Ana içeriğe atla

GERÇEKLE YÜZLEŞMEK

Gerçeklerden uzaklaşıyoruz, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde kendimizi yanılsamalarla sarıyoruz. Bu durum, gözle görülebilen açık bir şeyi görmezden gelmemizin sebebidir; çünkü bazen gerçekler sırtımıza olduğu gibi ruhumuza da ağır bir yük bindirirken aynı zamanda zorlayıcı olabilir. Bu yüzden onlara doğrudan bakmaktan kaçıyoruz. Ancak bu kaçış bir çözüm değil, aksine bir bataklık gibi bizi içine çekiyor. Kendi gerçeklerinden uzaklaşan insan, zamanla sorumluluk bilincini kaybeder ve bunun yerine şikayet etmeye, başkalarını suçlamaya, durumu değiştirmek yerine pasif bir şekilde söylenmeye başlar. Olan biten her şeyden uzaklaşan insan, yerli yersiz söylenir ve çocukça şikayetlerde bulunur. Önüne çıkan karanlık yolları aydınlatmak yerine, karanlığa söylenir ve kızar. 

Şikayet, çoğu zaman eylemsizliğin kılıfıdır. Kendi hayatımızın dümenine geçmek yerine, suyun bizi nereye götürdüğüne bakmadan akıntıya kapılmayı seçeriz. Hakikatten uzaklaştıkça, pusulasız yol alan bir kaptan gibi oluruz. Dalgalar bizi oradan oraya savururken, rotamızı belirlemek yerine suyun akışına teslim olmayı  seçeriz. Kendi ellerimizle dümenimizi bırakır ve sonra şikayet etmeye başlarız: “Neden buradayız? Neden yolumuzu kaybettik?” Oysa rüzgarın yönünü okumayanlar, haritaya bakmayanlar bizden başkası değildir. Hakikati görmeye cesaret edemediğimizden, dalgaların oyuncağı olmaktan başka bir seçeneğimiz kalmaz. Zamanla gerçekleri olduğu gibi kabul ederken, onları anlamaya çalışmak ve onlarla yüzleşmek özgürlüğü geliştirir, ilerlemeyi mümkün kılar.

Gerçeklerden kaçanlar giderek çocuk gibi bir tavır takınır. Çocukların şikayetleri çoğu zaman masumdur; çünkü onlar henüz kendi güçlerini tam anlamıyla keşfetmemişlerdir. Yetişkin bir bireyin, gerçeklerden kaçıp sürekli şikayet etmesi, onun kendi gücünden ve iradesinden vazgeçtiğini gösterir. Bir gölge gibi gerçeklerden kaçarken, kendi hayatının öznesi olmayı unutur. Tıpkı zamana direnen bir heykelin yüzünün aşınması gibi, insan da kendisini yavaş yavaş silikleştirir. Bu durum ruhsal anlamda gerilemeye işaret eder.

Oysa insan, gerçekleri görüp onlarla yüzleştiğinde olgunlaşır. Gerçek olgular zorlayıcı olsa da içsel büyümemizin temel taşıdır. Hayatımızın sorumluluğunu üstlendiğimizde, şikayet etmek yerine çözüm üretmeye odaklanırız. Bir heykeltıraş, mermeri yontarken elleri yorulsa da sabırla çalışmaya devam eder. İnsan, hakikatin çekiç darbeleri karşısında yıkılmak yerine, onlara direnç göstermeli, iradesini çelik gibi bileyerek şekillenmelidir. Teslimiyet, kör bir kabulleniş değil, bilinçli bir mücadele olmalıdır. Çünkü bildiğimizi dile getirdiğimizde dünya eskisinden çok daha iyi olacaktır. Değiştirmek için önce kendimizden başlamayı denemeliyiz. Önce içimizdeki kaosu disiplinle yoğurmalı ve karanlığı ışığa çevirecek kudreti göstermeliğiz. Hakikat karşısında eğilmek değil, onunla yüzleşmeye karar verdiğimizde savrulmadan kök saldığımızı gördüğümüzde yıkılmayacağımızı, zorluklara karşı ayakta kalacağımızı kavradığımız an kendimizi yeniden inşa etiğimizde gerçek gücümüzü kazanırız. Gerçek, acımasız olabilir ama ancak onunla yüzleşenler kendi yollarını çizebilir. Sisleri dağıtmak cesaret ister; pusulasını eline alanlar, yıldızlara bakmayı öğrenen yolcular, eninde sonunda rotasını bulacaktır.

Can Ezgin

Telif Hakkı Saklıdır

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...