak, ekosistem kendini dışarıdan değil içeriden kuracaktır. Eskiye göre insanlar daha bilinçli olacak. Yapılması gereken, bu insanlara meydanı bırakmaktır.
Bilinçli insanlar zaman zaman susturuluyor. Önerileri olanlar dinlenmiyor, çünkü devletlerin de kendilerine göre kurucu ilkeleri var. Bu ilkeler değişse bile, gerçekten yanıt verebilecek şekilde mi değişecek? Yoksa sadece “değiştirdik” demek için mi? Şu anda öyle bir noktadayız ki, toplumlar bilinç üretmekten uzaklaştırılıyor.
Peki, bu erozyonun önüne nasıl geçilebilir? Bilgi eskisi gibi dikey değil yatay olarak aktarılıyor; fakat değerler bilinmiyor, çünkü değerlere saldırılıyor. Bu değerlerin işe yaramayacağı ve yeni radikal değerlere ihtiyaç olduğu düşünülüyor. Bu sırada yeni değerlere uygun ahlak nasıl olacak sorulduğunda ise kimsenin bir cevabı yok.
Değerler, olması gerekenlerden bağımsız olarak şekilleniyor. Efektif kararlar yerine, ufak gerginliklerle piyasaları etkiliyoruz ve menfaatler elde ediyoruz. Sonra ahlak diyoruz. Yani silah gücümüzü kullanma konusunda tehdit ediyoruz, eğer doğru yönetirsek, dünyaya karşı hamle yapıyoruz. Dolayısıyla güç belirleyici olurken değerlerin efektif yanı unutuluyor.
Şimdi taktikler değişmeli. Bu taktikler, gerçekten daha iyi bir dünya için mi, ya da küçük çıkar gurupları için mi kullanılacak? Yoksa uzun vadeli planlara dahil olarak, o galaktik uygarlık için mi?
Örnek vermek gerekirse: İran, Çin ve Rusya için bir sorun değilken, ABD ve müttefikleri için tehdit hâline geliyor. Burada çarpışan değerler hangileri? Belki de Orta Doğu bir kader anını temsil ediyor. Medeniyetlerin kurulduğu Mezopotamya, bugün de yeni bir medeniyetin sınav sahası. Avrupa tamamlandı ve ilerliyor. Rusya ve Kafkasya sürece hazır; süreç sancılı. Çin zaaflarını kullanmayı öğrendi. Orta Doğu hâlâ yolunu arıyor. Kudüs, kimlik bunalımı yaşıyor. Türkiye ise hâlâ net bir çizgiye oturmuş değil.
İlerleyen süreçte, hangi konularda işbirliği yapılacağı hâlâ net değil. İnsanlık olarak bunu bir yere bağlayabilir ve harekete geçebilirsek, medeniyet seviyemizi ortak bir hedefe doğru yönlendirerek, galaktik uygarlık ve insanlık seviyesini taşıyacak kültürel ve bilişsel adımı atmış oluruz. Buradaki konu memnuniyet değil; alınacak sorumluluklar ve görevlerdir.
Şu anda dünyada yaşanan her şey, geleceğe projektör tutma çalışmasıdır. Bu projektörler elene elene, gelecek netleşmeye başlar.
Ahlakın ruhunu ifade etmek gerekirse: Değerler ve teknoloji yalnızca araç olarak kullanılmadığı, evrimsel ve yapısal bir anlayışla şekillendiği sürece, bir yapının diğerinin önüne geçmesi söz konusu olmaz. İnsanlığın bu evreye ulaşması ise uzun zaman alacaktır.
Ahlak neden önemlidir? Çünkü ilişkiler ağı dediğimiz bu çağda, ilişkinin olduğu yerde sürecin verimli ve sürdürülebilmesi için değerler, o ilişkiyi uzun vadeli ayakta tutabilmeli ve konjonktürle etkileşimlerde ahlaki yapılar erozyona uğramamalıdır. Bugün ve yarın çağımız şunu yaşayacak: İlişkiler, illegal yapıların ağını ifşa etmeye başlayacak. O zaman geldiğinde A’dan Z’ye farkındalık, toplumların alt bilincine işlenecek. En kapalı toplumlar bile suça bulaştıysa suçları gün yüzüne çıkacak. Bu süreçteki riskler, toplumların ve bireylerin kısa hafızasında ortaya çıkabilir. Yani değerler erozyona uğratılırsa skandallar sıradan sayılacak. Toplumların köklü hafızası ile oynanacak.
