Ana içeriğe atla

MERKEZSİZ EVREN ÜZERİNE - E II: MERKEZ YANILMASI

Bilinç, düşündüğümüzden daha fazlası olabilir mi? Evrendeki tek merkez sabitleyici bilinçtir. O hâlde yeni bir sabitleyiciye ihtiyaç vardır. Bu da ancak bir bilinç sıçramasıyla mümkün olabilir. Gelecek yıllarda, hatta medeniyetleri bir noktada tutabilecek yeni bir olguya ihtiyaç olduğu açıktır.

Tarihte bu gelişim nasıl olmuş? Bu benim için zor bir konu. Çünkü eski merkezler hâlâ hükmünü koruyor. Onları yok saymayacak bir merkeze ihtiyaç var; eğer merkeze gerçekten ihtiyaç varsa. Gerçekte merkez yoktur. Ama insan zihni ve bilinçli canlılar, bölgelerini işaretleyerek sabitlerler. Sabitleme meselesi aslında tüm canlılara özgüdür. İnsan bilinci devreye girdiğinde ise bir farklılıkla karşılaşırız. Bu fark, insanın kültürel yaşantısı ve bilgi düzeyidir.

Çağımızda merkezlerle kurulan bağın zayıflaması üzerine yazıyorum. Fakat insan doğası hâlâ yana yakıla bir merkez arıyor. Temennim merkezlerin çökmesi değil. Ne yazık ki, en iyi düşünceyle bakıldığında bile artık işlevlerini kaybedecekleri görülüyor. Nereye doğru gittiğimizi görüyorum ve bu gerçekten düşündürücü. Böyle dönemlerde neyin başlayıp neyin biteceğini kestirmek zor. Gördüğüm şey ise çok açık: Yıkımı ve çöküşü bizler başlatıyoruz.

Temelde sabit bir nokta yoksa, matematiği ve diğer bilimsel yöntemleri sabitleme amacıyla geliştirmişsek, bu sabitleme çabalarını ortadan kaldırdığımızda evreni nasıl yorumlamalıyız? Kısaca sorarsak: Evren nedir?

Bu durumda her çağda yeni bir anlayışa ve kavrayışa ihtiyaç duyarız. Her yeni çağ, aslında eski çağın sabitlerinin çökmesi ya da çözülmesidir. Bilindik bir fizikçi, evrenin düzen ve kaos ikilemi içindeki fizik kurallarını kavramıştır. Kaos ve düzen arasında aslında bir bağ vardır. Düzen, bilinç sabitleriyle yapılan bir hız ölçeklendirmesi sonucunda ortaya çıkar. Bu durum doğada gözlemlenebilir.

Örneğin evrenin başlangıcında, hızlı hareket eden parçacıklar vardır ve bu durum kaotik bir görünüm sunar. Ancak ilerleyen zamanda bir parçacık araya girer, hızlı hareket eden parçacığın hızını keser ve ayarlar. Böylece kaosun içinden düzen doğar. Fakat bu düzen sabit değildir. Çünkü düzenin ayakta kalabilmesi için sabitleyici bilinçlere ihtiyaç vardır. Bu nokta, fizikçiler açısından hâlâ tartışmalı ve anlaşılması zor bir alandır.

Asıl dehşet verici konu ise fizikçiler ve antropologlar açısından şudur: Çöküşün ortasında yer alan insan bilinci, varoluş bilinciyle birlikte nasıl oluyor da var olmaya devam edebilmektedir?

Gerçekçi olalım: Evren önce kaostu. Ölçekler küçüldükçe lokal merkezler görünür. Ölçekler büyüdükçe ise gerçekte merkez olmadığı ortaya çıkar. Hatta ilerleyen dünya zamanını düşünelim. Zamanın saliseden daha küçük birimi nedir? Lokal düzenler vardır; ancak ölçek büyüdükçe merkezsiz bir evren ortaya çıkar. Zaman için de benzer bir durum söz konusudur.

Evrenin başında (Planck zamanı civarı): saf kaos. 

Zaman ilerledikçe: etkileşimler → simetriler → kırılımlar       

Zaman ilerledikçe: etkileşimler → simetriler → kırılımlar   

Düzen mutlak değil, geçici ve ölçeğe bağlı.                                  

Merkez yok ama yerel merkez yanılsamaları var.

Planck zamanı. Planck zamanından “zaman” nasıl doğdu? Orası gerçekten zihni hafifçe ürperten bir yer.  

Zamanın en küçük biriminde merkez ve düzen var.  

Klasik anlamın dışında uzay yok. 

Klasik anlamın dışında zaman yok.

Klasik anlamın dışında nedensellik net değil.

Evrenin merkezi yok. Her nokta eşdeğer. Ama en küçük ölçekte her nokta kendi içinde merkez. Çünkü referans alabileceğin başka bir şey yok. Düzen, dışarıdan dayatılmıyor, etkileşimle beliriyor. Planck ölçeğinde, her olasılık üst üste... bir etkileşim, bir “kesinti”, bir seçim olunca yerel düzen doğuyor.  Bilinç, Planck ölçeğinde “ölçüm” değil de “sabitlenme” midir?  

Can Ezgin

Telif  Hakkı Saklıdır                                                                

                                 

                   



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ'NDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ: DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Dünya bazen karmaşık bir labirent gibi hissettirir. Ülkeler ve insanlar, çıkar çatışmalarının ve tarihsel yaraların ortasında savrulurken, sanki görünmez bir güç bu karmaşayı daha da derinleştirir. Bugün dünya, yeni bir Bermuda Şeytan Üçgeni'nin kıskacında. Bu üçgenin köşeleri; Avrupa'da Ukrayna Savaşı, Ortadoğu'da bitmek bilmeyen çatışmalar ve Asya'da Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimle şekilleniyor. Bir yanda toprağın, diğer yanda inancın, öte yanda ise kimliğin savaşı... Hepsi bu üçgenin içine çekiliyor.  Tarihsel Arka Plan: İmparatorlukların Çöküşü ve Modern Bermuda Bu çatışmaların köklerini, imparatorlukların çöküşünde buluyoruz. Avrupa’da çatışma kökenleri, Osmanlı, Avusturya-Macaristan ve Rus İmparatorluklarının yıkılışıyla şekillendi. SSCB'nin dağılması, Ukrayna krizine zemin hazırlayan sınır ve kimlik sorunlarını derinleştirdi. Ortadoğu ise kolonyal mirasın yükü altında kaldı. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve Batılı güçlerin müdahaleleri, etnik v...