İçsel dedim; yön arayışım bugün bu kavramla başladı. Sanat, toplumsal çatışmaların içinde sürüklenen insanlık için figüratif mi olmalı, yoksa soyut mu, boyutsal mı? Üçünü bir arada düşünmeyi tercih ediyorum. Üçüncü yol: boyut ve boyutlar arası geçiş. Sanat, figüratif, soyut ve boyutlu olmalı; yani hem dış dünyayı biçimsel olarak yansıtmalı, hem içsel duygulanımı çözümlemeli, hem de bu ikisi arasında bir geçiş alanı yaratmalı. İçin dışa, dışın içe evrilmesi, eserin sabit bir anlatımdan öte, yaşayan ve değişen bir yapı hâline gelmesini sağlıyor. Hatta bu geçişler, bir sentezi mümkün kılmalı; böylece izleyici ya da deneyimleyen kişi, esere sadece bakmakla kalmayıp, kendi içsel düşüşünü ve yükselişini de yaşayabiliyor. Bu nedenle sanat gerçek anlamda içimize düşmeli. Görünenin ardındaki duygu ve deneyimi ortaya çıkarabilmeli; yalnızca bir yüzey gösterisi değil, aynı zamanda varoluşsal bir yolculuk olmalı. Sanatın gücü, izleyiciyi içine çeken, düşünmeye ve hissetmeye sevk eden bu evrimleş...