Olumsuz gibi görünen her şey, ileride başka bir yönde olumlu şekle doğru yön alıyor. Belki bu süreç olumluya dönüşecek.
Değerler arasında insanlar, toplumlar ve uygarlıklar sürekli gel-git yaşar. Cennet gibi tasvirler, değerlerin ideal alternatif gerçeklik simülasyonunu bize sunuyor. İnsan, ne aradığını ve kendini bilme konusunda ne kadar yol aldığını kendine sormalıdır. Bu yalnızca bireyler için değil, toplumlar ve uygarlıklar için de geçerlidir.
Bilginin bilgiyle beslenmediği bir gelecekte, ahlakın öznesini sürekli soyut kavramlarda aramaya devam edeceğiz.
Doğa, nihai ekosistemini inşa ederken kaç tane evreden ve dönemden geçti? O zaman ben düzeni neye göre isteyebilirim? Kimin akıl modeline göre? Kant'ın mı? Kısacası düzen, doğanın işleyişine göre başka bir disiplindir. Çünkü nihai düzen yoktur. Burada düzeni belirleyen etkenlerin mevcudiyeti düzenlere önem kazanır.
Sosyolojik altyapıyı artık neredeyse verilere taşıyabildik. Bu muazzam bir şey. Ben yıllardan beri, “nasıl olacak” diye kara kara düşünürken, bu işi gerçekleştirmek için uğraşanlar varmış; bilerek ya da bilmeden.
Kimse, “ben tam anlamıyla doğruyum” ölçüsü ile kendine bir değer biçemez. Öğrenmek anlamında bugün geçerli, kalıcı bir kavramsal bütünlük ve işlevsellik kazanılmazsa, “yanıldım, öğrendim, bana eminlik kazandırdı” diyemez. Bugün enine boyuna anlayışım neyse, bu süreçlere dayalı kavradığım anlayışları paylaşıyorum.
İnsanlığın geneli gelecek odaklı olduğu için yönleri net değil. Sürekli bir tasavvur hâlindeler ve doğru bildiklerini idealize ediyorlar. Biz bugünü konuşuyor, bugünden yarını düşünüyoruz. İnsanlar her şeyi gerçek sanıyor. Bir şeyin ismi var, ama o şeyin nelerden oluştuğunu ve nasıl meydana geldiğini bilmiyoruz. Endüstriyel gelişim, bu anlayış durgunluğuna sebep oldu.
O nedenle bir şeyin adını bilmek bilmek değildir; ezberlemektir. Çok şey bildiğimiz günümüzde, doğru soru sormasını bilen kişi, insanları geçmişleriyle barıştırır, bugünü yaşamasını sağlar, geleceği tasavvur ettirmek değil, tasarlatır.
Gelecek nasıl tasarlanır? Önce soruyla görmeyi bilmek gerekir; bu genel anlamda uygarlık ve insanlık için de geçerlidir.
Artık sorular afişe ediliyor. Toplumların sorular soracağı döneme geldiğini bilenler, onlara soru sormayın demiyor; soracakları soruları açıkça şıklar halinde gündeme taşıyor.
Bir adım ötesi neden cehennem, bir adım gerisi neden cennet gibi? Bu soru hâlâ sorulmuyor. Sorulsaydı ne olurdu?
Cennet, bizi bulmadıkça bir adım kadar yakındır.
Cehennem, bizi içine çekmedikçe bir adım kadar yakındır.
Bir şeyin içinde olduktan sonra, cehennemin içinde bir lokma ekmek, bir bardak su, cennetin sevgisini içime taşır.
Bakış ve görebilmek neden önemlidir? Çünkü öteyi yakın kılıyorsun. Göründüğü gibi olmadığını biliyorsun.
Birey, kabul görmek için taklit etmez. O nedenle uyarıcılar ve uyaranlar önemlidir.
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder