Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ZAMAN ÇALKANTISI

Meraklı bir filozof adayı, Hegel’in zamanında yaşamaktadır. Bir gün Hegel’in kitabını okurken yaşadığı bir zaman deneyimini ona açmaya karar verir. Sonunda, kendisine “kaçık” yakıştırması yapılacağını bilse bile bu girişimini bir sorumluluk olarak görür. İçi rahattır. Hegel’in okuluna gider. Zar zor, Hegel’le birkaç saatliğine bir araya gelmeyi başarır ve bu şansı yaratır. Genç filozof adayı söze şöyle başlar:  “Sayın Hegel, sizinle görüşmek için gelecekten geldim.”  Bu anı her şeyden fazla önemser. Öğütlerinin önündeki taşları görünür kıldığını düşünür. Bu yol, herkesin bildiği ya da bilebileceği bir yol değildir. Yazmış olduğu kitap eşsizdir. Tecrübe ettiği zaman anomalisi ise akıllara durgunluk verecek niteliktedir. İlginç olan, bunun neden olduğu değil; ne zaman ve hangi çağda gerçekleştiğidir.      “Ben 21. yüzyıldan geliyorum. Sizin kitabınız hâlâ düşünceye bir kapı açabiliyor. Tinin rehber kitabı şu an elimde ve kitabı yazan siz, karşımda duruyorsunuz.”...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...

POSTYAPISALCI, LOKAL ZAMAN, AÇILAN ALAN

Derin düşünce, dostlarla amaçsız yürüyüşe çıkmaktır. Bir filozof böyle söylemişti… Dostlarla arayışa çıkabilmek. Üç beş aydan beri zamanın farklı yapılarını tecrübe ediyorum. 0:59. dakika gibi bir zaman anomalisinden sonra hayata bakışım değişti. Lokal zaman ile öznel zaman arasında tutarlı sorgulamalar yaparken bir anda zaman genişlemesine dair metafizik çıkarımlar yaptım. 0:59 dakikalık bir zaman kaybı beni olumlu anlamda etkiledi. Şu günlerde ise zamanın nasıl daralabildiğini tecrübe ediyorum. Ama ben zamanı genişletebilirsem, sanatıma yüzümü ve ruhumu dönebilirim. Bu süreçte sosyolojik olarak ne kadar sığ olduğumuzu da gördüm. Bu sosyal yapıyı aşamazsam sanatımdan kopacağımı düşünüyorum. Feodal ilişkiler modern maskeler takıyor; bu ilişkilerde zaman daralıyor ve satın alınabilir bir emtiaya dönüşüyor. Ben şimdi neye dönüşüyorum ve bunu yeni yeni fark etmeye başlıyorum. Yürüyüş bitmedi… Duygu ve düşüncelerin zamanla çözüldüğünü; insanların feodal yargılarla hareket ederken modern ha...

KÖPRÜ ve PARADOKS KURMACASI

Paradoksal Soru: Sokrates bir köprüden geçerken öğrencisi Platon onun yolunu keser. Yoluna devam etmek isteyen Sokrates’e Platon şunu söyler: —“Hocam, ilk söyleyeceğin cümle doğru olursa yoluna devam edebilirsin, ancak cümlen yanlış olursa seni suya atacağım.” Sokrates’in cevabı şu olur: —“Beni suya atacaksın.” Sokrates aslında Platon’un niyetini direk yüzüne söyler. Her hâlükârda Platon Sokrates’i suya atmaya çalışacaktır. Gerçekte Platon’un sorusu bir kurmacadır. Bu soruya verilecek cevap her şekilde Platon tarafından manipüle edilecektir ve Sokrates’in cevabı doğru olsa dahi boşa çıkacaktır. Ve Platon, Sokrates’i suya atacaktır. Sokrates Platona aklından geçen niyetini söyleyince tam tersi bir şey olur. Platon’un niyeti boşa çıkar. Bu soru hâlâ felsefe tarihinde beyin yakıyor. Felsefe laf ebeliği değildir ki. Platon’un karşısındaki öğretmeniydi. Platon'un Sokrates'in bilgeliğini kabullenemeyiş aşikardır. Bilgi ve bilgelik aslında soylu ve itibar sahibi, aynı zamanda güç...

TEHESUS, FELSEFE GEMİSİ

İki varlık arasında bir doğuş vardır; özellikle varlıklardan biri somut olmak zorunda değildir. Düşüncenin görünen ve görünmeyen çerçevelerinden ilerleyebiliriz: birinci çerçeve somut, diğeri soyuttur. Peki, soyut bir düşünce nasıl olur da somutlaşır? Ben burada sistemin yön verdiği ilişkiler ağından söz etmiyorum; zorunlu “evet”lerden ya da “hayır”lardan değil, salt düşüncenin alev almasından söz ediyorum. Desenler ve örüntüler bir anda değil, sürecin ilerleyişine ve içkin tutarlılığına bağlı olarak bende şekillenir. Yani, düşüncenin yalnızca kavrayışıyla nasıl ilerlediğimizi sorguluyorum. Ben “aslında varlık oldum, ona karıştım” diyemem. Bu durumda varlığın gerçek hâli bendir diyorum. Ama biz, varlığın “ben” olduğunu bilmiyoruz; onu hâlâ kendi dışımızda niteliyoruz. Felsefe bu yüzden zor ve bu yüzden değerli bir duruşu bize hatırlatıyor. Varlık, sevgi ile o ben ile kendine yaklaşır. Biz, içimizdeki benin —egonun— içinden varlığın doğmasına izin vermedik. Önce dönüş gelir; dönüşüm ...